Köylüler, taşralılar da her zaman dolu karınla gezmenin nasıl bir şey olduğunu bilmiyorlar. Aslında çok sayıda köylünün şehre yönelme sebebi, karınlarının doymaması.
Gettoda yaşayanların evi yoktur. Ev hayatının anlamını, kutsiyetini bilmezler. Daha üstsınıf işçilerin oturduğu belediye binaları bile, sıkış tıkış barakalardır. Ev hayatı yoktur içlerinde. Kullanılan dil bunu kanıtlar. İşten dönen baba, sokakta oynayan çocuklarına annelerinin nerede olduğunu sorar; aldığı yanıt şudur: “Binaya girdi.”
Çocuklarımızın görmesini, duymasını istemeyeceğimiz seslerle, görüntülerle dolu bir yer, hiç kimsenin çocuğunun yaşamaması, görmemesi, duymaması gereken bir yerdir. Eşlerimizin hayatlarını geçirmesini istemeyeceğimiz bir yerde, hiç kimsenin eşi hayatını geçirmemelidir.
Biz Bilim’de yol alırken, şanımız yürürken zamanda, Niçin kirlensin çocuk ruhları, bulansın şehir çamuruna? Kasvetli sokaklarda, Gelişim felç olup kalmış; Açlık ve suç yürümüş, taze kızlar sokaklara yığılmış;
Maddeci ve ruha değil, mülke dayalı bir uygarlıkta, mülkün ruha göre daha el üstünde tutulması, mülke karşı işlenmiş suçların insana karşı işlenmiş suçlardan daha ciddi telakki edilmesi kaçınılmazdır.