En iyisi düşünmemekti. Kaçmaktı. Kendi içime kaçmak. Fakat bir içim var mıydı? Hatta ben var mıydım? Ben dediğim şey, bir yığın ihtiyaç, azap ve korku idi.
Yüzeysel okunup geçilemeyecek bir öykü kitabı. Adını en çok da öykülerin sonlarında hak ediyor. Tuhaf ve üzerine düşünülmesi gereken sonlara sahip her bir öykü. Öykü okumaları yapanların es geçmemesi gereken bir eser.
Aydınlanma felsefesinin başlamasına yol açan John Locke ve aydınlanma felsefesinin zirve noktası olarak kabul edilen David Hume'un karşılaştırılması üzerine yazılmış bir eserdir. Eserde aydınlanma felsefesinin temsilcilerinin din anlayışlarına kapsamlıca yer verilmiş yer yer bu düşüncelere dair başka filozoflarında görüşleri aktarılmıştır. Her ele alınan konunun sonunda filozofların düşünceleri değerlendirmeye tabi tutulmuştur. Eser akademik bir dille ele alınmasına rağmen okuyucuyu boğmayan, okunmasından lezzet alınan bir eserdir. Eser üç bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde John Locke'nın bilgi kuramı ve din anlayışı üzerine, ikinci bölümünde ise David Hume'un bilgi kuramı ve din anlayışı üzerine ve üçüncü bölümde ise her iki filozofun anlayışlarının karşılaştırılması üzerine çalışma yapılmıştır.
Eğer Tanrı'ya inanıyorsam sonuçta inanmak da benim seçimim. İçimdeki ben Tanrı'ya inanmam gerektiğini söylediği için inanıyorum. İnanıyorum çünkü Tanrı'nın varlığını hissediyorum ve kalbim bana Tanrı'nın orada olduğunu söylüyor. Eğer Tanrı'nın varlığını artık hissetmiyorsam kalbim bir anda Tanrı'nın olmadığını söylemeye başlıyor ve inanmayı bırakıyorum. Her iki durumda da tek otorite hislerimdir. Tanrı'ya inandığımı söylediğimde bile aslında kendi iç sesime çok daha derinden güveniyor ve inanıyorumdur.
Mağazaların köşelerinde, apartmanların yanında İngilizce, Türkçe, yeri geldiğinde Fransızca, Rusça şarkı söyleyen genç kadınlar, erkekler ve çocuklar eğleniyor. Serenay Özkan
Kemal Tahir'in doğal ve her duruma uyum sağlayan üslubunu seviyorum. Her ne kadar politik görüşünü desteklemesem de gerek Mike Hammer çevirileri gerekse Çorum üçlemesi -Büyük Mal, Köyün Kamburu, Yediçınar Yaylası- kitapları ile gerçekçi ve yerinde eleştirilerde bulunduğu eserler ortaya koyduğunu düşünüyorum.
Kemal Tahir eleştirilerini esirgememiş, biraz da provokatif bir cesurlukta dile getirmiş. Oldukça sert ve bu tür yaşantılarla karşılaşmamış kesimin aşırı bulacağı türde gözlemleri var.
Büyük kimdir? Maddi imkanı benden büyük olan mı? Hayır. İlmi, davranış biçiminin doğruluğu benden üstün olandır büyük. . . 'Ben' başkasının hukukuna riayet etmeden yükselmek isteyen şeydir..
Bir sürü kitap okudu ama içindeki huzursuzluk azalmak yerine daha da büyüdü. Her kitabın tek tek her sayfası bilgi alemine açılan birer gözedeme deliğiydi. Okudukları açlığını daha da artırdı.
Nazım Hikmet de Atatürk'e mektup yazmıştı. Bakın ne demişti: Cumhurreisi Atatürk'ün Yüksek Katına, Türk ordusunu "isyana teşvik" ettiğim iddiasıyla "on beş yıl ağır hapis" cezası giydim. Şimdi de Türk donanmasını "isyana teşvik etmekle" suçlanıyorum. Türk inkılabına ve senin adına and içerim ki suçsuzum. Askeri, isyana teşvik etmedim. Kör değilim ve senin yaptığın her ileri dev hamleyi anlayabilen bir kafam, yurdumu seven bir yüreğim var. Askeri, isyana teşvik etmedim. Yurdumun ve inkılapçı senin karşında alnım açıktır. Yüksek askeri makamlar, devlet ve adalet, küçük bürokrat ve gizli rejim düşmanlarınca aldatılıyorlar. Askeri, isyana teşvik etmedim. Deli, serseri, mürteci, satılmış; inkılap ve yurt haini değilim ki, bunu bir an olsun düşünebileyim. Askeri, isyana teşvik etmedim. Senin eserine ve sana, aziz olan Türk dilinin inanmış bir şairiyim. Sırtıma yüklenen ve yükletilecek hapis yıllarını taşıyabilecek kadar sabırlı olabilirdim. Büyük işlerinin arasında seni bir Türk şairinin felaketi ile alakalandırmak istemezdim. Bağışla beni. Seni bir an kendimle meşgul ettimse, alnıma vurulmak istenen bu "inkılap askerini isyana teşvik" damgasının ancak senin ellerinle silinebileceğine inandığımdandır. Başvurabileceğim en inkılapçı baş sensin. Kemalizm ve senden adalet istiyorum. Türk inkılabına ve senin başına and içerim ki, suçsuzum.
Bu mektup Atatürk'e ulaşamadı. Atatürk ağır hastaydı.