O, aşkı en güzel cümlelerle bilmeden anlatıyordu.
Ama hiç âşık olmamıştı.
O ise kalbinin ilk kez bu kadar hızlı attığını hissediyordu.
Ve bunun adını koymaya cesareti yoktu.
22 yaşında idealist bi...
... Fatih Hoca... İmkansız, hayatın bir yanıydı. Yaşam imkansız olan şeyleri imkanlı yapmaya çalışan insanla doluydu. Bu her yaştan insan da geçerliydi. İstediği şeyi almak için her zaman çabalardı. Bu her ne olursa olsun hep devam ederdi. Bazen de neyin imkansız olduğunu bilmeden onun peşinden koşardık. Neden imkansız bilmiyorken ardında bulurduk kendimizi, hiç olmaması gereken zamanda olmaması gereken yerde olmak gibi. Ya da hiç olmaması gereken kişinin kalbe girmeye başlaması gibi. Buna süre fark etmezdi. Çünkü kalp ne zaman içeri almaya başlayacağını en iyi bilendi.
Peki imkansız birini kalbe almaya başlarsa ne olacaktı? İşte bunu henüz bende bilmiyordum. Olmaması için de dua etmekten başka çarem yoktu. Annem, babam öldükten sonra öğretmişti bana bunu, dua edeceksin oğlum demişti, abime de babamdan kalan şirketi yönetmesi için verdiğinde 'işlerin rast gitsin diye dua et oğlum' demişti. Biz zengin bir aileyiz. Babam çok çalışmıştı. Annem de bize hep, sıra sizde çalışın ve başarın demişti...
Öylece uzanmış zihnimde bunları döndürüyordum. Baran'ın sesiyle yataktan doğruldum.
Baran
" Günaydın, kaç kere seslendim duymadın, öğrenciler kalkmıştır hadi sende kalk "
Yatağımdan kalkıp elimi yüzümü yıkadıktan sonra içeri girdim. Baran yemekhanede olacağını söyleyerek çıkmıştı. Üzerime gri örme kazak ve siyah pantolon, beyaz spor ayakkabılarımı giydim. Saatimi de takıp kulübeden çıktım.
" Günaydın hocam, hocam miray çok hasta, ateşler içinde yanıyor ne yapacağımı bilemedim sınıf öğretmenimiz olduğunuz için yanınıza geldim. "
Al işte ben demiştim! Bünyesi zayıftı iki soğuk kaptı hemen hasta olmuştu. Neden içim tuhaf olmuştu? Kafamı iki yana sallamıştım. Şuan düşünmenin sırası değildi. Baran'a durumu mesaj attım. Miray'ın hasta olduğunu değil de canımın istemediğini o yüzden kahvaltıya gelmeyeceğimi yazmıştım.
Baran da "Tamam" yazmıştı. Telefonu cebime koyup Melis'e döndüm.
" Tamam sen git şimdi yemeğini ye ondan sonra da miray'a birşeyler getirirsin, hiçbir şey çaktırmayın çünkü ben yanında kalacağım duyulmasın sen beni görmedin tamam mı! " Melis kafasını sallayıp gitmişti. Etrafa bakarak tedbirli şekilde onların kulübesine girmiştim.
Miray yatağında öylece yatıyordu. Onu öyle gördüğümde canım yanmıştı. Sebebini bilmiyordum. Yanında sadece açelya vardı. Beni görünce şaşırmış olsa da bir şey dememişti. Yanından kalktı.
" Hocam ne yapalım bilemedik, üç hafta buradayız bir an önce iyileşmesi lazım. Bu arada melis nerede?"
Gözlerimi uyuyan güzelden çekip açelya ya döndürdüm.
" Kahvaltıda, ona da tembih ettim sana da söylüyorum. Sen de kahvaltıya gidiyorsun, ben burada kalacağım, sakın miray hasta falan deme yemekhane de, istemedi gelmedi tamam mı!
Açelya kafasını sallayıp Miray'ın yanağından öptükten sonra çıkmıştı. Yanında olan sandalyeye oturdum. Elimi alnına dokundurdum. Çok ateşi vardı. Gidip lavobodan soğuk su doldurdum. İlk yardım yerinden de bez aldım. Tekrar yerime oturmuştum. Bezi ıslatıp miray'ın başına koydum.
Gözlerini açtı ve bana döndü.
" Hocam ben özür dilerim"
Sesi çatallaşmıştı. Kalbim acımıştı. İçimden onu sarıp sarmalamak geliyordu. Saçlarını okşadım. Sanırım fazla yakın davranıyordum. Fakat kendime engel olamıyordum. Derin nefes aldım. Bunu kafaya taksın istemiyordum.
" Düşünme şimdi bunları sen, bir iyileş ben sonra yine ifadeni alacağım senin işte o zaman bol bol özür dilersin "
Elimi saçlarından çektim. O da bir şey söylememiş sadece kafasını sallamıştı. Alnındaki bezi tekrar ıslatıp alnına koyduğumda elimi tuttu.
" Siz kahvaltı ettiniz mi?"
Şimdi bunu neden sormuştu. Git mi diyecekti yoksa? Kafamı iki yana salladım.
" Yok etmedim, sorun yok ama sen iyileş de ben aç kalırım bir şey olmaz" Kaşlarını çatmıştı. Onu ilk defa öyle görüyordum. Hafif yerinden doğrulup alnında olan bezi aldı.
" Bana dikkat etmiyorsun diye kızıyorsun ama sen de dikkat etmiyorsun, aç kalmak ne ya kafayı mı yedin sen! "
Şaşkınlıktan sadece bakıyordum. Bana sen mi demişti o? Vallahi demişti? Kızmıştı da, İyide neden? Neden buna çocuklar gibi sevinmiştim. Neden şuan böyle oluyordu. Derin nefes aldım. toparlanmaya çalışmıştım.
Elini ağzına kapatıp biraz öyle durdu. Söylediklerini idrak etmişti. Utanmıştı. Şuan cidden çok tatlı olmuştu.
" Hocam, hocam ateş başıma vurdu çok özür dilerim."
" Sorun yok miray rahat ol, gel ateşini ölçelim " Ateş ölçeri koltuk altına koydurtup bir kaç dakika bekletmiştim. Çıkardığında elime aldım. Şükür ki düşmüştü.
Kapı açılmıştı. Melis'ler odaya girmişti. Melis elindeki tepsiyi bir sehpa çekip önümüze koydu.
Miray
" Aferin! Fatih hoca içinde getirmişsiniz "
Gülmemek için dudaklarımı bastırmıştım. Melis ise sadece tebessüm etmişti. Kahvaltımızı yaptıktan sonra melis tepsiyi alıp götürmüştü. Kısa bir süre sonra yanımıza katılmıştı.
Mert
"Mirayım daha iyi misin? "
Miray kafasını sallamıştı.
" İyiyim merak etmeyin ateşim düştü, biraz toparladım da sorun yok"
Barış
" Hocam size de teşekkür ederiz miray'ın yanından ayrılmadınız" Önemli değil anlamında başımı salladım. Daha fazla burada durmamak için ayağa kalktım. İstemesem de kulübeme gitmem gerekiyordu. Ne de olsa sınıf öğretmeninin görevi burada bitmişti.
Akşam yemeğinde görüşmek dileğiyle, kulübeden çıkmıştım. Kimse yoktu ki zaten soğuktan kimse şuan olmazdı. Biraz etrafı izleyerek yürümeye karar vermiştim. Bir yandan da miray da aklım kalmıştı. Bir öğrencim ile yakın olmam yanlış geliyordu ki yanlıştı da öbür yandan ise kendimi alıkoyamıyordum. Mıknatıs gibi beni kendine çekiyordu.
Birisinin bana seslenmesiyle düşüncelerimden ayrılıp durmuştum. O tarafa döndüğüm de seslenen kişinin esra hoca olduğunu görmüştüm. Bu nereden çıkmıştı şimdi? Hayır ne alaka birde senli benli sesleniyor bana, yanıma gelmişti.
" Kahvaltıya gelmedin merak ettim, bir şey mi oldu? "
" Olması mı lazım, siz lütfen işinize bakın! "
Normalde bu kadar kaba olmazdım ama kadının bu şekilde rahat konuşması senli benli olması sinirimi bozmuştu ki hesap sorulmasını da asla sevmezdim. Onu orada bırakıp kulübeme girmiştim. Baran kafasını telefondan kaldırıp bana döndü.
" Hayırdır, kime kızdın"
" Esra'ya, gelmiş bana hesap soruyor birde senli benli konuşuyor sinir oldum"
Baran kahkaha atmaya başlamıştı. Koltukta olan yastığı ona atmıştım. Daha yeni gelmiş olsam da bu kadar kaynaşmış olmak onunla, güzeldi. Baran attığım yastığı tutup susmuştu.
" Kısmetin çıkmış olmasın"
" Aman tövbe de, neyse bugün hangi etkinlik yapılacak"
" Bugün de öğrenciler serbest olmak istedi kırmadık yarın başlanacak "
Başımı sallamıştım. Miray'ın dinlenmesi için bu iyi olmuştu.
Baran
" Ben biraz uyuyacağım, akşama kadar çok var, sen ne yapacaksın? "
" Bende biraz gezineyim, sıkılırım çünkü "
" Tamam gelince uyandır beni o zaman "
Kafamı sallamıştım. Montumu giyinip dışarı çıktım. Soğuk yüzüme vurduğunda biraz olsun kendime gelmiştim. İçimde bilmediğim bir huzursuzluk vardı. Sanki hiçbir şey yolunda gitmeyecekmiş veya gitmiyormuş gibiydi.
" Hocam"
Miray'ın sesini duyunca hızlı bir şekilde ona döndüm. İlk etrafa baktım. Kimse yoktu. Sonra da üzerine bakmıştım. Montunu giyinmişti.
" Sen neden dışarı çıktın hastasın zaten iyileşmeden çıkmasaydın"
" Size bir şey sormak istiyorum. "
Kafamı sallamıştım.
" Sizce, aramızda çok yaş farkı var mı? "
Sorduğu soruyla neye uğradığımı şaşırmıştım. Heyecanlanmıştım da.
" Nereden çıktı şimdi bu? "
" Bizimkilerle konuşuyorduk, sizin arkadaşımız gibi olduğunuzu söylediler de bende merak ettim. Hem size teşekkür etmek istedim hem de sorayım dedim. "
" Teşekküre gerek yok miray, sen benim öğrencimsin tabiki de ilgileneceğim, yaş farkına gelince hayır bana kalırsa fazla yaş farkımız yok. "
" Ben de öyle düşünüyorum. Fakat tam yaşınızı bilmiyorum. Biz 22 diye tahmin ettik "
" Doğru ama daha gün olarak yaşıma girmedim."
Kafasını sallamıştı.
" Anladım hocam, o zaman yemekte görüşürüz"
" Aramızda yaş farkı olabilir ama o sadece bir sayı miray, rakamlar sadece matematik de değerlidir umarım anlatabilmişimdir. Sen rakamlara değil, genel olana odaklan mesela öğretmenin olmam gibi. Neyse akşam yemekhanede olursunuz, gir şimdi sen kulübene"
Kafasıyla selam verip gitmişti. Kalbim anca rahatlamıştı. Ne olduğu hakkında fikrim yoktu. Düşünmek de istemiyordum. Ne yapacağımı bilmiyordum. Tek bildiğim bu okul benim hayatımda zorlu bir süreç açacaktı. Bu zalim hayat bana sağlam tokat atmak için hazırlanıyordu.