"DENİZE DOĞAN GÜNEŞ" (Aşk romanı)
Yazar: ELŞEN İSMAİL *** *** *** "Yine hayallere mi daldın, Deniz?" diye sordu babası masasının arkasına geçerek. Sesi kuru ve duygusuzdu. "Bugün Melis’le görüşmelisin. Babasıyla büyük bir anlaşma im...
10. Bölüm

BÖLÜM 10: SAVAŞ BAŞLIYOR

4 Okuyucu
0 Beğeni
0 Yorum
Deniz sahilindeki o küçük, ahşap baraka, dış dünyadaki fırtınadan habersiz, kendi hüzünlü ve huzurlu senfonisini çalmaya devam ediyordu. Sabah saatleriydi; güneş, deniz ufkundan o büyüleyici ışınlarını yayarken, dalgalar barakanın yorgun ayaklarını nazikçe dövüyor, sanki iki aşığın uykusuna ninni söylüyordu. Deniz, erkenden uyanmış, şövalesinin başında "Hazin Melodiler" adını verdiği o büyük eserine bakıyordu. Bu tablo, sadece bir resim değil; sanki yıllarca hapis yatmış bir mahkûmun özgürlüğünün bir manifestosuydu.
Güneş, barakanın köşesindeki eski piyanonun başına geçti. Parmakları tuşların üzerinde bir martının kanat çırpışı kadar hafif ama bir o kadar da kederliydi. Çaldığı her nota, arkada bıraktıkları o "zalim" hayata bir veda, burada kurdukları bu sahte cennete ise bir övgüydü.
"Deniz," dedi Güneş, müziği bir anlığına keserek. "Burada, deniz sahilinde her şey o kadar güzel ki..."
Deniz, fırçasını bırakıp sevdiğine döndü. Gözlerindeki o iki çift kahverengi ışık, kütüphanede ilk çarpıştıkları günkü kadar parlaktı. "Bu güzelliği senin gözlerin daha güzel yapıyor, aşkım…"
--------------------------------------------------------------------------------

Ancak İstanbul’un karanlık dehlizlerinde, huzur yerini kanlı bir hesaplaşmaya bırakmıştı. Şehrin rutubetli ve kederli mahallesinde, Güneş’in evinin içi bir matem havasına bürünmüştü. Güneş’in babası, mutfaktaki plastik masada başını ellerinin arasına almış, hıçkırarak ağlayan karısını izliyordu. Serhat, evin ortasında, o iğrenç özgüveni ve pahalı takımıyla bir cellat gibi dikiliyordu.
"Bakın," dedi Serhat, sesi bir bıçak kadar keskindi. "Kızınız o ressam bozuntusuyla kaçtı. Ama o ihalenin teminatı Güneş’ti. Mithat Bey bu işe çok öfkeli. 'Kırk yılın sefaletinden' kurtulacaktınız ya... Şimdi o sefaletin dibine batacaksınız!".
Güneş’in babası ayağa kalkmaya çalıştı, dizleri titriyordu. "Serhat Bey, evladımız o bizim... Bilmiyoruz nerede. Polise gideceğiz..."
Serhat kahkaha attı. "Polis mi? Sizin o güvendiğiniz Başkomiser Devran’ın aslında kim olduğunu biliyor musunuz? O bir sahtekâr! Bir dedektif! Adı İlhan Baybarsoğlu. Mithat Bey’in ekibi şu an onun peşinde. Sizin tek kurtuluşunuz Güneş’in yerini söylemek."
Güneş’in annesi başını kaldırdı, gözleri nefretle doluydu. Kocasının aksine, kızının o garantili ama ruhsuz hayata kurban gitmemesi için içindeki tüm korkuyu bastırmıştı. "Bilsek de söylemeyiz! Kızım o 'küflenmiş' kaftanı giymeyecek!"
--------------------------------------------------------------------------------

Şehrin en lüks alışveriş merkezinin terasında ise Melis ve Hatice, önlerindeki karidesli makarnalara dokunmadan sosyal medya profillerini karıştırıyorlardı. Melis, Deniz’in kayboluşunu hala bir "sosyal statü kaybı" olarak görüyordu.
"Gördün mü Hatice?" dedi Melis, telefonunu masaya fırlatarak. "Deniz’in babası Mithat Bey, her yerde o dedektif bozuntusunu aratıyormuş. Deniz’in bir barakada o 'kütüphane faresi' kızla yaşadığı söyleniyor. Rezalet! Benim gibi birini o 'ruhu olmayan' kıza nasıl tercih eder?"
Hatice, iğneleyici bir tavırla arkadaşına baktı. "Bence Deniz o kızda 'huzur' buldu Melis. Senin huzurun ise sadece marka etiketlerinde. Ama üzülme, Ahmet ve ekibi o barakanın yerini bulmak üzereymiş. Serhat onlara büyük para teklif etmiş."
Melis Hatice’nin bu tavrını ve sözlerini sinirle karşılasa da şimdilik yanındaki tek arkadaşı olduğu için susmayı tercih etti. Hatice ise galiba hep hor gördüğü kızın aniden cesaret gösterip sevdiği adamla kaçmasından baya etkilenmişti…
--------------------------------------------------------------------------------

Bu esnada, emniyetin otoparkında İlhan Baybarsoğlu (sahte Devran), motorunun başında Aylin ile son bir görüşme yapıyordu. İlhan’ın maskesi artık düşmek üzereydi; düşmanları onun aslında kim olduğunu öğrenmeye çok yaklaşmıştı.
"Aylin, bu son uyarım," dedi İlhan, silahını kontrol ederken. "Mithat ve Serhat artık kurallara göre oynamıyor. Arkadaşım Devran Akyürek’in intikamını almadan bu işi bitirmeyeceğim. Ama sen... Sen bu işe daha fazla dahil olma!"
Aylin, İlhan’ın elini tuttu. "Ben zaten bu işin içindeyim İlhan. Güneş benim kardeşim sayılır. O barakanın yerini Ahmet bulursa, orada sadece aşk değil, hayat da biter."
İlhan, Aylin’in gözlerinin içine baktı. Bu vahşi savaşın ortasında bulduğu bu kadın, onun tek yaşama sebebi haline gelmişti. "Ahmet’i ve Behram’ı ben halledeceğim. Onlar Mithat’ın kiralık katilleri... Ama ben İlhan Baybarsoğlu’yum. Onlara sokak eğitiminin ne demek olduğunu göstereceğim."
--------------------------------------------------------------------------------

Mithat’ın holding binasındaki o devasa odada, Serhat elinde bir zarfla içeri girdi. Yüzünde, bir avı köşeye sıkıştırmış sırtlanın gülümsemesi vardı. Mithat, pencereden aşağıya, yönettiği o beton imparatorluğa bakıyordu.
"Mithat Bey, elimizde," dedi Serhat. "Başkomiser dediğimiz adamın parmak izlerini, eski askeri kayıtlarla eşleştirdik. Karşımızdaki kişi Başkomiser Devran değil. Gerçek Devran Akyürek, o ihale gecesi 'halledilen' polisti. Bu adam, onun intikamı için emniyete sızmış bir hayalet: İlhan Baybarsoğlu."
Mithat’ın gözleri bir anda karardı. "Bir dedektif... Benimle, Mithat Demiryolu ile oyun oynayan bir dedektif ha? Serhat, tüm adamlarını topla. Ahmet’e haber ver. O deniz sahilini, o barakayı bulsunlar. İlhan’ı da o nankör oğlumu da o kızı da aynı ateşte yakacağız!"
--------------------------------------------------------------------------------

Şehrin karanlık arka sokaklarında, bir gece kafesinin dumanları altında Ahmet ve Behram pusudaydı. Serhat’tan gelen "İlhan’ın maskesi düştü, artık saldırabilirsiniz" haberi, Ahmet’in içindeki o hastalıklı sahiplenme duygusunu tetiklemişti.
"Bak Behram," dedi Ahmet, dişlerini gıcırdatarak. "O dedektif bizi kandırdı. Ama biz sokaklarda büyüdük. O baraka nerede biliyorum. Deniz sahilinde, eski balıkçı köyünün oralarda bir yer... Güneş benim 'nişanlımdı', o ressam bozuntusu onu benden çaldı!"
Behram, korkuyla arkadaşına baktı. "Ahmet, bu işin sonu iyi değil. O İlhan tehlikeli bir adam."
"Gelsin!" diye bağırdı Ahmet. "O İlhan da o ressam da günlerini görecekler. Hazin melodilerin sonu kanla yazılacak."
--------------------------------------------------------------------------------

Bölümün Finali:
Barakada gece çökerken, Duru, köşede bir mum ışığında defterine şunları not ediyordu:
"Sahne 10: Kuşatma. Kahramanlarımız bir barakada cenneti yaşarken, cehennem kapılarına dayandı. İlhan’ın kimliği artık bir sır değil; o artık bir kanun adamı değil, bir intikamcı. Mithat’ın ihaleleri kanla mühürlendi. Babalar ve anneler kurban ettikleri çocuklarının yasını tutuyor. Ama asıl trajedi; bir kurşunun tüm bu melodileri sonsuza dek susturacağı o anın yaklaşmasıdır..."
Deniz ve Güneş, dışarıdaki deniz sahilini döven dalgaların sesini dinleyerek birbirlerine sarıldılar. Henüz bilmiyorlardı ki; düşmanları İlhan’ın kim olduğunu artık biliyordu ve Ahmet’in elindeki paslı silah, barakaya doğru yola çıkmıştı.
BÖLÜMÜN SONU…
Yorum Yapın
Yorum yapabilmeniz için üye olmalısınız.
Yorumlar