"Yaz kış ocağı hiç sönmezdi. Her gün üflediği körük, tavanda yılların ısını biriktirmişti. Talaş ve kömür çuvalları her zaman aynı köşede durur, eksildikçe üstüne yenisini eklerdi."
İlk cümlede ara mevsimleri de içine katarak “yaz kış” ve ardından “her gün” yılmadan aynı rutinin; güneş etrafında dönen bir gezegen edası gibi sürekliliğini vurgular. Bunu yaparken kullandığı kelimelerin birden çok verdiği katmanlar dört cümlelik paragrafı sayfalarca genişletir.
Ocak: Sadece ısınma aracı değildir. Yanan ocak ki yaşanılan mekânın canlı olduğuna: “üflenilen körük” varoluşun hayatı nefese vurgu olduğunu anlatır. Eksilme ve ekleme tezat üzerinden hayatın doğumla eklemlenirken, ölümle eksildiğine çağrışım yapar.
Hikâyenin başlığı “Zincir” sembolizm olarak baktığımızda: Bağlanmanın ve tutsak olmanın, esaretin sıkı halkalarıdır. Çoğu insan buna gönüllü olur farkında olmadan. Yıllar bu izi tavanda is olarak bırakırken ocağı tüttüren demirci tavanda biriken o tutsaklığı fark edemez.
"İnsan kendi içindeki kaosu düzenlemeye çalıştıkça, dışarıda ki dünyayı darmadağın eder." Frederich Nietsche’ nin bu sözünü hikâyenin başında bir manifesto olarak tutması; hikâye okundukça insanın yaparken neleri bozduğuna, tarumar ettiğine daha net tanık oluyoruz…