Ağlayan şey göğsümün içinden çıktı.
Küçük bir bebekti.
Derisi griydi. Göz kapakları yoktu. Gözleri sürekli açıktı ama hiçbir yere bakmıyordu.
Yere düştü.
Ağlamadı.
Çığlık attı.
İnsan sesi değildi.
Ambulans sireni gibi ince ve delici bir sesti.
Kulaklarımı kapattım.
İlk çıkan çocuk ise sakinliğini koruyordu.
“Bu en küçüğü,” dedi.
“Bunu en derine itmiştin.”
“Ben bunları tanımıyorum,” dedim.
“Tanımaman gerekiyor zaten.”
Bebek yerde sürünmeye başladı.
Kolları zayıftı ama tırnakları güçlüydü. Parkenin üzerinde ilerledikçe geride izler bırakıyordu.
Yerden ahşap kokusu gelmiyordu.
Et kokuyordu.
“Ev niye böyle kokuyor?” dedim.
Çocuk bana baktı.
“Çünkü burası ev değil.”
Bir an durdu.
“Sindirim sistemi gibi düşün.”
Mideme yeniden kramp girdi.
Kapıya koştum.
Kapıyı açtım.
Koridor yoktu.
Yerinde dar ve karanlık bir tünel vardı.
Duvarlar nefes alıyordu.
Damar gibi şişkinlikler duvarların altında hareket ediyordu.
Kapıyı kapatmaya çalıştım.
Kapı yoktu.
Yerinde dişler vardı.
Büyük, sarı dişler.
Açılıp kapanıyorlardı.
Aralarında et parçaları sıkışmıştı.
Geri çekildim.
“Çıkış nerede?” dedim.
Çocuk başını iki yana salladı.
“Çıkış yok.”
Sonra karanlık tünele baktı.
“Sadece ilerisi var.”
“Ben ölmedim.”
“Henüz.”
Tavandan sarkan ipler aşağı inmeye başladı.
Yavaşça.
Üzerlerindeki çocuk cesetleri göz hizama kadar geldi.
Hepsi bana benziyordu.
Farklı yaşlardaydılar.
Birinin üzerinde okul forması vardı.
Birinin burnu kanıyordu.
Birinin dudağı patlamıştı.
“Bunlar ne zaman oldu?” diye sordum.
Çocuk yaklaştı.
Yüzü yüzüme birkaç santim mesafede durdu.
Nefes almıyordu.
“Her sustuğunda,” dedi.
Bebek sürünerek ayağıma tutundu.
Derisi soğuktu.
Tırnakları derime geçti.
Onu ittim.
Elim bedeninin içine girdi.
Bir insan bedenine dokunmuşum gibi değildi.
Yumuşak değildi.
Islak da değildi.
Çamura bastığımı sandım.
Ama çamur geri bastı.
“Dokunma,” dedi çocuk.
“Onlar dışarı çıkmak için yol arıyor.”
“Ne yolu?”
Çocuk gözlerini benden ayırmadan cevap verdi:
“Sen.”
Duvar şişti.
Sonra içinden bir el çıktı.
Yetişkin bir eldi.
Tırnaklarının altında toprak vardı.
Duvar yarıldı.
İkinci bir el çıktı.
Ardından bir yüz belirdi.
Derisi yoktu.
Gözleri kapalıydı.
Ama konuştu.
“Beni hatırladın mı?”
Bağırdım.
Geri çekilirken ayağım bebeğin üzerine bastı.
Çıt.
Çığlığı bir anda kesildi.
Çocuk bana baktı.
“Onu yine susturdun,” dedi.
“Ben istemedim!”
“Hiç istemedin zaten.”
Tavandaki iplerden biri koptu.
Bir beden hızla aşağı düştü.
Yanıma çarptı.
Yüzüstü yatıyordu.
Yavaşça döndü.
Yüzünü gördüğüm anda nefesim kesildi.
Benim yüzümdü.
Ama boynunda mor bir urgan izi vardı.
Gözleri açıktı.
“Artık sıra sende,” dedi.
O anda odanın ışığı tamamen söndü.
Karanlıkta yalnız değildim.
Nefes sesleri duyuluyordu.
Çok fazla nefes sesi.
Ve hiçbiri bana ait değildi.
Yorum Yapın
Yorum yapabilmeniz için üye olmalısınız.
Yorumlar