Allah, doğru yola gidenlerin hidayetini güçlendirir. Kalıcı olan iyilikler, rabbinin katında hem mükâfat bakımından daha hayırlı, hem de sonuç bakımından daha iyidir.
Kitap ilginç bir fikirle başlıyor: Çok yavaş yaşlanan bir adamın yüzlerce yıllık hayatı. Başlangıçta merak uyandırıyor ama bazı yerlerde tempo düşüyor. Özellikle orta bölümlerde hikâye biraz uzuyormuş gibi hissettirebiliyor. Yer yer duygusal derinlik çok güzel verilse de bazı karakterler yüzeysel kalmış. Zaman, yaşlanma ve yalnızlık temasını farklı bir şekilde anlatıyor Ana karakterin yalnızlığı ve sevdiklerini kaybetme korkusu etkileyici. Dili sade ve rahat okunuyor, ağır değil. “Aslında hayatı yaşamak için anda kalmak gerekir” fikrini güzel veriyor. Felsefi tarafı olan ama sıkmadan okunan bir roman. Çok aksiyon bekleyenler için yavaş kalabilir; duygusal ve düşündürücü hikâyeleri sevenler için ise güçlü bir kitap diyebilirim.
Çok güzel basmakalıp sözler biliyorum ben. Örneğin, özgürlük ve hukuk düzeni, işte çok ünlü bir klişe! Ama size göre bizdeki ‘düzensizlik, kanunsuzluk ve bürokrasi hükümranlığı’ daha iyi, öyle değil mi? Ayrıca, pek çok gencin başını döndüren bütün o sloganlar, alçak burjuvazi, souveraineté du peuplexii, çalışma hakkı, tüm bunlar basmakalıp sözler değil de nedir? Kaldı ki, aşk ile nefret birbirlerinden ayrılamaz.
Köylülerin serfliğin kaldırılmasından sonraki yoksul durumlarına ve alkol vergilerinin kaldırılmasının halk arasında ayyaşlığı artırdığına bir zafer havası içinde işaret etmek ancak aptallara ve düzenbazlara yakışır…
Sizi, başkalarının buluşlarını düşünmeden, gelişigüzel almaya zorlayan mı var? Yabancının icadını yabancıya ait olduğu için almıyorsunuz, işinize yaradığı için alıyorsunuz. Demek ki, o şeyi, düşünüp taşınarak, seçerek alıyorsunuz.
Kitabın Adı : Çok Tuhaftı Ağlayamadım Yazarı : Bahtiyar Gül Yayınevi : Şule Yayınları Türü : Öykü Basım Yılı : Mart 2026 Sayfa Sayısı: 104 Sayfa
Düşünceler : Hem biraz değişik tatz olsun diye hemde İzdiham Dergisi Trabzon okuma grubunun bu ayki kitabı olması nedeniyle genç yazar Bahtiyar Gül 'ün öykü kitabını okudum. Aynı zamanda öğretmen olan Bahtiyar Gül 'ün ikinci kitabı olan bu eser bir öykü kitabı ve içinde ondört öyküyü barındırıyor.
Ondört öykü tek bir tarzda ya da belirli bir edebi çizgiye bağlı olarak yazılmamış. Klasik tarza yakın öyküler olduğu gibi post modern tarza göz kırpan öykülerde bulunuyor. Toplumcu Gerçekçi diyebileceğimiz türe yakın olanlarda var hafiften mizaha kayanlarda var. Velhasıl değişik türden öykülerle bezenmiş potpori misali her tadı vermeye çalışan bir eser.
Belirli mekanların üzerinde çok durulmuş. Parklar mesela. Bazı sembollerde aynı şekilde. Fare gibi. Bir çok sembolize edilen olgu olduğunu ve bunların düşünülmesi muhtaç olarak dikkatlice okunması gerektiğini düşünüyorum.
Genç yazarın hayatından izlerin olduğunu düşündüğüm bölümlerde bulunmakta eserde. Mesela en son öyküde dedeye ait bir bölüm var. Buralardan izler taşıyor yazarın memleketinden yani. Hakeza başka öykülerde de sıkça bu türden dokunmalar var eserde. Hatta birazda hayatımdan enstantanelerde hissetmedim desem yalan olur.
Ayrıca Genel Kültürümüzü artıracağını düşündüğüm bölümlerde bulunmakta. ( Ayın sürekli aydınlık olan yüzü gibi ) Unutmadan ekliyeyim ki okuduğumuz bazı kitaplara da hoş göndermeler yapılıyor eserde ( Korkuyu Beklerken gibi )
Sıkılmadan kısa zamanda okudum. Okurkende çoğu yerinden zevk aldım. Herkese de tavsiye ediyorum.