O, aşkı en güzel cümlelerle bilmeden anlatıyordu.
Ama hiç âşık olmamıştı.
O ise kalbinin ilk kez bu kadar hızlı attığını hissediyordu.
Ve bunun adını koymaya cesareti yoktu.
22 yaşında idealist bi...
... Miray’dan ... İnsan bazen aynı anda birçok duygu hissedebiliyormuş. Kulübeden çıktıktan sonra bunu daha iyi anlamıştım. Kalbim hâlâ deli gibi atıyordu. Fatih hocanın söyledikleri zihnimde dönüp duruyordu. Ne kadar unutmaya çalışsam da olmuyordu. Her kelimesi tekrar tekrar aklıma geliyordu. “Çünkü seni öğrencim olarak görmüyorum.” Bu cümle beynime kazınmıştı resmen. Kulübeye dönerken soğuk hava yüzüme vuruyordu ama ben hiçbir şey hissetmiyordum. Ayaklarım otomatik olarak ilerliyordu. Sanki düşüncelerim başka yerdeydi. Kapıyı açıp içeri girdiğimde herkes bana bakmıştı. Hepsi nerede olduğumu bilse de ne olduğunu anlamak ister gibi halleri vardı. Meraklı bakışları üzerimde hissedebiliyordum. Merakına ilk yenilen Melis olmuştu. “Ne oldu?” “Bir şey olmadı.”
Mert gözlerini kısmıştı. “Yalan.” “Harbiden bir şey olmadı.” Barış yatağın üzerine uzanmıştı. “Zorbalığa uğramışsın sonra bize doğru düzgün pas vermeden odadan gittin, kaç saat sonra geldin üstelik yüzün kıpkırmızı, neredeydin! “ Bir an duraksamıştım. Bunlara ne yalan sıkacaktım şimdi. İlk defa yalan söyleyecektim. Fakat mecburdum. Bu sefer selin lafa girmişti. “ Az önce Aylin geldi Fatih hoca ile sizin yakın olduğunuzu neden böyle olduğunu sordu. Biz de normal öğrenci olarak onu yakın bulmuştur dedik. Fakat sende birkaç gündür haller var, şuan fatih hocanın yanından geliyorsun onu tahmin ediyoruz ama neden bu haldesin? “ Barış “Evet Neden bu haldesin?” Açelya “ Kanka fatih hoca sana baya değer veriyor” İstemsizce gülümsemiştim. Bu benim hoşuma gitmişti. Bizimkiler bunu fark etmişti.
Buket kaşlarını kaldırmıştı. “Sen niye sırıtıyorsun?” Omzumu Silkmiştim. “Canım istedi.” Açelya “Kesin bir şey oldu.” Üzerime geldiklerini görünce çantamı alıp yatağa bırakmıştım. “Yok bir şey.” Kimseyi ikna edememiştim ama daha fazla üstelememişlerdi. Yakında onlara açılacağımı canım arkadaşlarım biliyordu, uyuzlardı işte. Bu gece kampın son gecesiydi. Yarın dönüyorduk. Nihayet abimi görecektim. Onu çok özlemiştim. Aslında haftalardır eve dönmeyi bekliyordum. Kendi odamı, yatağımı, özlemiştim. Ama şimdi içimde garip bir huzursuzluk vardı. Kamp bitiyordu. Fakat yaşadığımız şeyler bitmiyordu. Aylin hâlâ ortadaydı. O sapık hâlâ bulunamamıştı. Ve Fatih hocayla aramızdaki durum her geçen gün daha karmaşık hâle geliyordu. Bunları çok düşünmeyip erkekleri odadan şutladıktan sonra yatağıma yatmıştım.
Ertesi sabah kamp alanı normalden erken hareketlenmişti. Herkes bavullarını topluyordu. Kulübelerin önünde koşuşturan öğrenciler vardı. Bir yandan vedalaşıyorlar bir yandan fotoğraf çekiliyorlardı. Ben de eşyalarımı toplamıştım. Bir yere dayanmıştım. Telefonumu açtığımda bir mesaj geldiğini görmüştüm. Abimdendi. Eve ne zaman geleceğimi soruyordu. Belki de eve dönünce her şey daha iyi olurdu. Cevap yazmıştım. Telefonum tekrar titremişti. Bilinmeyen numaraydı. Kalbim sıkışmıştı.
Mesajı açmıştım. “Bugün dönüyorsunuz. Bende rahat ediyorum iyi yolculuklar prenses ” Nefesim kesilmişti. Mesajın devamı da vardı. “Seni özledim.” Telefon elimden düşecek gibi olmuştu. Birkaç saniye boyunca ekrana bakakalmıştım. Bu nasıl mümkündü? Bizim bugün döneceğimizi nereden biliyordu? Telefonu hızla kapatmıştım. Tam o sırada kapı açılmıştı. Melis içeri girmişti. Yüzüme bakınca durmuştu. “Miray?” “Bir şey yok.” “Yine mesaj mı geldi?”
Çaresizce Başımı sallamıştım. Bir dakika sonra bütün grup etrafımda toplanmıştı. Mesajı okuduklarında herkesin yüzü değişmişti. Mert küfür etmişti. Barış yumruğunu sıkmıştı. Buket korkuyla bana bakmıştı. İlk kez hepsi gerçekten tedirgin görünüyordu. Bir şekilde son Kahvaltı için yemekhaneye gitmiştik. Kahvaltımızı alıp Esra hoca baran hoca ve Fatih hocanın yanına dizilmiştik. Onlara da durumu anlatmıştık. Esra hoca telefonumu almıştı. Mesajı uzun süre incelemişti. Sonra derin bir nefes verdi. “Bu hiç iyi değil.” Barış hemen sormuştu. “Neden?” “Çünkü sizi takip ediyor.” Masada sessizlik oluşmuştu. Esra hoca devam etti. “Eğer kampın dönüş tarihini biliyorsa ya okuldan biri bilgi veriyor ya da sizi uzaktan izliyor.” İçime korku düşmüştü. O sırada Fatih hoca ile göz göze gelmiştik.
Bana bakıyordu. Kaşları çatılmıştı. Bir an için gözlerinde gördüğüm öfke beni bile ürkütmüştü. Öğleye doğru herkes otobüslere binmeye başlamıştı. Valizler yerleştiriliyordu. Öğrenciler koltuk kapma yarışına girmişti. Bizim grup her zamanki gibi en arkaya yerleşmişti. Tam binecekken Fatih hoca yanıma gelmişti. “Öne oturuyorsun.” Şaşırmıştım. “Neden?” “Çünkü ben öyle istiyorum.” “Arkadaşlarım...” “Miray.”
Ses tonu itiraz istemiyordu. Mecburen başımı sallamıştım. Otobüsün orta kısmına geçip oturmuştum. Fatih hoca ise öğretmenlerin bulunduğu ön sıralardaydı. Yol boyunca birkaç kez dönüp bana baktığını fark etmiştim. Her seferinde gözlerini kaçırıyordu. Ama ben fark ediyordum. Bu da istemsizce yüzümü güldürüyordu. Yolculuk devam ediyordu. İlk birkaç saat herkes neşeliydi. Şarkılar açılmıştı. Oyunlar oynanıyordu. Ama zaman ilerledikçe insanlar uyumaya başlamıştı. Ben camdan dışarı bakıyordum. Ağaçlar, yollar, şehirler geçip gidiyordu. Bir ara gözlerim kapanmış. Ne kadar uyuduğumu bilmiyordum. Uyandığımda otobüs mola tesisindeydi. İnsanlar aşağı iniyordu. Telefonuma bakmıştım. Yeni mesaj. Kalbim yine sıkışmıştı. Titreyen ellerimle açmıştım. “Siyah eşofman sana yakışıyor.” Kanım çekilmişti.
O an üzerimde siyah eşofman vardı. Demek ki... Beni şu an görüyordu. Telefon elimden düşecekti neredeyse. Panikle etrafa bakmıştım. Yüzlerce insan vardı. Kimse dikkat çekmiyordu. Ama içlerinden biri beni izliyordu. Fatih hoca yanıma geldiğinde rengimin attığını fark etmişti. “Ne oldu?” Telefonu uzatmıştım. Mesajı okur okumaz yüzü buz kesmişti. “Otobüsten tek başına inmiyorsun.” “Tamam.” “Sakın.” Başımı sallamıştım. İlk kez gerçekten korkuyordum. Çünkü bu kişi çok yakındı. Belki birkaç metre ötemdeydi. Belki şu an bana bakıyordu... Yolculuğun geri kalanı gergin geçmişti. Kimseye belli etmemeye çalışıyordum ama içim içimi yiyordu. Saatler sonra şehir görünmeye başlamıştı. Öğrenciler sevinç çığlıkları atıyordu.
Telefonlar çıkarılmıştı. Herkes ailesine haber veriyordu. Ben de abimi aramıştım. Sesini duyunca biraz rahatlamıştım. Otobüs sonunda okulun bahçesine girmişti. Alkışlar yükselmişti. Herkes ayağa kalkıyordu. Valizler indiriliyordu. Ben de yavaşça aşağı inmiştim.
Okulun bahçesine adım attığım anda derin bir nefes almıştım. Sonunda dönmüştük. Tam rahatladığımı düşünürken telefonum titremişti. Bir mesaj daha gelmişti. Bu kez açmak istememiştim. Ama merak ağır basmıştı. Mesajı açmıştım. Ve donup kalmıştım. Bir Fotoğraf vardı. Az önce otobüsten inerken çekilmiş bir fotoğrafımdı. Hem de birkaç dakika önceydi. Fotoğrafın altında ise tek bir cümle yazıyordu. “Evine hoş geldin Miray.” Dizlerimin bağı çözülmüştü. Çünkü bu fotoğraf yeni çekilmişti. Yani... O kişi burada olmalıydı. Şuan. Bu kalabalığın içinde. Gözlerim hızla etrafı taramaya başlamıştı. Öğrenciler. Veliler. Öğretmenler. Görevliler. Herkes birbirine karışmıştı. Kim olduğunu anlayamıyordum. Telefon elimden kayacak gibi olmuştu. Tam o sırada biri omzuma dokunmuştu. Korkuyla irkilmiştim. Fatih hocaydı. “Miray?”
Telefonu göstermiştim. Mesajı görünce yüzündeki ifade değişmişti. Bu kez öfke değil... Gerçek korku vardı. Baran hoca ve Esra hoca da yanımıza gelmişti. Mesajı görünce onlar da sessizleşmişti. Esra hoca derin bir nefes almıştı. “Bu iş düşündüğümüzden daha ciddi.” Baran hoca başını salladı. “Çünkü artık sadece mesaj atmıyor.” “Ne yapıyor?” diye sordum. Baran hoca gözlerimin içine baktı. “Bizi izliyor.” İçime buz gibi bir korku yayılmıştı. Kalabalığın arasında birileri yürüyordu. Aileler çocuklarına sarılıyordu. Öğrenciler gülüyordu. Hayat normal devam ediyordu. Ama ben artık biliyordum. Birisi beni takip ediyordu. Ve o kişi her geçen gün biraz daha cesaretleniyordu. Üstelik okulun içine kadar girmişti. Belki de... Başından beri düşündüğümüzden çok daha yakındı.