Zaten sanma ki öte dünya, bu dünyadan bıçak kesimi ayrıdır. Bu dünyadasın ve her an öte dünyadasın da. Yaptığın her fiil, şimşek hızıyla hedefine varmakta ve mutlaktaki karşılığını bulmaktadır.
Ey insan! Tanrılığa özenme, insan! Sınırını bil. Yeniden diz çök. Allah'ın önünde yere kapan. Kendine, eşyaya veya başka bir insana değil, Allah'a kul ol. İnsan ve tabiatı, düşünceyi v sanatı putlaştırma.
Herhangi bir düzen, hiç değişmeden uzun zaman hemen hemen aynı kalıyorsa, o düzen bir bakıma, kendine mahsus bir ölüm kazanmış demektir. Bu kanun, vücut için de geçerlidir. Vücut, durmaksızın, ruha doğru bir atılım yapmadıkça bir nevi bir ölüme razı oluyor demektir.
Kadir gecesinin gizli olması gerektir; çünkü: açık ve seçik olarak bir gecenin kutsallaştırılması, Allah' tan başka Tanrı tanımama dini olan İslâm'a uymazdı; İslâm, değil bir insanın, bir gecenin bile putlaştırılmaması için gerekli temeli atmıştır.
"Kitap okurken yazarların hepsinin kuyuya düşmüş insanlar olduğunu öğrendim. Oradan yeni kurtulanlar da, çok önceleri çıkanlar da var ve sanki hepsi ileride o kuyuya yine düşeceklerini söylüyor."
Hayalin her şey olmadığı hissiyatına kapılıyorum. Hayallerin önemli olmadığını da hayalden önemli hiçbir şey olmadığını da söylemiyorum ama sırf hayalim gerçekleşti diye mutlu olabilmek için yaşamak fazla karmaşık değil mi?
Benim yapabileceğim ufacık bir iyilik, birine "Ben senin yanındayım" demek olamaz mı? Yetersiz ve güçsüz olduğumuz için sıradan olsak da, nazik bir yürekle hareket edebilmemiz yönünden kısacık bir anlığına da olsa, bizler de büyük birer insan olamaz mıyız?
"Bir keresinde, roman karakterlerinin hepsi biraz uyumsuz kimselerdir, o yüzden yaşamın içinden, sıradan insanları temsil ederler demiştin ya. Hepimiz uyumsuz olduğumuz için birbirimize çarpınca incinip incitiyoruz işte. Bu senin de sıradan bir insan olduğun anlamına geliyor. Hepimiz öyleyiz. Yaralayarak yaşıyoruz."
Güneş bir dağın yarığından çıkarken, bir gül açılırken, bir çocuk, okula başladığı an; bir insan şehit olduğu vakit; su kaynağından çıkarken neyse mü'min de oruçta o.
Dinî yaşayışın en konkre hali oruçladır. Deniz balık için ne kadar canlı ve kaçınılmazsa ve onu ne kadar içine almış kuşatmışsa, dinin insanı zaptetmesi, insanın tabiatüstüyle reel bağlantı kurması onunladır.
Alışkanlıkların bir elâstikîliği vardır. O elâstikîliği kaybetti mi, canlılığını kaybetmiş yaşama parçaları haline geldi mi, içgüdünün üstünü çok kalın bir kül tabakası örttü mü, insan için tehlike baş gösterir.
… Düşlerim var düşlerim Allı, morlu, siyah pullu Karanlığı bir damla aydınlatmayan Bir kızıl gölge ki peşimden ayrılmayan. ... (s.256)
Hepimizin yaşam ile mücadele yöntemleri farklı, bazılarımız kitaplara, bazılarımız dualara tutunur. Bazılarımız da bizi daha da dibe çekecek bazı bağımlılıklara..
Kitap üç bölümden oluşuyor. İlk bölüm olan “Dört Adam..” başlığıyla bu dört arkadaşın Zabarnava Akıl Hastanesindeki günlerinin nasıl geçtiğini , birbirleri ile olan bağlarını, hayat ve sistem hakkında sohbetleriyle de bakış açılarını okuyoruz. Hastanenin soğuk duvarlarını, volta atılan uzun koridoru, bahçedeki banklarda, köşelerde dağılmış insanları hissettiğimiz bu bölüm biraz soğuk.
“Burası kimileri için dilini bilmediğin yabancı bir ülkede uyanmak gibi. Sıfırdan ve acımasız” (s:55)
İkinci bölüm “Yaşayışlar..” ile onların bu hastane kapısına nasıl ulaştıklarının anlatıldığı bölüm. Yazar karakter isimlerini farklı kullanmayı tercih etmiş ve birbirlerinin hayatlarına dolaylı olarak dahil etmiş karakterleri. Konu edilen bağımlılıklar; alkol, madde, sigara ve kumar.. Bu bölümde karakterler tek tek sahneye çıkarılıp, hayatları ve duvarın ardına gelişleri anlatılmış belki de sığınışları demek daha doğru olacak. Ricciardo Ofrino, Armin Keshkin, Pavel Permidev ve Volan Saphuri. Okurken bazen anlam veremediğim ve şımarıklık olarak değerlendirdiğim davranışlar sergileyen bu dört adama, kitap ilerledikçe çok uzaktan baktığımı fark ettim. Biraz daha yakından bakıp anlamaya çalıştım hepsini.
“Hayat karşıt eylemlerin iç içe geçtiği yüksek bütçeli bir illüzyon gösterisiydi.” (s.290)
Üçüncü Bölüm “İstikamet…” başlığında tekrar hastaneye dönüyoruz bu bölümde hastane biraz hareketleniyor ama yine soğuk rüzgârlar eşliğinde karakterler için bazı son ve başlangıçlar meydana geliyor. Duygulu ve az da olsa umut serpilmiş..
“Yarının belirsizliği bizi yaşamaktan alıkoymamalı” (s.324)
Yazarın daha önce yayınlanmış iki şiir kitabı var. Gerçek bir hayat hikayesinin üzerine kurgulanmış bu kitap yazarın ilk romanı ve kendi şiirlerinden de eklemeler yapmış. Dili oldukça sade ve akıcı. Konuşmalarda tırnak işareti kullanılmadığı için bazen diyalog devam mı ediyor yoksa bitti mi diye karıştırılabilir bunun dışında ilerleyişi beğendim. Yazarın ilk romanı olmasına rağmen oldukça başarılı ayrıca farklı bir bakış açısı kazandırdığı ve farkındalık oluşturduğu için okumaya değer.
Bu kitap vesilesiyle ne olursa olsun umuda tutunanlara selam olsun.
“ .. Korkma, siyah düşlerin griye açılır elbet Karanlığın hükmü bir mumla yıkılır elbet.” (Ferfecir Şiirler,s.75)