“İnanmaya ihtiyacı olur hep insanın. Mümkünse kendinden başka bir şeye.” Çocukluk yıllarında işlediği ilk günahı, ilk kabahati telafi etmeye çalışırken, yaşadığı coğrafyayı boydan boya kateden Adalet’in hikâyesi bu. Hem kendisiyle hem de ülkesiyle yeni baştan tanışmasına vesile olan bu yolculuk, gerçek kötülüğü sorgulamasını, o güne dek sahici bağlar kuramadan yaşadığı hayattaki yerini bulmasını ve pek çok büyülü duygunun yanı sıra aşkla da karşılaşmasını sağlayacaktır. Dünya Kitap 2017 Yılın Telif Kitabı Ödülü’ne layık görülen Dokunmadan, edebiyatımızın güçlü kalemi Nermin Yıldırım’ın duyarlı ve kıvrak diliyle okurun hafızasına kazınacak, yüreğinin derinliklerine dokunacak, sürprizlerle örülmüş bir roman. Son sayfayı çevirdiğinizde kendinize soracaksınız: “Şu biricik hayatımı nasıl hakkıyla yaşarım?” Artık anlıyorum, insan görkemli güzelliğini ölene dek bilemiyor. Ne dünyanın ne kendisinin. Kalbin terazisi, yitirilmemiş hiçbir şeyin kıymetini hakkıyla ölçemiyor. Oysa bir bilseniz, ah bir bilseniz...
Diyorum ki kendime, birazdan eriyecek buzullar. Bütün nehirler taşacak, volkanik dağlar patlayacak, cümle akrep kendini sokacak, turnalar kanatlarını yolacak. Dünya duracak birazdan. Bir çocuk ölünce çünkü, dünya durmalı.
Babası bu defa gözlerinin ta içine bakacak kızının. ‘Sana baba nasihati,’ diye cevap verecek. ‘Kimseden sevgi dilenme. Dilencilere kıymetli bir şeyini vermez hiç kimse.’
Anlatmakta en az işe yarayan vasıta, kelimeler. İçleri mi boşaldı, hor mu kullandım, yoksa sadece yaşlandım mı, emin değilim. Susmanın bir ifade biçimi olduğunu savunmuyorum. Ben sadece anlatmayı denemekten vazgeçtim.
Benim kendime karşı duyduğum suçluluk, benim başkalarına karşı duyduğum suçluluk, benim durup dinlenmeksizin, mütemadiyen duyduğum suçluluk… Ve ruh yaşım, kemik yaşımın önüne geçti böylece.
İnsan sadece sigara, tiner yahut hap tiryakisi olmuyor ki. Mutsuzluk da bir iptila, yalnızlıktan geberecek gibi hissetmek ya da suçluluk da. Hangimizin ruhunun neye yapışıp çürüyeceğini kim bilebilir?