Dalgın adımlarla uzun yollardan, unutulmuş sokaklardan geçti. Her adımında kaybolmuşluğun izlerini sürüyor, içinde günden güne büyüyen boşlukla hesaplaşıyordu.
Ağzımda metalik, zehir zemberek bir tortu geziniyordu; pişmanlığın gerçek tadı tam da buydu işte. Yutkundukça boğazıma takılan, her nefeste daha da katılaşan o kekremsi his...
Atölye, günlerdir temizlenmemiş izlenimi veriyordu. Her hareketinde kalın bir is tabakası havalanıyor, zemin gri ve siyah tonlarında kirli bir halıyı andırıyordu. Kasvetli tozları küreğe toplayarak çöpe taşıdı. Etraf darmadağındı. Sandıklar indirilmiş, kutular boşaltılmış, raflar karışmış, tezgãh; altlı üstlü metal parçalarla dolmuştu. Yerde yılan gibi kıvrılarak salınan zinciri gördü. Eğilip aldı. Tenini ürperten halkaları parmaklarının arasından kaydırarak ilerlemeye başladı. Zincirin diğer ucu Nizam'ın elindeydi. Avucunda öyle bir sıkmıştı ki Rehberi Hanım'ın gücü, açmaya yetmedi. Nemli gözlerle ocağa baktı... Ateş sönmüştü.