Sizler, kaleminizle başkalarının sırtına bıçak sapladığınızı sandığınız o anlarda bile, aslında kendi ruhunuzun otopsisini yapıyorsunuz; çünkü bir insan, ancak kendi içindeki cehennemin rengiyle görebilir dünyayı. Başkalarına yamamaya çalıştığınız o kirli çamaşırlar, başkasının tenine değil, yalnızca sizin kendi ellerinizle kirlenmiş ve bizzat kendi ellerinizle deşifre edilmiş çürümüş vicdanınıza giydirilmiş birer kefendir. Bilmez misiniz ki; başkalarını suçlamak için harcadığınız her nefes, yazdığınız her cümle, dünyaya ilan ettiğiniz o zavallı suç ortaklığınızın imza kaşesidir. Siz kendi kirli çamaşırlarınızı başkasının ipine astığınızı sanırken, rüzgâr o çamaşırları savurur ve geriye kalan tek hakikat vuku bulur. İnsanlara okuttuğunuzu sandığınız her kınama, aslında kendi ellerinizle kendi maskenizi yırtıp attığınız, kendi pisliğinizi tavanlara fırlattığınız ve en nihayetinde kendi yüzünüze tükürerek kendi heykelinizi yıktığınız o aciz ifşadan başka bir şey değildir.
Bir başkasını karalama opsiyonunuz ne yazık ki sizi yazdıklarınızla mezara kadar takip eder.
İşte orada sizi kimse alkışlamaz. Çünkü bilinir. Yazdıklarınız sizdir. Mezarlarda alkış yoktur.