Her şey olup bittikten sonra, aşağılık bir oyun, hileli bir kumar gibi geliyordu hayat. Zarlar cıvalıydı. Ölenler kaybediyordu bu oyunda ve herkes ölüyordu. Kim kazanıyordu peki? Hilebaz, ispiyoncu, soytarıların alayı, hayat bile kazanamıyordu.
Yalnız ölü şeyler sonsuzluğa kalırdı; kum, çamur, çakıl, ovalar, dağlar ve her yıl buz tutup her yıl çözülen, ama yüzyılın içine doğru akışına devam eden ırmak.
İnsanlardan iyice uzaklaşmıştı. Onlara düzgün davranmak her geçen gün daha zor geliyordu. İnsanların varlığı Martin'i huzursuz ediyor, onlarla konuşma çabası asabını bozuyordu.
"Neden daha önce göze almadın?" diye sordu sertçe. "İşim gücüm yokken... Açlıktan ölürken... Şimdi kimsem o zaman da aynı adamdım, insan olarak, sanatçı olarak aynı Martin Eden' dım; o zaman neden yapmadın?