Bişeyler bilmek ve akıllı olmak güzel bişey Ve keşke dünyadaki herbişeyi bilseydim diye düşünüyorum. Keşke diyorum şu anda tekrardan akıllı olabilsem. Eğer olabilseydim oturur durmadan okurdum.
Hayat nasıl biteceğini bilmediğimiz bir şeydir. Bazen de bitmeyen bir hikâye. Bazen geldiğimiz yere geri dönmek için cebimize çakıl taşları koyar ve iz olarak onu yürüdüğümüz yollara bırakırız. Geri dönmek istediğimizde bazen o taşların yerinde olmadığını bazen de o taşlardan çok faz- la olduğunu görürüz. O zaman kendimizi yolunu kaybetmiş bir insan olarak mı görmeliyiz? Sadece çakıl taşlarına güvendiysek yolumuzu bulabilmek için, baştan kaybetmiş sayılırız yolumuzu. Gönüllerimizin yolunu kaybettik ve Allah bulmamız için bizi burada, bu şehirde tekrar bir araya getirdi. Hikâyemizi tamamlayabilmek için başka hikâyelerin içinde rol almamız gerekti.
Sevgilinin diyarına kurmak lazım şehirleri. Her caddenin adı sen. Her sokağın adı sen olsun. Güneşi senle doğsun. Senle hiç batmasın. Rüzgarı senle essin. Yağmuru sen yağsın. Toprağında sen açsın.
İngilizceye The Adolescent olarak çevrilmiş. Bizde ise Delikanlı. Bana kalırsa bizdeki çeviri daha yerinde olmuş ana karakterin yaşını göz önünde bulundurursak.
Özellikle babasıyla, toplumla, kendiyle tam bir anlaşmaya varamamış, yolunu bulmaya çalışan bir gencin hikayesini yazmış Dostoyevski. Bence çok da başarılı olmuş.
Dostoyevski ise bu kitabını yazarken her kelimesiyle toplumunun açgözlü, kontrolsüz oluşunu küçümsüyor.
Yazarın kitaplarının konusunu çok da uzun anlatamaya gerek yok. Okumayanlar bile bir önseziye sahiptir diye düşünüyorum.
Sonda söylemem gerekeni mi başta söyleyeyim; yoksa bunu yazının en başında zaten söylemeli miyim, bilemiyorum. Jodi Picoult ters köşeleri❤️ ben . Ne yazsa okurum dediğim yabancı yazarlar sıralamasında kesinlikle.. İçim yana yana , yakıla yakıla ağlayarak okudum yine. Anne olmam, tıpkı onunki gibi 1 erkek ve 2 kız çocuğuna sahip olmam, ağlayışlarımda etkili olmuş mudur? Mümkün. Ama hal böyle olmasaydı da sonuç fazla değişmezdi. Bu kadının kitaplarını seviyorum çünkü sürekli güncel konularla tüm insanlığı etkileyecek şekilde yazıyor ve sanki yazdığı her şey tartışmaya açık gibi duruyor. Olayları tüm kahramanların bakış açısıyla yazmasına da bayılıyorum. Sonuç olarak dediğim gibi ne yazsa okurum 👌🤌
Tolstoy, "Anna Karenina"da aşkın trajik sonunu anlatırken, Levin ile Kitty’nin evliliğinde sevginin sakin bir nehir gibi aktığını gösterir: "Artık onu sevmiyordum; onunla yaşıyordum, o benim havamdı."
Ortadoğu’nun Dicle ve Fırat uygarlığı olarak bilinen bir nehir vadisi uygarlığı, Mısır’dan eski olsa bile İbrani Tevrat’ında burası “Aram Naharayim” başka bir deyişle “İki nehrin arası” olarak adlandırılır.
Romanda günümüz dünyasında sürekli başarı odaklı yaşamının insan ruhunu nasıl yorduğunu anlatıyor. Kahraman birazda zorunlu nedenlerle çıktığı bir yolculukta hayata karşı bakış açısını değiştiriyor ve doğu felsefeleri ile tanışıyor. Akıcı bilgi verici sürükleyici bir kitap.
Ah Küçük Prens… Bu kitabı ilk okuduğumda daha 10 yaşındaydım o an okurken bile çok sevdiğim bir kitaptı kendisi . Kitap okumayı çok seven bir çocuk değildim ama bu kitabı elime verdiklerinde kapağı beni içeri doğru çekti gibi hissettim, ilk sayfasından hayran kaldım. Bir pilot ve küçük prensin tanışmasıyla başlıyor hikaye,bu kitap her insan farklı renkte olsa da her insanın sevgiye ihtiyacı olduğunu hatırlatmakta aynı zamanda.Bir çok yerde de duymuşsunuzdur Küçük Prensi.Kitabı okurken küçük prens siz oluyorsunuz sanki çok güzel bir tarzla yazılmış bir kitap.Herkesin okumasını isterim.Şu zamana kadar tüm incelemelerimi unutun bu kitabı okuyun derim :)
"Hakikaten şu insanlar pek müz'iç mahlûklardı. Kendi akıllarının üstünlüğüne inanarak başkalarına öğüt vermekten vazgeçmiyorlar, fakat kendi gülünçlüklerini, zavallılıklarını da bir türlü idrâk edemiyorlardı."
Henüz vakit varken, gülüm, Paris yanıp yıkılmadan, henüz vakit varken, gülüm, yüreğim dalındayken henüz, ben bir gece, şu Mayıs gecelerinden biri Volter Rıhtımı'nda dayayıp seni duvara öpmeliyim ağzından sonra dönüp yüzümüzü Notrdam'a çiçeğini seyretmeliyiz onun, birden bana sarılmalısın, gülüm, korkudan, hayretten, sevinçten ve de sessiz sessiz aglamalısın, yıldızlar çiselemeli incecikten bir yağmurla karışarak.
Bilge darbe alır ama aldığı o darbeleri bastırır, düzeltir ve durdurur, buna karşılık küçük olanları hissetmez, onları karşı o her zamanki, katı dayanma erdeminden yararlanmaz, aksine, onları ciddiye almaz ya da sadece gülünesi şeyler olarak görür.
"Siz kadınların en cazip yanı, bir erkeği şevkle, kendinizi feda edercesine sevebilme gücünüzdür; biz erkekler böyle bir sevgiyi kendi varlığımızı tamamlayan bir unsur olarak görürüz."
Kadının saygı görmediği, eşit olmadığı bir evliliğin içinde büyümüş bir çocuğa istediğiniz kadar eşitlikten bahsedin; yerleşmiş davranış kalıbı başka olacaktır.
Şükür cehalet bitti! Kimse okumuyor, herkes yazıyor. Kimse öğrenmiyor, herkes biliyor. Kimse susmuyor, herkes konuşuyor. Kimse çekilmiyor, herkes ortada. Kimse kederlenmiyor, herkes şenlik. Kimse yere bakmıyor, herkes gökyüzü. Kimse sevmiyor, herkes arzu ediyor. Kimse gözyaşı değil, herkes küfür. Kimse eşik değil, herkes ufukların ötesi. Kimse gölge değil, herkes ışık.
Tevazu bitti. İncelik bitti. Hatıra bitti. Gönül bitti. Şarkı bitti
“Eğer dünyadaki herhangi bir konu üzerine düşüncelerinizi dürüstçe söylemenizi ayıplanacak bir şey olarak gören insanlar arasında acı bir yalnızlık çekerek yaşamınızı sürdürmüş ve orta yaşlarınıza merdiven dayamışsanız, konuşma ihtiyacı bütün ihtiyaçlardan daha büyüktür.”