Müzik Defterim
günümü anlatan şarkılar... ...
3. Bölüm

Çocuksun Sen daha

65 Okuyucu
2 Beğeni
0 Yorum


‎O zamanlar 9 yaşındaydım. Yaz tatiliydi. Kaçarak evlenen teyzemin ağlamalarına kıyamayan annem ve babam, beni teyzemin yanına yollama kararı aldı.. Komşuya bile gitmeme izin vermeyen annem, kilometrelerce uzağa nasıl göndermişti beni? Rize'den Afyon'a uzanan ve heyecandan uyku tutmayan ilk otobüs yolculuğumdu.

‎Gittiğimde teyzemin beni dört gözle beklediğini, çeşit çeşit yazlık kıyafetlerle çekmecelerini doldurduğunu görünce mutluluktan deliye dönmüştüm. Ailemle yaptığımız ilk telefon konuşmalarımızda ben artık burada yaşamak istiyorum, daha Rize'ye gelmeyeceğim diye restler çekiyordum. İki hafta sonra ağlama nöbetlerime başlayacağımdan henüz habersizdim elbet bunları söylerken.

‎Daha önce görmediğim güzellikte bir evde yaşıyordu teyzem. Kocaman balkonu, varaklı koltukları, boyum kadar müzik seti, üst katında mahalle kadar geniş terası, terasta beslediği süslü bir köpeği vardı. Tıpkı televizyonda izlediğim o gösterişli evlerden biriydi.

‎Yaz günleri sıcaktı, uzundu ve hiç arkadaşım olmadığı için artık sıkıcıydı. Karşı ki binanın balkonunda yaşıtım sayılabilecek kızla gıcıkca bir arkadaşlığımız başladı. Bana dil çıkartarak nanik yapıp duruyordu. Tülün arkasından bakıp kaçıyordu. Oyuncaklarını gösterip sonra saklıyordu. Ben yine de balkonda saatlerce bekliyor, onu görmek için içeri girmek istemiyordum.

‎Zaman geçmiyordu ve artık evimi özlemeye başlamıştım. Duygusallığıma çare olarak bana bisiklet almak istedi teyzemin eşi. Teyzem; boşver bisikleti, altın bilezik alalım diye bana ısrar edip dursa da, sokakta bisiklet süren çocuklara bakıp onların arasında olmak istediğimi söyledim. Çocukça verilmiş en doğru seçimdi bu.
‎Bir süre bisiklet dersleriyle günleri geçirmeye devam ettim.

‎Yine aşırı sıcak bir gündü ve havuza gitmeye karar verildi. Teyzem ve arkadaşları güneş kremlerini sürmüş, yetişkinlerin kullandığı havuz kenarında güneşlenirken ben ejderha ağızlı kaydıraktan çocuk havuzuna düşme denemelerini yapıyordum. Üstelik de çocuk havuzundan çıkmak yok diye tembihlenmiştim, sanırım yüz kere.

‎Çocukluğun belâ aramak gibi tarifsiz maceraları vardır. Etrafı keşfetmek istemiş olmamla, başıma çorap örmenin eş anlama geldiğini o gün öğrenmiştim. Daha önce kollukla bizim masmavi karadenizimizde yüzen birini görmemiştim, hele çocuk asla...
‎5 yaşında bir çocuk suyun üzerinde durabiliyorsa ben de durabilirdim. Çocuktum neticede. Küçüklerin böyle sihirli güçleri olamaz mıydı?
‎Denedim! 2 metrelik havuzun basamaklarından, bacak kadar boyumla usulca suya daldım. Bekledim, bekledim, bekledim bir türlü yüzeye yükselmedim. Hâlâ başımın üstünde yüzen o küçük çocuğu ve havuzun dönen pervanelerini görebiliyordum. Sonrası, beni bacaklarımdan tutup bir çuval gibi salladıklarında ve ağzımdan gelen kan ile başımda toplanan kalabalığın ortasında kendime geldiğimi hatırlıyorum. Teyzemin, ben havada süzülürken rengarenk şortumdan beni tanıyıp delirmişcesine o kalabalığa koşma anını da unutmuş değilim.

‎Ve artık yüzme serüvenime evdeki küvette kolluklarımla devam ediyordum. Artık mayom, şişme kolluklarım, havuz gözlüğüm ve paletlerim vardı. Her an küvette boğulma riskimin olduğunu düşünen teyzemin güvenlik önlemlerini alması gerekiyordu. Alt kattan, müziğin sesini kısıp, ona cevap verene kadar bana seslendiği o komik anlara eşlik eden Linet'in şarkısıydı.


‎Bazı şarkılar sadece duyulmaz, insanı yıllar öncesine götürür. Ne zaman Linet'i duysam, kendimi yine Afyon'da, o evin küvetinde, kolluklarımla yüzmeyi öğrenirken bulurum.
Yorum Yapın
Yorum yapabilmeniz için üye olmalısınız.
Yorumlar