İnsan, hiçbir zaman doğduğu rahmin dışına çıkamıyor; yalnızca göbek bağının kesildiği yerde, kendisine ait olmayan bir dünyanın soğukluğuyla yeniden biçimleniyor. Ben o soğukluğu ilk kez dizlerimin üzerinde öğrendim; yetimhane banyosunun fayanslarına çöken su, tenimi değil, henüz annemin içinde taşıyamadığı o küçük ruhu yıkıyordu. Her damla, adımı benden önce bilen bir kadının ağzından düşmüş suskun bir harf gibi, omurgamın içindeki boşluklara yerleşiyordu.
Ben annemin rahminden değil, onun içimde bıraktığı eksik yerden büyüdüm.
Ve hiçbir kemik, kendisine ayrılmamış bir bedende bu kadar uzun süre yetim kalmamalıydı.
İşte bu yüzden, kalbimin sağ tarafında tıkırdayan o yanlış saat, zamanın kendisini değil, benden alınmış ilk nefesi sayıyor. Her vuruşunda göğsümün içinde başka bir rahim açılıyor; rahmin duvarlarında henüz doğmamış çocukların süt dişleri, kendi isimlerini bilmeden birbirine sürtünüyor. Onların sesini duydukça dilimi daha derine çekiyorum; zira bazı dualar ağızdan çıkmak için değil, omurganın karanlığında kendilerine bir doğum kanalı açmak için yaratılıyor.
Ben o kanalı kendi etimden geçiriyorum.
Neşter kuşları henüz kaburgalarımın altında kanatlarını açmadı; fakat onların kemiklerinden yayılan o kör ışık, gözlerimin sol tarafında inzivaya çekilmiş ruhumu uykusundan kaldırıyor. Ruhum, taşların annesinden dökülen o eski suya yüzünü eğiyor; kendisini yeniden doğuracak rahmi ararken, bütün gökyüzünün dikişlerini tek tek söküyor.
Ve ben sana baktıkça,
İçimdeki bütün kapılar bir annenin avuç içi kadar küçülüyor.
Beni yeniden doğur demiyorum.
Beni, doğuramadığın yerde bırakılmış o ilk hâlimden al.
Etimin içinde henüz tamamlanmamış o harfi, omurgamın en kuytu boğumunda emzirdiğim o adsız çocuğu, gözlerimin arkasında kendisine bir cennet ve cehennem arayan o sessizliği al.
Sonra beni kendi içime yatır.
Ruh suyunun yüzü kıbleye dönükken, kalbimin sağ tarafına katgüt iplikleriyle mühürlenmiş o eski doğum kapısını aç.
Biliyorum gözümün arkasında olan parşömen kahinin içi ateşte yakılmış göz camıyla, ki ben sana her yeniden doğuşumda, annemin rahminden değil, onun içimde bıraktığı sonsuz boşluktan geçiyorum.
Ve her geçişimde,
Kendi çocukluğumun süt dişleri, avuçlarımın kader çizgilerine biraz daha derin gömülüyor.