Politik önyargıların azaltılmasında, bireylerin farklı perspektifleri anlamalarını teşvik eden eğitim programları etkili olabilir. Örneğin, farklı ideolojik gruplardan bireylerin bir araya gelerek diyalog kurduğu etkinlikler, önyargıları azaltmak için güçlü bir yöntemdir.
Fazıl Say gibi isimlerin çıkışı Ulu Önder Atatürk'ün başlattığı hareketin neticesidir. Bu hareketi "Büyük Adam" başlatmıştır, biz de ona layık bir şekilde devam ettirmeliyiz.
Kader, insanın beklemediği anda güzellik getirir hayatına, kimi insan yaşadıklarını unutur kimi de değişir zamanla... Sonra yaşadıklarını unutan tekrar yaşar, yeni yara açar hayatında; Değişen de değiştirenin gazabına uğrar bir zaman sonra; Hayat işte bir yerden toparlar zannedersin oysa dağıtmak için borç verir mutluluğu sana...
Nakl yolu ile anlaşılan, ya’nî Peygamberlerin “aleyhimüsselâm” söyledikleri şeyleri, akl ile araşdırmağa uğraşmak, düz yolda güç giden, yüklü bir arabayı, yokuşa çıkarmak için zorlamağa benzer. Yokuşa doğru at, kamçılanırsa, çabalaya çabalaya, yâ yıkılıp canı çıkar. Yâhud, alışmış olduğu düz yola kavuşmak için sağa, sola ve geriye kıvrılarak arabayı yıkar ve eşyâlar harâb olur. Akl da, yürüyemediği, anlıyamadığı âhıret bilgilerini çözmeğe zorlanırsa, yâ yıkılıp, insan aklını kaçırır veyâ bunları alışmış olduğu, dünyâ işlerine benzetmeğe kalkışarak, yanılır, aldanır ve herkesi aldatır. Akl, his kuvveti ile anlaşılabilen veyâ hissedilenlere benzeyen ve onlara bağlılıkları bulunan şeyleri birbirleri ile ölçerek, iyilerini kötülerinden ayırmağa yarayan, bir mi’yârdır, bir âletdir. Böyle şeylere bağlılıkları olmayan varlıklara eremiyeceğinden, şaşırıp kalır. O hâlde, Peygamberlerin bildirdikleri şeylere, akla danışmaksızın inanmakdan başka çâre yokdur. Görülüyor ki, Peygamberlere “aleyhimüssalâtü vesselâm” tâbi’ olmak, aklın gösterdiği bir lüzûmdur ve aklın istediği ve beğendiği bir yoldur. Peygamberlerin, aklın dışında ve üstünde bulunan sözlerini, akla danışmağa kalkışmak, akla aykırı bir iş olur. Gecenin koyu karanlığında bilinmiyen yerlerde, pervâsızca yürümeğe ve engin denizde, acemi kaptanın, pusulasız yol almasına benzer ki, her ân uçuruma, girdâba düşebilirler. Nitekim, felsefeciler ve tecribeleri hayâlleri ile îzâha kalkışan maddeciler, aklları dışında bulunan sözlerinin çoğunda yanılmış, bir yandan birçok hakîkatleri meydâna çıkarırken, bir tarafdan da, insanların se’âdet-i ebediyyeye kavuşmalarına mâni’ olmuşlardır. Tecribelerin dışına taşmıyan akl sâhibleri, bu acıklı hâli, her zemân görmüş ve bildirmişdir. Misâlleri çokdur. Felsefecilerin üstâdlarından olan Aristo için meşhûr Alman kimyâgeri profesör (F.Arnd)ın da, İstanbulda çıkan, türkçe (Tecribî kimyâ) kitâbındaki (Fen ve ilm terakkîsinin, hemen hemen binbeşyüz sene içinde durmuş olması, kısmen Aristo felsefesinin kabâhatidir) yazısı, bu doğru sözlerden biridir.
Biri doğaya karşı gelmek ister, ötekiyse boyun eğer. Bana durmaksızın kaderden söz ediyorsun, peki, onun düzeni, dolayısıyla da erdemi sevdiğini sana kim kanıtlar?
. Aile içinde büyürken yeterince önemsememek ve değerli bulunmamak. . Düşük özgüvenli olmak. . Çocuklukta yeterince duyulmamış, görünmemiş, önemsenmemiş olmak bakıcı rolünü kolaylıkla üzerimize almamıza neden olur.
Ortodoks inanç, her bireyin kendine özgü bir iç sesi ve asla tekrar edilemeyecek deneyimleri olduğuna inanır. Her insan dünyaya farklı açılardan yansıyan özgün bir ışık huzmesidir, her biri evrene renk, derinlik ve anlam kazandırır. Bu nedenle bireylere dünyayı deneyimleyebilmeleri adına olabildiğince özgürlük tanımamız, iç seslerini dinlemelerine ve içlerindeki doğruyu paylaşmalarına izin vermemiz gerekir. Siyasette, ekonomide ya da sanatta bireylerin hür iradesi, devletin çıkarlarının ve dini dogmaların önünde olmalıdır. Bireysel özgürlükler dünyayı daha güzel, daha zengin ve daha anlamlı kılacaktır.
Betül Fırat, “Müphem Zincirler”de görünmeyeni görünür kılarken duyguların en ince tonlarını ustalıkla resmediyor. Karakterlerin iç çatışmaları, okurda hemen hemen her duyguyu deneyimletiyor; şaşırma, tebessüm, coşku... Hepsi en doğal hâliyle bir arada. “Ekranlar araya girse de, içten gelen bir bakış her mesafeyi aşabilir” sözü, kitabın temasına güçlü bir ahenk katıyor.
Metindeki ritim ve dilin sıcaklığı, kitabı tek nefeste bitirme isteği uyandırıyor. Her sayfa, pozitif bir enerjiyle dolup taşarken, karakterlerin umut dolu adımları bizde de yeni başlangıçlar için ilham fışkırtıyor. Müphem zincirlerin kırıldığı anda okur, kendi özgürlük alanını keşfetmeye hazır hâle geliyor.
Kitabın Adı: Vatan Yahut Silistre Yazarı: Namık Kemal Yayınevi : @mavicatiyayinlaricomtr Türü: Tiyatro Basım Yılı: 2016 Sayfa Sayısı: 173 Sayfa
Düşünceler: Namık Kemal ' Vatan Şairi ' olarak bilinir. Döneminin önde gelen milliyetçi, vatansever simalarından birisidir. Ömrünün büyük kısmı sürgünlerde geçmesine rağmen devletine asla küsmemiş ideallerinden de vazgeçmemistir.
Toplumsal mesajların tiyatro yoluyla verilebileceğine inanan yazar bu tür eserler vermiştir. 1873 yılında ilk yayınlandığı ve sahnelendiği andan itibaren büyük ses getiren bu eser dört beş dile de çevrilmiştir.
Silistre Osmanlı Döneminde Bulgaristan , Romanya ve Kırım 'a kadar uzanan bir sancakbeyliğidir. Silistre Kalesi 'de Tuna Nehri 'nin yanında Kırım Yarımadası 'nada yakın bir yerdedir.
Tiyatro türünde epik bir hikaye olan eserde kahramanlık, milliyetçilik ve aşk temaları işlenir. Yazar adeta Vatan sevgisini imbekte geçirip yazmıştır bu eseri. Vatanı için canını hiçe sayan kahramanların ışığı bugünü değil geleceği de aydınlatır aynı zamanda
Kitabın ikinci bölümü yine Tiyatro eseridir. Savaş teması daha az işlenir. Evlilik, sadakat gibi olgular üzerinde daha çok durulur. Yazarın " İntibah " romanındaki Mahpeyker'e benzeyen bu kötü kadın ihtirasları uğruna felaketlere neden olur. Ama kendi sonuda en az kötülükleri kadar acılı ve acıklı olacaktır.
Türünün eşsiz örneklerinden olan bu eseri herkesin okumasını isterdim. Hatta okumakla kalınmasa tüm okullarda Tiyatro olarak gösterilse keşke
Not: Okuduğum her kitabı paylaşmıyorum. Polemiğe neden olacak eserleri paylaşmadığım için 82 'den 84'e atladım. Bilgilerinize arz olunur)
Kitabı okurken birçok duyguyu hissettim, ve iyi ki et yemiyorum dedim.
İnsanoğlu bu kadar gözü aç yok etme duyguyu sahip .
Kitapta hayvanlardan oluşan bir virüs nedeniyle et sıkıntısı çözmek için kendi türünü insanoğlunu sofraların önüne seriyor. İnsanoğlu hayvanlara uyguladığı şiddeti Kendi türüne yapıyor. Ürkütücü olsada gelecek bize neyi gösterir kitapta önünüze seriyor açıkça.