halil

@halil
Üye
calendar_month Ocak 2025 tarihinde katıldı
İletiler
ha
#Edebiyat - @halil
İleti
2a
Yörünge
Yörünge

Kuyulardan çıktım, iklimlerin fırtınalarından geçtim. Arşınladım yolları, yamaçları tırnak tırnak… Sözde senden kaçıyordum. Bir sen bir ben ıssız sahranın çöllerinde iki kum tanesi, birbirine yapışık talihleri… Ne uzaklaşıyordum ne uzaktaydın; ne yakınımda ne yakınında ama hep aynı dairenin kucağında. Üç virgül ondört’ün sınırı gelmeyen uzun yolculuğunda bir değil her yanım tutsaktı sana…
Anne ninnisinden uzak ağıtlarıma tutunurken bir başıma devesiz bedeviydim kızgın güneş altında. Gölgene sarılmak yeterdi yoluma kazdığım çukur ömrümü gömmeseydi.
Biliyorum! Zamanın not tutulmuş tarihinde saklandık. Ne sen sobelemek için bir gayrette ne ben ebelenmek için oyundaydım. İkimizde suskun dili lal Hüthüt gibi Anka’dan medet ummaktaydık.
Kırık bir aynaya gömmüştüm umutlarımı. Bin olup karşıma dikiliyordu yeniden. Cevapsız sualler zihnimde işgallenirken vazgeçmenin ağırlığıyla sırçamdan bana doğuyordun yeniden. Her doğuşta ölüyordum sensizlikten…
Harflerim hep ünsüzdü. Cümle kursam sesi ulaşmayacaktı kulaklarına. Hangisini seçsem anlamsız geliyordu boyumuzdan büyük aşkımıza. Büyük de konuşmamıştım ama çok büyük susmuştum o yıllarda… En büyük ceza buydu bana ve sana…

Affeder misin sendeki beni? Biriken zamandan sıyırıp siler misin gözlerimi? Temizler misin ruhuma, bedenime çöken kiri? Çok yoruldum. Hayatın patikasından hasretine tutundum. Her şeyin gibi hasretinde özeldi yaralarımı örten sargı, ağrılarımı dindiren merhemdi.
Şimdi!
Yalnız bir palmiye altında bekliyorum. Kiraz ağacı dallarındaki şarkılanan cıvıltılardan uzak, martıların alaycı bakışlarında kendimi arıyorum. Bana kurduğun o cümleyi “ Seni sevdiğimi daha nasıl söyleyeyim; caminin minaresinden mi duyurayım?” Çığlığını çok daha net duyuyorum.



1.324
ha
@halil
İleti
2a
İlk hikaye, İlk paragraf.
Zincir(İlk hikâye, İlk paragraf incelemesi.)

"Yaz kış ocağı hiç sönmezdi. Her gün üflediği körük, tavanda yılların ısını biriktirmişti. Talaş ve kömür çuvalları her zaman aynı köşede durur, eksildikçe üstüne yenisini eklerdi."

İlk cümlede ara mevsimleri de içine katarak “yaz kış” ve ardından “her gün” yılmadan aynı rutinin; güneş etrafında dönen bir gezegen edası gibi sürekliliğini vurgular. Bunu yaparken kullandığı kelimelerin birden çok verdiği katmanlar dört cümlelik paragrafı sayfalarca genişletir.

Ocak: Sadece ısınma aracı değildir. Yanan ocak ki yaşanılan mekânın canlı olduğuna: “üflenilen körük” varoluşun hayatı nefese vurgu olduğunu anlatır. Eksilme ve ekleme tezat üzerinden hayatın doğumla eklemlenirken, ölümle eksildiğine çağrışım yapar.

Hikâyenin başlığı “Zincir” sembolizm olarak baktığımızda: Bağlanmanın ve tutsak olmanın, esaretin sıkı halkalarıdır. Çoğu insan buna gönüllü olur farkında olmadan. Yıllar bu izi tavanda is olarak bırakırken ocağı tüttüren demirci tavanda biriken o tutsaklığı fark edemez.

"İnsan kendi içindeki kaosu düzenlemeye çalıştıkça, dışarıda ki dünyayı darmadağın eder." Frederich Nietsche’ nin bu sözünü hikâyenin başında bir manifesto olarak tutması; hikâye okundukça insanın yaparken neleri bozduğuna, tarumar ettiğine daha net tanık oluyoruz…

Güçlü kaleminize sağlık Ebru hocam.

Saygılarımla…
3.115