mukremin kasapoglu
@mukreminkasapoglu
İnceleme
27g
Hay bin Yakzan kitabı; M. Şerafettin Yaltkaya – Babanzade Reşid tarafından Türkçeye çevrilmiş. 1. Basımı Haziran,1996 yılında gerçekleşmiştir. İncelediğimiz eser ise 39. Basımdır. Eser içerisinde alegorik öykü olarak adlandırılan İbn Sina ve İbn Tufeyl’ e ait olan “Hay bin Yakzan’’ isimli öykü bir arada bulunmaktadır. Eserde öyküler ayrı ayrı ele alınmıştır. İbn Sina’ya ait olan Hay bin Yakzan öyküsüne başlamadan önce M. Şerafettin Yaltkaya’nın 21 sayfalık bir giriş metni bizi karşılamaktadır. Eseri anlayabilmek için orta çağ filozoflarının evrenin oluşumu gibi bazı temel meselelerine hakimiyet gerektirmektedir. İşte bu noktada bu giriş metni hem bize ışık tutmakta hem de İbn Sina’nın bu eserine ayrı bir zenginlik katmaktadır.
Kitabın ikinci bölümünde ise İbn Tufeyl’e ait olan Hay bin Yakzan öyküsüne yer verilmiştir. Bu bölümde N. Ahmet Özalp’ın 11 sayfalık giriş bölümü bizi Hay bin Yakzan öyküsüne hazırlamaktadır.
M. Şerafettin Yaltkaya eserin giriş bölümünde, Huneyn bin İshak’ın Yunancadan Arapçaya çevrilmiş olan Salaman ve Absal isimli alegorik öyküsüne ve Batlamyus kuramına yer vermiştir. Şerafettin Yaltkaya’nın giriş kısmında bu öyküye ve Batlamyus kuramına yer vermesi aslında eserin ele alınış amacını ortaya koymaktadır.
İbn Sina, İslam felsefesinde meşşai ekolünün zirve noktası olarak kabul edilmektedir. Meşşai ekolü ise Antik Yunan ve Helenistik dönemden etkilenmiş onu İslam dairesi içerisine alma gayreti içine girmiştir. İbni Sina, Batlamyus kuramı ve Salaman ve Absal öykülerini birleştirerek meşşai düşünce sistemini işlediği kusursuz bir eser meydana getirmiştir.

İbn Sina öyküye başlarken; [Kardeşlerim Hay bin Yakzan öyküsünü yazmam konusundaki ısrarlarınız sonunda direncimi yendi…] ifadesini kullanmaktadır.
Bu ifade bizlere İbn Sina öncesinde de sembolik dil ile yazılan öykülerin olduğunu göstermektedir. İbn Sina, öyküsünde karşılaştığı ihtiyar adama hayran olmuş ve onunla tanışmak istediğini belirtmiştir. Adı Hay bin Yakzan olan bu ihtiyar adam İbn Sina’nın sorularına cevap vermiş. Ona, varlığın hakikatini Batlamyus’un kuramından yola çıkarak sembolik bir dil ile anlatmıştır.

İbn Tufeyl’e ait olan Hay bin Yakzan isimli öyküde ise ıssız bir adada, bir ceylan tarafından emzirilerek büyütülen bir bebeğin varoluşunu ve hayatını anlamlandırma çabası içerisinde Rabbini buluşu anlatılmaktadır. Hay bin Yakzan bu hikâyede varoluşun sırrına erdikten sonra Rabbi ile baş başa kalmanın yöntemlerini, nefsin arındırılma yöntemlerini okuyucuya sunmuş, O’nunla başbaşa kalmanın verdiği zevki aktarmaya çalışmıştır.

İbn Tufeyl, meşşai ekolünden etkilenmiş, işraki bir filozoftur. O bu eserinde Batlamyus kuramından ve sudur teorisinden faydalanmış İbn Sina ile aynı metodu kullanmıştır. İbn Tufeyl’in İbn Sina’dan bu eserde ayrıldığı nokta ise tasavvuf olmuştur. İbn Tufeyl, öyküsünde felsefi düşüncenin yanına tasavvufi düşünceleri de mezcetmiştir.

Her iki eserde de sembolik dil kullanılmasının birkaç nedeninden söz etmek gerekmektedir. İbn Sina ve İbn Tufeyl, düşüncelerinin herkes tarafından bilinmesini istememektedir. Zira bu iki öyküde de ehil olmayan bir kişi, varlığın oluş-bozuluş, ilk neden argümanı gibi felsefi meseleleri anlamayıp fasıklık ya da zındıklık konumuna düşebilir. Yine aynı şekilde İbn Sina ve İbn Tufeyl gibi iki büyük alimin, insanlar tarafından kendilerinin zındıklık veya mülhidlik ile itham edilme endişesi de kendilerini alegorik bir dil kullanmaya zorladığı kanaatini taşımaktayım. Zira ilk dönem muhaddisleri de benzer endişelerden dolayı hadis metinlerini yakmışlardır. Bir diğer neden ise, sembolik ifade ile anlatılmak istenen düşünce daha kısa ve daha kolay ifade edildiği için uzun uzun meselelere izahta bulunmayı ortadan kaldırmaktadır. Bu da müelliflerin işini bir nebze olsun kolaylaştırmaktadır.

İslam düşünce tarihini etkileyen bu iki eser yalnızca ve sadece İslam düşüncesini etkilemekle kalmamış; fakat aynı zamanda Avrupa’da da aynı alegorik tarzda yazılan birçok öyküye de ilham kaynağı olmuştur. Francis Bacon’un Yeni Atlantis adlı eseri, Rousseau’nun Emile adlı eseri, Daniel Defoe’nun Robinson Crusoe adlı eserleri bunlara örnek verilebilir.

Hay bin Yakzan isimli bu eser İslam felsefesinin geçmişte geldiği noktayı okurlarına yansıtma noktasında muhteşem bir örnek olarak karşımızda durmaktadır. Eser İbn Sina ve İbn Tufeyl’e ait olan bu iki hikâyeyi bir araya getirerek hem filozofları tanımamızı sağlamış ve hem de filozofların eserlerine taşıdıkları felsefi, siyasi, kültürel farklılıkların eserlerin içeriğine nasıl nüfuz ettiğini bize göstermiştir. Eserin çevirisini yapan M. Şerafettin Yaltkaya ve eseri hazırlayan N.Ahmet Özalp hocalarımızın giriş bölümlerinde yapmış oldukları açıklamalar ise bu iki güzel esere ayrı bir lezzet katmıştır. Eserin başka yayınevlerinden basımıda mevcuttur. Ancak Yapı Kredi Yayınları bu eserde dipnot ve açıklamaları diğerlerinin aksine hemen sayfanın alt kısmında vermiştir bu da eseri okurken dipnot ve açıklamalardan kolayca faydalanmanızı sağlamaktadır. Diğer yayınevi basımlarında dip notlar ve açıklamalar son sayfalara konulmuş okurken sayfa değiştirip faydalanmakta zorluk çıkartmaktadır dikkate almanızda fayda vardır.
Hay Bin Yakzan
İbn Tufeyl - Yapı Kredi Yayınları - 2024
1.088