Kim Allah’a güvenirse O, ona yeter. Şüphesiz ki Allah, emrini yerine getirendir. Allah her şey için bir ölçü tayin etmiştir”âyetini düşündüm. Ben de Allah’a güvendim, O’na tevekkül ettim. O bana yeter. O ne güzel vekildir, dedim.
“Dünya yurtsuzların yurdudur ve züğürtlerin servetidir. Dünya için aklı olmayanlar, varlık biriktirir, onun uğruna cahiller çatışmaya girişir, ondan dolayı, anlayışsızlar kıskançlığa kapılır, onun peşinden ancak kesin imana sahip olmayanlar koşar.” Hz. Muhammed (s.a.v.)
Kalbinde Allah korkusu bulunan kimse ayaklarıyla günaha gitmekten uzak durur, Allah'ın emrine uygun ve O'nun rızasını kazandıracak işler için; âlimlerin ve salih kişilerin sohbetlerine katılmak için adım atar.
“Kalbin yumuşaklığı, gönlün Allah’a açık olmasıdır. Kalp ne kadar yumuşak olursa, insan başkalarının derdini de o kadar hisseder, zulme karşı hassas olur ve nimeti görür. Katı kalp, kör ve sağır olur; yumuşak kalp ise her şeyi hisseder, her sesi duyar ve her hakikati anlar. Kalp yumuşadıkça kişi tevazuya yönelir, sabırda olgunlaşır ve Allah’a yaklaşır.”
Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin." (Zümer Suresi, 39/53.) İblis ise günahlarını kabul etmedi, pişmanlık duymadı, yaptıklarından dolayı kendini kınamadı, Allah'ın rahmetinden umudunu kesti, tövbe etmedi aksine kibrine kibir kattı. İblis gibi davranan kişinin tövbesi kabul görmez, Hz. Adem (a.s.) gibi davranan kişinin tövbesini ise Allah kabul eder. Çünkü nefsi arzulardan kaynaklanan kusurların affedilmesi mümkündür ama Allah'a karşı kibirden kaynaklanan kusurlar kesinlikle affedilmez. Hz. Adem'in kusuru nefsani arzusundan kaynaklanmıştı, buna karşın İblis'in isyanı ise kibrinden geliyordu.
Ömür, kıymeti bilinmeyen çok değerli bir mücevherdir. Ondan ahiret için bir servet, hazine doldurmak gerekir. Şunu iyice belleyin, ahireti isteyen kişinin dünyalık arzularını bir kenara bırakması gerekir ki, özüyle sözü bir olsun. Kişinin bu halini muhafaza etmesi de iç ve dış dünyasını sürekli kontrol altında tutmasıyla mümkün olur.