Şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Biz insanlık olarak oldukça kısa görüşlüyüz, her şeyi hep kendi yaşadığımız dönemin koşullarına bakarak değerlendiriyoruz. Oysa tarihsel ölçekte baktığımızda bugün insanlık çok daha güvenli, daha vicdanlı ve daha bilinçli bir noktada.
Şimdi taze bir sabah vardır saçlarının üstünde alnının serinliğinde kahveyi yudumlayan dudaklarında Şimdi taze bir sabah Güne, güneşe, bakan gözlerinin içinde hayata dokunan parmak uçlarında avuçlarının içinde... Can arıyordur sabah da, dünyanın bütün güzelliklerini yaşamaya seninle Şimdi taptaze bir sabah, Bir başka bakıyordur gökyğzünün maviiliklerine Yolun kıyısındaki gökyüzüne yükselen selvilere Şu sessizce akan çeşmeye.. Kuş seslerine Şimdi taze bir sabah senin sıcak nefesinde geziniyordur bir kitabın sayfalarının içinde.. Dokunuyordur nazlı bir çiçeğe Tadını alıyordur yiyeceklerin içeceklerin zevkle Şimdi bir sabah seninle Öyle hoş görünüyor ki gözlerime.. Can atıyorum yaşamaya o sabahı bende...
Hz. Yusuf Mısır’da sultan olduktan sonra, onu kuyuya atan kardeşlerini affetmişti; ama onları sarayının içine almamıştı. Çünkü affetmek başka, yeniden aynı yakınlığı kurmak bambaşkadır. Bazı insanları affedebiliriz ama herkesi tekrar hayatımızın merkezine alamayız. Çünkü güven bir kere kırıldığında, eski haline dönmesi gerçekten zordur.
Gerçeğin silikleştiği anlar da onun ruhunu ve yaratıcı gücünü en az bilinçli olduğu anlar kadar besliyordu. Bilinç akışı (stream of consciousness) tekniğini kullanmayı seçmesi –onun bu tekniği yalın olarak kullanmadığı, izlenimleri oldukları gibi değil seçerek, düzenleyerek aktardığı da göz önünde bulundurulur– bu yüzdendi. Çünkü insan bilinci sarsıntısız, sorunsuz düz bir anlatım ile ifade edilmemeliydi. Zihnimiz sürekli olarak üst üste binen imgelere, fikirlere maruz kalırken, deneyimlemediğimiz şekilde düzgün bir anlatı tercih etmek yerinde olmazdı.
Son satış verilerine baktığımda beni en çok gülümseten şey şu oldu: Kitaplarımın yolu en sık Ankara’ya düşmüş. Aynı şehirde farklı zamanlarda, farklı ruh hâllerinde okunan satırlar… Belki bir masa lambasının altında, belki bir otobüs yolculuğunda, belki de sessiz bir gecede. Bir yazar için bu rakamlar sadece istatistik değil; okunmuş olmak, bir yerde birine değmiş olmak demek. Ankara’daki (ve diğer şehirlerdeki) tüm okurlara gönülden teşekkür ederim. Yolumuz kelimelerde kesişmeye devam etsin 🌿
… Düşüncemizin katlanması mı güzel, Zalim kaderin yumruklarına, oklarına, Yoksa diretip bela denizlerine karşı Dur, yeter! demesi mi? Ölmek, uyumak sadece! Düşünün ki uyumakla yalnız Bitebilir bütün acıları yüreğin, Çektiği bütün kahırlar insanoğlunun. Uyumak, ama düş görebilirsin uykuda, o kötü! Çünkü o ölüm uykularında, Sıyrıldığımız zaman yaşamak kaygısından, Ne düşler görebilir insan, düşünmeli bunu. Bu düşüncedir uzun yaşamayı cehennem eden. Kim dayanabilir zamanın kırbacına? Zorbanın kahrına, gururun çiğnenmesine, Sevgisinin kepaze edilmesine, Kanunların bu kadar yavaş Yüzsüzlüğün bu kadar çabuk yürümesine. Kötülere kul olmasına iyi insanın Bir bıçak saplayıp göğsüne kurtulmak varken, Kim ister bütün bunlara katlanmak Ağır bir hayatın altında inleyip terlemek, Ölümden sonraki bir şeyden korkmasa, O kimsenin gidip de dönmediği bilinmez dünya Ürkütmese yüreğini? Bilmediğimiz belalara atılmaktansa Çektiklerine razı etmese insanı? Bilinç böyle korkak ediyor hepimizi: Düşüncenin soluk ışığı bulandırıyor Yürekten gelenin doğal rengini. Ve nice büyük, yiğitçe atılışlar Yollarını değiştirip bu yüzden Bir iş, bir eylem olma gücünü yitiriyorlar. …
Benimle yaşlansana? Kitap okurum, çay demler, şiir yazarım sana. Ha bir de şükrederim Sonra gözlerine bakar "amin" derim. Amin, bugün de gördüm seni...