Kapıyı itmedim.
Kapı beni içeri çekti.
Ayaklarım yerden kesildi.
Karanlığa değil, dar bir boşluğa girdim.
Oda değildi.
Dik duran bir tabutun içindeydim.
Hareket edemiyordum.
Göğsümün üzerinde ağır bir baskı vardı.
Nefes almak için ağzımı açtım.
Toprak doldu.
Tükürdüm.
Toprak yeniden ağzıma girdi.
“Canlı gömülmek böyle,” dedi bir ses.
Ses bana aitti.
Ama daha yaşlıydı.
Daha yorgundu.
Gözlerimi yalnızca hareket ettirebiliyordum.
Karşımda, birkaç santim ötede bir yüz vardı.
Benim yüzüm.
Ama çürümeye başlamıştı.
Dudakları yoktu.
Dişleri tamamen görünüyordu.
“Bu ölüm değil,” dedi.
“Bu, fark etme anı.”
Tabutun içi genişlemeye başladı.
Duvarlar ete dönüştü.
Nabız atmaya başladı.
Tabut bir boğaza dönüştü.
Yutuluyordum.
Aşağı doğru kayarken ellerim bir şeye takıldı.
Küçük parmaklar.
Çocuk elleri.
Bana tutundular.
Yüzlerce.
Binlerce.
Hepsi aynı anda konuşmaya başladı.
“Beni görmedin.”
“Beni duymadın.”
“Beni savunmadın.”
“Beni seçmedin.”
“Beni susturdun.”
Kulaklarımın patlayacağını sandım.
Bağırdım.
Ağzımdan çocuklar çıktı.
Gerçek çocuklardı.
Islak, çamurlu ve boyunlarında izler vardı.
Boğazımdan sürünerek dışarı çıkıyorlardı.
Bazıları takılıyor, nefessiz kalıyor, gözleri geriye dönüyordu.
Onları çıkaramıyordum.
Çünkü ben de yukarı doğru kusuluyordum.
Artık dev bir bedenin içindeydim.
Kaburgaların arasında sıkışmıştım.
Kalp atışı yoktu.
Yalnızca ip gıcırtısı duyuluyordu.
Yukarı baktım.
Kalbin olması gereken yerde bir urgan sarkıyordu.
Ucunda ben vardım.
Ayaklarım boşlukta sallanıyordu.
Dilimin ucu dışarı sarkmıştı.
Gözlerim açıktı.
“İşte,” dedi çocuk.
Sesi her yerden geliyordu.
“Korku ecele böyle dönüşür.”
“Bu gerçek değil,” dedim.
Tüm beden sustu.
Bir anda hiçbir ses kalmadı.
Sonra tek bir cümle yankılandı:
“Gerçek olmasına gerek yok.”
Urgan gerildi.
Boynumda baskı hissettim.
Ama asılan yukarıdaydı.
Ben aşağıdaydım.
Aynı anda iki yerde ölüyordum.
Gözlerim karardı.
Son gördüğüm şey şuydu:
Ağzımdan çıkan son çocuk geri döndü ve bana baktı.
Sonra benim sesimle konuştu:
“Şimdi kimseyi susturamazsın.”
Ağzım kapandı.
İçeriden.
Dikiş atılır gibi.
Dudaklarım birbirine dikilmeye başladı.
Ağzımın eşiğinde, boğazımdaki çocukların çığlıkları içimden geçerken kendimi bitirdim.
İçimden geriye yalnızca dişlerime takılmış bir çiğneme sesi kaldı.
Dişlerimin arkasında binlerce küçük ayakkabı sesi vardı.
Koşuyorlardı.
Ama gidecek yerleri yoktu.
Son dikiş atıldığında...
**D**
**Ü**
**N**
**Y**
**A**
...bir ağız boyuna küçüldü.
“Afiyet olsun,” dedi içerideki çocuk.
Yutkundum.
Ağzımın içinde bir şey hareket etti.
Sonra bir ayakkabı sesi daha duyuldu.
Son,
Yorum Yapın
Yorum yapabilmeniz için üye olmalısınız.
Yorumlar