Yazar Behiç Ak'ı çocuk kitaplarıyla tanıyorum. Yetişkinler için yazdığı bu roman, şiirlerle bezenmiş, İstanbul kokan garip bir aşk hikâyesini anlatıyor.
Bir yemek davetiyle başlıyor hikâye. Mehmet T. yıllardır görmediği arkadaşlarını yemeğe çağırmaya karar veriyor ve en merak ettiği arkadaşı Sevgi oluyor.
Mehmet T. kendi halinde, gizemli sayılabilecek kadar çevresi olmayan, olmasına da izin vermeyen, şiir kitapları olan şair bir beyfendi. Bir gün edebiyat sohbetleri topluluğuna katılmasıyla hayatı şekilleniyor. Bu toplulukta tanıştığı arkadaşlarıyla keyifli zamanlar geçiriyor, kitapların özetlerini çıkarıyor ve karakter incelemeleri üzerine konuşuyorlar. Sohbetleri ilerledikçe utana sıkıla kendinin de şiir yazdığını söylüyor Mehmet T. Israrlar üzerine okuduğu kendi şiirinden etkilenen Sevgi ile birlikte olmaya başlıyorlar. Ve hikâye bana göre bu kadar.
Ne buram buram aşk, ne duygulu bir ayrılık, ne acıklı bir yas, ne de sevinçli bir karşılaşma var. 30 yıl sonra merak edilen arkadaşların mektupla bir araya gelmek için davetini okuyorum. Hayır beni etkileyen bir pişmanlık yok. Okur olarak vurucu bir son bekledim. Yoktu. Perişan olmak istedim bu kitabı okurken. Olamadım. Haksızlık edemem, yazara değil
Cahit Zarifoğlu 'nun da dediği gibi "beklentiye giren kalbime kırgınım" ben.
Genel hatlarıyla emek verilmiş bir kitap. Ben de emeğe saygıdan inceleme yazma gereği duydum. Çünkü şiir varsa, orada bir yerde hassas bir kalp var demektir. ❤