Karanlıkta bir süre nefes seslerini dinledim.
Çok yakındılar.
Biri hırıltılı nefes alıyordu.
Biri aralıklarla ağlıyordu.
Biri gülüyordu.
“Gözlerin alışacak,” dedi çocuk.
“Hiçbir şey görmek istemiyorum.”
“Geç kaldın.”
Yavaş yavaş şekiller ortaya çıkmaya başladı.
Oda yoktu artık.
Altımda beton vardı.
Soğuk ve çıplaktı.
Çıplak ayaklarla durduğumu o zaman fark ettim.
Ayak tabanlarım ıslaktı.
Aşağı baktım.
Önce su sandım.
Kan değildi.
Ama su da değildi.
Daha yoğundu.
İçinde saç telleri vardı.
“Bu ne?” diye sordum.
“Birikenler,” dedi çocuk.
“Akıtamadıkların.”
İleride bir merdiven vardı.
Ama basamakları yoktu.
Yalnızca iki yan duvar yükseliyor, aralarında derin ve karanlık bir boşluk uzanıyordu.
“Oradan mı ineceğiz?”
“Evet.”
“Basamak yok.”
Çocuk bana baktı.
“Düşerek iniyorsun.”
“Hayır.”
Çocuk omuzlarını silkti.
Arkamdan bir el sırtıma dokundu.
Soğuk ve ıslaktı.
Arkamı döndüm.
Tavandan düşen kendi cesedim artık ayakta duruyordu.
Boynundaki iz koyulaşmış, morarmıştı.
Bana baktı.
“Ben denedim,” dedi.
“Zor değil.”
Beni itti.
Düştüm.
Çığlık attım.
Ama sesim yukarı çıkmadı.
Aşağı da inmedi.
Sanki çığlığım ağzımın içinde patladı.
Düşüş kısa sürdü.
Sert bir zemine çarptım.
Kemiklerim kırılmadı.
Ama içimde bir şey yer değiştirdi.
Ayağa kalktım.
Buradaki hava daha ağırdı.
Nefes almak zorlaşmıştı.
Duvarlarda kapılar vardı.
Hepsi çocuk boyundaydı.
Üzerlerinde isim yoktu.
Tarihler vardı.
Hepsi benim doğum tarihimden sonraydı.
“Bunlar ne?” diye sordum.
Çocuk yanımda belirdi.
“Odalar.”
“Ne odası?”
“Yapmadıklarının.”
İlk kapı kendi kendine açıldı.
İçeride bir sınıf vardı.
Boş sıralar dizilmişti.
Arka sırada küçük bir çocuk oturuyordu.
Bana benziyordu.
Gözünün altında morluk vardı.
Tahtada tek bir cümle yazıyordu:
**SÖYLEMEDİN**
Çocuk başını kaldırdı.
“Öğretmene anlatmadın,” dedi.
Kapı kapandı.
İkinci kapı açıldı.
Bir ev salonu.
Yerde kırılmış bir tabak vardı.
Bir kadın ağlıyordu.
Küçük ben odanın köşesinde duruyordum.
Tahtada yine aynı yazı vardı:
**DURDURMADIN**
Kapı kapandı.
Üçüncü kapı açıldı.
Karanlık bir sokak.
Bir çocuk yerde yatıyordu.
Diğerleri gülüyordu.
Ben uzaktan izliyordum.
Tahtada bu kez şunlar yazıyordu:
**YARDIM ETMEDİN**
Kapı kapandı.
Nefes alamadım.
“Ben çocuktum!” diye bağırdım.
Çocuk bana baktı.
“Evet.”
Kısa bir sessizlik oldu.
“Onlar da öyleydi.”
Koridor uzadı.
Kapılar çoğaldı.
Tavandan yeniden ipler sarkmaya başladı.
Ama bu kez boş değillerdi.
Her ipin ucunda küçük bir beden ağır ağır sallanıyordu.
Hepsinin yüzü bana benziyordu.
“Bunlar gerçek değil,” dedim.
“Değil,” dedi çocuk.
Sonra bana yaklaştı.
“Ama etkileri gerçek.”
Koridorun sonunda diğerlerinden farklı bir kapı vardı.
Daha büyüktü.
Üzerinde yazı yoktu.
Yalnızca derin bir çizik vardı.
Urgan izine benziyordu.
“Bu ne?” diye sordum.
Çocuk ilk kez cevap vermedi.
Yüzündeki ifade değişti.
“Oraya girince ben gelemem,” dedi.
“Neden?”
Çocuk gözlerini kapıya çevirdi.
“Çünkü orada beni sen yaptın.”
Kapı yavaşça aralandı.
İçeriden ip gıcırtısı geldi.
Sonra karanlığın içinden bir fısıltı duyuldu:
“Sonunda geldin.”
Yorum Yapın
Yorum yapabilmeniz için üye olmalısınız.
Yorumlar