Şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Biz insanlık olarak oldukça kısa görüşlüyüz, her şeyi hep kendi yaşadığımız dönemin koşullarına bakarak değerlendiriyoruz. Oysa tarihsel ölçekte baktığımızda bugün insanlık çok daha güvenli, daha vicdanlı ve daha bilinçli bir noktada.
Gerçeğin silikleştiği anlar da onun ruhunu ve yaratıcı gücünü en az bilinçli olduğu anlar kadar besliyordu. Bilinç akışı (stream of consciousness) tekniğini kullanmayı seçmesi –onun bu tekniği yalın olarak kullanmadığı, izlenimleri oldukları gibi değil seçerek, düzenleyerek aktardığı da göz önünde bulundurulur– bu yüzdendi. Çünkü insan bilinci sarsıntısız, sorunsuz düz bir anlatım ile ifade edilmemeliydi. Zihnimiz sürekli olarak üst üste binen imgelere, fikirlere maruz kalırken, deneyimlemediğimiz şekilde düzgün bir anlatı tercih etmek yerinde olmazdı.
Yanlış geldiğim bir yerdi dünya, öyle hissediyordum. Sanki çok güzel bir yere gitmek üzere yola çıkmışım da, sonra gecenin bir yarısı yanlış durakta inivermişim gibi.
İşte, sonunda yalnızdım! Ancak bu defa da yalnızlığa hapsolmuştum. Oysa ben sadece, istediğim zaman, içine girip çıkabileceğim bir yalnızlık odası istemiştim.
“Hayatımda bu kadar dokunaklı bir şeye tanık olmadım!” dedi Gıcırtı, paçasını kaldırıp gözyaşını silerek. “Son nefesine kadar yanı başındaydım. Nihayetinde konuşamayacak kadar güçsüzdü; kederlendiği tek şeyin bu dünyadan yel değirmeni tamamlanmadan göçmek olduğunu fısıldadı kulağıma.”
Zaten sanma ki öte dünya, bu dünyadan bıçak kesimi ayrıdır. Bu dünyadasın ve her an öte dünyadasın da. Yaptığın her fiil, şimşek hızıyla hedefine varmakta ve mutlaktaki karşılığını bulmaktadır.
Ey insan! Tanrılığa özenme, insan! Sınırını bil. Yeniden diz çök. Allah'ın önünde yere kapan. Kendine, eşyaya veya başka bir insana değil, Allah'a kul ol. İnsan ve tabiatı, düşünceyi v sanatı putlaştırma.