Arkadaşlarını Öldür Kitabın ön kapağına ve arka kapağına bakınca umutlanmıştım. Elimde güzel bir kitap duruyor gibiydi. “Hedefe giden her yol mübah felsefesiyle yaşayan Stelfox, gerçek bir psikopat; sektörün yarattığı tatminsiz bir canavar; kusursuz cinayetler işleyen bir cani, kronik cinsiyetçi, ırkçı ve diğer her şeyci.” Arka kapağında yazan bu satırları okuduktan sonra kitabın kendisini de okumaya karar verdim. Steven Stelfox, 90 ların İngilteresinde Britpopun yükselişe geçtiği dönemde müzik sektöründe yetenek avcısı olarak çalışmaktadır. Seks, uyuşturucu, alkol, çılgın partiler Steven’ın hayatının özeti. Açıkçası Steven karakteriyle bir türlü bağ kuramadım, yaptıklarının yanına kar kalması da içime sinmedi. Yorumlarda bu kitaptan bir hiciv olarak bahsediyor, belki de bu bilinçle okunması gerekiyordu. Zaten kitabın bana ilginç gelen kısımları, müzik sektörüyle ilgili verdiği bilgilerdi. Anladığım kadarıyla hedeflenen de buydu: sektörü eleştirmek. Steven karakteri ile ilgili çok fazla şey öğrenmeyiz, yirmi yedi yaşında olduğunu, Londra’da yaşadığını, tek çocuk olduğunu ve müzik sektörü içerisinde olduğunu biliyoruz. Kitapta bir cinayete teşebbüs, iki cinayet ve patronunun ayağını kaydırmak üzere kalkıştığı eylemler, bir polisiye romanında sırıtırdı. Bu kitap için kült eser denildiğini de gördüm, filme uyarlanmış ayrıca. Benim beklentilerimi karşılamadı, beklentiyi yüksek tuttum sanırım. Karakteri Dexter Morgan ile Hannibal Lecter arasında bir yerde konumlandırmıştım. Bence şansı yaver gidiyor sadece, o kadar. Bu şans onu hedeflediği yere getiriyor sonunda. Kitabın bana sıkıcı gelen yönlerinden biri sürekli betimlemeli, ilginç cümle kuracağım diye olağanüstü çabalaması oldu. Bir noktadan sonra bu cümleler çok sıradanlaşıyor ve sanki zorlamaymış gibi duruyor. Tüm bu olumsuzluklara karşı, kitap sürükleyici ve dili sıkıcı değil, akışkan.