"DENİZE DOĞAN GÜNEŞ" (Aşk romanı)
Yazar: ELŞEN İSMAİL *** *** *** "Yine hayallere mi daldın, Deniz?" diye sordu babası masasının arkasına geçerek. Sesi kuru ve duygusuzdu. "Bugün Melis’le görüşmelisin. Babasıyla büyük bir anlaşma im...
11. Bölüm

BÖLÜM 11: KIRILAN ZİNCİRLER VE SESSİZ İHTİLAL

1 Okuyucu
0 Beğeni
0 Yorum
Şehrin liman bölgesinde, paslı konteynerlerin ve terk edilmiş hangarların arasında zaman durmuş gibiydi. Yağmur, gökyüzünden bir intikam sağanağı gibi iniyor, asfalttaki yağ izlerini gökkuşağı renginde kirli bir tabloya dönüştürüyordu. Gecenin karanlığını yırtan tek şey, bir namludan çıkan o hain kurşunun çıkardığı kıvılcımdı. İlhan Baybarsoğlu, artık "Devran Başkomiser" maskesini tamamen bir kenara bırakmıştı. O artık bir kanun adamı değil, şehit arkadaşı Devran Akyürek’in ruhunu taşıyan bir intikam fırtınasıydı.
Ahmet ve Behram, İlhan’ın üzerine mermi yağdırırken, İlhan bir hayalet gibi konteynerlerin arasında süzüldü. Ahmet’in gözlerinde, küçüklüğünden beri sokak eğitimi ile bilenmiş o vahşi hırs vardı; ancak İlhan’ın profesyonel hamleleri karşısında çaresiz kalıyordu. Bir anlık sessizliğin ardından İlhan’ın silahı gürledi. Behram, göğsüne aldığı darbeyle acı bir feryat kopararak yere yığıldı. Kanı, yağmur sularıyla karışıp kanalizasyon mazgallarına doğru akmaya başladı.
"Behram! Kardeşim!" diye bağırdı Ahmet, silahını rastgele ateşleyerek arkadaşının yanına koştu. İlhan, gölgelerin içinde kaybolurken Ahmet büyük bir ikilemdeydi. Güneş’in peşinden gidip o deniz sahilindeki intikamını almak mı, yoksa çocukluk arkadaşının kollarında ölmesini izlemek mi? Sokak, ona "malına sahip çık" demişti ama arkadaşlık hukuku o an ağır bastı. Ahmet, ağır yaralı Behram’ı kucaklayıp karanlığa gömüldü. İlhan ise artık saklanmalıydı; çünkü Mithat ve ekibi tüm şehri bir örümcek ağı gibi sarmıştı.
--------------------------------------------------------------------------------

Aynı saatlerde, "Demiryolu Holding"in zirvesinde, Mithat’ın camdan imparatorluğu sarsılıyordu. Mithat, Deniz’in kaçışını ve ihalelerin sekteye uğramasını hazmedemezken, kapı aniden açıldı. İçeri giren Melis’ti. Ancak o, her zaman gördüğümüz, hayatı sadece pahalı mağazalardan alışveriş yapmak ve Instagram’da fotoğraf paylaşmak olan o "ruhsuz" kız değildi artık. Gözlerinde bir uyanışın kararlılığı vardı. Yanında, şehre yeni dönen, Avrupa’da eğitim görmüş ve babasının sağ kolu olan kardeşi Fuat duruyordu.
"Bitti Mithat Amca," dedi Melis, sesi masadaki gümüş takımların soğukluğu kadar keskindi. "Bu kanlı oyun, bu sahte evlilik planları ve ihalelerdeki o kirli kokular... Ben ve ailem bu 'küflenmiş kaftanları' artık giymeyeceğiz. Babam İbrahim Bey, tüm yatırımlarını çekiyor. Seninle olan ortaklığımız bugün itibariyle sona ermiştir."
Mithat, elindeki kristal bardağı duvara fırlatarak ayağa kalktı. "Ne demek ortaklıktan çekiliyorum? İbrahim bu ihalenin teminatıydı! Beni mahvedemezsiniz!"
Fuat, soğukkanlı bir tavırla araya girdi. "Babam, isminin bu cinayetlerle ve illegal işlerle anılmasını istemiyor, Mithat Bey. Şirketlerimizin yönetimini artık Melis devralıyor. Biz, temiz bir sayfa açıyoruz."
Melis’in bu darbesi Mithat’ı deliye döndürmüştü. Güvendiği tüm kaleler birer birer yıkılıyordu. O sırada dışarıda bekleyen Hatice, Fuat ile göz göze geldi. Fuat’ın entelektüel duruşu ve Melis’ten farklı olan o sıcak bakışları, Hatice’nin içindeki bir teli titretti. "Yeni bir hikâye başlıyor galiba," diye mırıldandı Fuat, Hatice’ye gülümseyerek. Bu, büyük felaketlerin ortasında doğan küçük bir flörtün ilk kıvılcımıydı.
--------------------------------------------------------------------------------

Öte yanda, deniz sahilindeki o huzurlu barakada hayat, bir sanatkârın rüyası gibi akıyordu. Deniz, Altay ve Timur Amca, sabah saatlerinde güneşin deniz üzerindeki o muhteşem doğuşuna şahitlik ediyorlardı. Deniz, barakanın önünde büyük bir tablo hazırlamış, yerel halk için küçük bir sergi organize etmişti. Güneş ise piyanoda "Hazin Melodiler”in en umut dolu notalarını çalıyordu. Sitare adındaki o küçük çocuk, Güneş’in dizinin dibinde masal dinler gibi müziği içine çekiyordu.
Ancak Güneş’in yüreğinde bir sızı vardı. Annesini özlemişti. Gizlice Aylin’e ulaştı ve Aylin’in vasıtasıyla annesi Zeliha’yı aradı. "Anne... Ben iyiyim," diyebildi sadece, hıçkırıklarına boğulmadan önce. Zeliha, kocasının "kırk yıllık sefalet" ve "lazım olandan fazla harcıyorsun" baskılarına rağmen kızının sesini duyunca derin bir nefes aldı. "Kaç kızım," dedi Zeliha fısıltıyla. "O küflenmiş dünyadan kaç ve asla arkana bakma."
--------------------------------------------------------------------------------

Bu esnada İstanbul’un gölgelerinde, İlhan Baybarsoğlu bir hayalet gibi yaşıyordu. Mithat’ın adamları ve Serhat’ın kiralık katilleri her köşe başında "Devran’ı ararken, o sadece geceleri, şehrin ıssız parklarında Aylin ile gizli gizli buluşuyordu. Aylin, İlhan’ın yaralarını sararken aslında kendi yaralarını da iyileştiriyordu.
"Beni de bu hikâyeye dahil ettin İlhan," dedi Aylin, başını adamın omzuna koyarak. "Gerçek, bazen bir fırça darbesinde, bazen de bu saklı buluşmalarda gizliymiş."
Deniz’in kız kardeşi Duru ise elindeki senaryo defterini artık kapamış, gerçek bir yönetmen gibi sahaya inmişti. Üniversitede tanıştığı genç ve yetenekli yönetmen Oğuz ile birlikte, Deniz ve Güneş’in hikayesini anlatan bir bağımsız film çekmeye karar vermişlerdi. Oğuz, Duru’nun olaylara senarist gözüyle bakışından etkilenmişti.
"Bu sadece bir film olmayacak Duru," dedi Oğuz, kameranın vizöründen denize bakarak. "Bu, 'zalim' hayata karşı duran iki saf ruhun ihtilali olacak. Ve biz, o Dənize doğan güneşi herkese göstereceğiz."
Deniz, Altay, Güneş ve Timur Amca, günlerini tiyatro oyunları kurgulayarak, resim sergileri açarak ve deniz sahilindeki o barakayı bir kültür merkezine dönüştürerek geçiriyorlardı. Her sabah o "fırtına önceki sessizlik" artık bir korku değil, yeni bir yaratımın huzuru haline gelmişti. Ancak biliyorlardı ki, İlhan’ın gizli savaşı devam ettikçe ve Ahmet’in intikam hırsı soğumadıkça, bu şeffaf mutluluk her an kırılabilirdi.
Duru, yeni filminin sahnelerini not ederken gülümsedi: "Sahne 11: Maskeler düşer, kaftanlar yırtılır. Melodi hüzünlüdür ama artık başkaları tarafından çalınmıyordur. Kendi senfonimizi kendimiz yazıyoruz."
--------------------------------------------------------------------------------
BÖLÜMÜN SONU…
Yorum Yapın
Yorum yapabilmeniz için üye olmalısınız.
Yorumlar