O, aşkı en güzel cümlelerle bilmeden anlatıyordu.
Ama hiç âşık olmamıştı.
O ise kalbinin ilk kez bu kadar hızlı attığını hissediyordu.
Ve bunun adını koymaya cesareti yoktu.
22 yaşında idealist bi...
İnsanın bu hayatta hep istemediği şeyler burnunun dibinde biterdi. Ne istemezsen o illa ki olurdu. Neyi sevmezsen hayat sana onu sevdirirdi. Benim hayatımda da böyleydi. Okuldan da okul işlerinden de nefret ederdim. Derslerle çok ilgilenmez mezun olabilecek kadar not alırdım. Bu da bana yeterdi. Herkes benden nefret ettiği için çok kimseyle konuşmaz sadece bizimkiler ile olurdum.
Fakat bu yeni ben sanırım bu sınırı aşacaktı. Çünkü ne kadar da nefret etsem de üç saattir baran hoca ve fatih hocayla liste yapmakla meşguldüm. İki sınıfın hem temizlik hem de mutfak sırasını yapmıştık. Normalde kolay olan şey nasıl zor olmuştu anlamasam da nihayet bitmişti.
Eğer bitmemiş olsaydı yine devam edeceğimizi hatırladığımda derin nefes almıştım. Bitmesine sevinmiştim. Baran hoca bana gülümsemişti.
Baran hoca
" Teşekkür ederiz miraycığım, sen olmasan bitmezdi. "
" Estağfurullah hocam, hepimizin emeği var. "
Fatih hoca
" Alt tarafı liste amma abarttınız, neyse sağol miray, git artık sen biraz dan yemek yenir, ben sizi çağırırım. "
Başımla selam verip yanlarından ayrılmıştım. Sinir olmuştum. Önemli bir şey değilmiş yok ya, madem değildi tek başına yapsaydın neden beni sürükledin yanında. Öküz işte. Bir baran hocaya bak bir de fatih hocaya, dağlar kadar fark var arada. Kulübeme geldiğimde kapıyı anahtarla açmıştım.
" Nerdesin ya, kaç saattir yoksun açmadın telefonu da "
" Fatih hocanın yanındaydım. Kamp için liste ayarlanacakmış da onları ayarladık. "
Mert
" Güzide öğrenci oldun resmen iki güne maşallah kankam"
Cevap vermemi engelleyen kapı sesi olmuştu. Selin girmesini söyledi. Fatih hoca odaya girdi.
" Selam gençler, yemek hazırmış yemekhaneye geçelim isterseniz burası baraka tarzı olduğu için çalışan müdürden başka yok o yüzden kendi işimizi kendimiz halledeceğiz. Neyse buyurun çıkalım."
Fatih hoca önde biz arkada kulübeden çıkmıştık. Biraz yürüdükten sonra yemekhaneye girdik. Dışarısı aşırı soğuktu. Yine montumu giymemiştim ve ne yalan söyleyeyim kızmaması için dua ediyordum. Sırayla yemekleri alıp grupla birlikte masaya oturduk. Sessiz sessiz yemeklerimizi yemeğe başlamıştık.
Yemekler yendikten sonra Fatih hoca hazırladığımız listeyi cebinden çıkarmıştı. Daha sonra da bize dönmüştü.
" Gençler biliyorsunuz fazla kişi değiliz o yüzden hem burasının özel kiralık mülk olması, hemde müdürden başka çalışan olmadığı için her sınıfa görevler verdik. Kamp süresi bitene kadar bu görevlerden sorumlusunuz. A sınıfı ve D sınıfı, sırayla her gün sabahları olmak kaydıyla ve hava kararmadan gelmek kaydıyla odun toplayacak. Biliyorsunuz odalar şömineli, C sınıfı ve E sınıfı kahvaltı ile ilgilenecek kahvaltı saat 10.00 da arkadaşlar, siz 9.00 da hazırlamaya başlarsınız, Benim sınıfım yani B sınıfı ise akşam yemeği ile ilgilenecek, akşam yemeği de saat 19.00 de, biz de saat 18.00 da başlarız. Görev dağılımlarınız bunlar malzeme sıkıntısı yok merak etmeyin, sıranızı sınıf öğretmenleriniz ayarladı onlar size söyleyecek, şimdi iyi dinlenmeler"
Sırayla herkes öğretmenleri ile beraber yemekhaneden çıkmıştı. Bir tek bizim sınıf kalmıştı. Fatih hoca yanımıza gelmişti.
" Biz listeyi yaptık. Yarından itibaren başlıyoruz, ilk Begüm ve Tarık sizin sıranız " onlar sadece kafalarını sallamışlardı.
Fatih hoca" şimdi çıkabilirsiniz gençler "
Sınıf sırayla tek tek çıkmaya başlamışlardı. Fatih hoca alev gibi gözleriyle bana bakıyordu. Sebebini anlamasam da korkmuştum. Gözlerini ayırmamıştı.
" Gençler siz geçin odanıza ben listeyle alakalı miray ile konuşacağım gelir yanınıza sonra "
Bizim grup kafasını sallamıştı. Onlarda çıktığında sadece biz kalmıştık. Fatih hoca perdeleri çekip yemekhanenin kapısını kilitlemişti.
Ne yaptığını anlamıyordum. Yanıma yaklaşmıştı. Hâlâ kaşları çatıktı.
" Ben sana montsuz dışarı çıkılmayacak demedim mi? Miray sen beni deli mi edeceksin? İncecik şeyle çıkmışsın deminden beri ellerini ovuşturuyorsun neden dikkat etmiyorsun kendine, ondan sonra da aylinler bir şey söyleyince onlar suçlu çıkıyor "
Şaşırmıştım. Fakat aylinleri ne demeye katıyordu. şimdi hesap sorardım ben ona, Allahım hocama da hesap soracağım ama banane o bana soruyor ya.
"Aylin, aylin, aylin; ne aylinmiş ya ikide bir ne meraklısın o konuyu açmaya, bıktım. Ayrıca giyerim giymem sanane, seni ilgilendirmez "
Kesin ben bitmiştim. Hem hocaya sen dedim. Hem de bağırdım valla yanmıştım ben, Fatih hoca üzerinde olan montu çıkarıp omuzlarıma örttükten sonra bir adım geriledi.
" Tamam haklısın aylinleri bir daha seninle aynı kefeye koymayacağım ama iyiliğin için kızıyorum miray, bünyen zayıf, baksana kilon çok az, üşüyeceksin"
Beni mi düşünmüştü o, iyide neden? Kalbim neden şuan ağzımdaymış gibi hissediyordum. Şuan suratına mal mal bakıyordum. Tam ne yapabilir ki daha demişken birden ellerimi tutmuştu.
" Ayrıca ellerin üşümüş, bak parmakların kızarmış "
Kalbimin hızlanmasından yanaklarım alev gibi yanıyordu. Bu duygular bana yabancıydı. Neydi bu? Bu nasıl bir duyguydu. Hâlâ eli elimdeydi.
" Bak miray birdaha seni montsuz görmeyeceğim anladın mı?" Sesi sert çıkmıştı. Her zamanki gibiydi yani. Sanki çok tanıyordum da her zamanki gibi demiştim. Masum köylü gibi kafamı sallamıştım. Şuan sadece sessizlik hakimdi. Ellerimiz hâlâ bir, biz bir birimize yakın, montunun kokusu burnuma dolmuş, güzel bir andı.
Fatih hoca
" Bir şey merak ediyorum. Neden kendine dikkat etmiyorsun, tamam bile demedin. Bahçe de söyledim umurunda olmadı. Neden miray?"
Omzumu silkmiştim. Bilmesinde sorun yoktu en azından belki o kadar üzerime gelmezdi. Umutsuz vaka olduğumu anlardı.
" Gerek yok çünkü yaşamak bana saçma geliyor hocam "
Fatih hoca'nın yine sinirleri bozulmuştu. Belli etmemeye çalışıyordu. Başını yukarı kaldırıp gözlerini kapattı. Mükemmel bir detaysın be adam. Allahım ne oluyor bana, Başını tekrar bana çevirmişti.
"Neden miray?, Ne oldu da yaşamak istemiyorsun? Neden ya, neden! " Hem kızgın hem şaşkın bir şekilde gözümün içine bakıyordu.Bir umut bir söz duymak istiyordu ama o bana yabancıydı. Fiziksel olarak ne kadar iyi olsam da ruhsal olarak olamıyordum. Öylece bakıyordum. Aramızda olan boşluğu kapatan hocam ile şuan resmen dip dibeydik. Ben ölecektim resmen
" Neden miray? Söyle bana ben çözüm bulayım ama yeter ki şu inancından vazgeçme, seni gördüğüm den beri korkuyorum sana bir şey olacak diye inancın olmadığı için intihar girişimin olacak diye korkuyorum. " Söylediği şeyin iyi bir şey olmadığını ve kötü fikir verdiğini anlayan hocam kısa bir afalamıştı.
Derin nefes almıştım.
" Annemleri özledim. Çok özledim. Yoklukları bu yaşımda daha çok koyuyor oldu mu? Erken onların yanına gitmek için de kendime dikkat etmiyorum "
Birden hıçkırarak ağlamaya başlamıştım. Nasıl olmuştu. Nasıl başlamıştım işte o bende yoktu.
Fatih hoca bana sarılmıştı. Bir eliyle de saçlarımı okşuyordu. Birkaç dakika sonra ayrılmıştı. Ben daha kendime gelememiştim.
" Anlayabiliyorum ama sen böyle yaparsan annenlerde çok üzülür onlar seni görüyor ve sana kızıyorlardır. onlar sana kıyamazken sen kendine nasıl kıyıyorsun, üstelik seni seven insanları düşünmüyorsun"
" Eğer düşünmeseydim. Yeni bir ben inşa etmezdim. Bakın hocam, ben abim ve arkadaşlarım için ayaktayım zaten, ama acımın geçmesini beklemeyin"
Kafasını sallamıştı. Elleriyle yüzümde olan gözyaşlarımı silmişti.
" Tamam ifadeni aldığıma göre gidebiliriz. En önden sen çık. "
Kafamı sallamıştım. İyi geceler dileyip montunu da eline vermiştim. yemekhaneden çıkmıştım. Hızlı bir şekilde kulübeye ilerlemeye başlamıştım. Kulübeye girdiğimde grubun hepsinin hâlâ burada olduğunu görmüştüm. Yanlarına gidip oturdum.
Buket
" Ne listeymiş be kanka, bir bitmedi. Bu saate kadar baya uğraştınız"
Kafamı salladım.
" Sorma siz neden yatmadınız? "
Barış
" Seni bekliyorduk, biraz daha gelmeseydin arayacaktım.
Mert
" Neyse madem geldin biz kaçalım uykum geldi. Yarın görüşürüz. "
Odadan sırayla çıktıklarında bende üzerimi değiştirdim. Yatağıma yatıp düşünmeye başladım. Fatih hoca istemsiz bir şekilde bugün aklımdaydı. Sebebini bilmesem de bu olay canımı sıkıyordu. Hocamı bu kadar düşünmek saçmaydı. Gerek yoktu. Gözlerimi kapatmıştım. Aklımdan başka bir şey düşünmeye karar vermiştim.
Fakat işe yaramamıştı. Hiç düşünmeyi istemediğim hocam aklımdan çıkmıyordu. Daha fazla zorlamayıp o şekilde uykunun kollarına kendimi bıraktım.