Göğün Altında Unutulmuş Küçük Bir Çocuğun Cehennemi
Bazı acılar dua kabul edecek kadar terbiyeli değildir. ...
1. Bölüm

Ve Dünya İlk Defa Arkasından Ağlar

129 Okuyucu
1 Beğeni
0 Yorum


Çocuğun gözlerinden tuttum.

Başka türlü tutamazdım onu.

Ellerinden tutsaydım dünya tutuşurdu.
Saçlarından tutsaydım gökyüzü üzerimize kapanırdı.
Adından tutsaydım adı kalmazdı.

Bu yüzden gözlerinden tuttum.

Ve içimden geçirdim.

Bir insanın içinden bir çocuk geçince, insan artık kendisine ait bir ev değildir.

Ben o gün evimi kaybettim.

Üstelik anahtar hâlâ cebimdeydi.

-

Yaşlarım vardı.

Çoktu.

Öyle ki bir süre sonra hangisinin gözümden çıktığını, hangisinin evlerin bacalarından yükseldiğini ayırt edemedim.

Evler uyuyordu.

Fakat uykularının içinden şeffaf nedenler kalkıyordu.

Ben o nedenlere çengel attım.

Birini yakaladım.

Sonra birini daha.

Sonra daha yukarı çıktım.

En yukarı.

Öyle yukarı ki kuşların bile henüz icat edilmediği bir yüksekliğe.

Orada göğün toprağı vardı.

Kimsenin bilmediği.

Kimsenin cenazesini kaldırmadığı.

Kimsenin üzerine bir taş koymadığı.

Düştüm.

İnsan bazen yukarı çıkarak düşer.

Ben bunu o gün öğrendim.

-

Yaşlarımın arasında

bir tane bile

**âmîn**

yoktu.

Bunu özellikle kontrol ettim.

Bir damlasını parmağımla ayırdım.

Baktım.

Yok.

Bir başkasını yanağımdan indirdim.

Onda da yoktu.

Hiçbirinde yoktu.

Hem bazı acılar dua kabul edecek kadar terbiyeli değildir.

-

Sırtımda cehennem korosunun koordinatlarını taşıyordum.

Ağırdı.

Cehennem, düşündüğünüz gibi ateş değildi.

Ateş fazla dürüsttür.

Cehennem;

bir insanın size “iyiyim” deyip
gözlerinin içinde sessizce ölmesidir.

Cehennem;

çocuğun elindeki çikolatayı bırakıp
neden ağladığını söylememesidir.

Cehennem;

annenizin sesini başka bir evden duyduğunuzu sanıp
kapıyı açtığınızda kimsenin olmamasıdır.

Ben bunların koordinatlarını sırtımda taşıdım.

Sadece çocuk yanımdaydı.

-

Çocuk bana:

“Ne kadar kaldı?”

diye sordu.

Gökyüzüne baktım.

Gökyüzü utandı.

“Biraz,” dedim.

Oysa hiçbir şey kalmamıştı.

Ne biraz.

Ne sonra.

Ne yarın.

İnsanların kullandığı bütün gelecek zamanları cebimden çıkarıp yere bırakmıştım.

Çocuk görmedi.

Görmesin diye ağlamaya başladım.

Çocuklar ağlayan yetişkinlere inanır.

Çünkü yetişkinlerin de kırılabileceğini ilk kez gözyaşından öğrenirler.

-

Birazdan

sol bacağımı

insanların kalbine sokup

vuracaktım.

Evet.

Tam oraya.

Kalbin en yumuşak yerine.

Orada yıllardır boy boy büyüyen sahte dünya darağaçlarına.

Birinci darağacında yalan asılıydı.

İkincisinde korku.

Üçüncüsünde para.

Dördüncüsünde “el âlem ne der?”

Beşincisinde çocukluğunu çoktan unutmuş bir adam.

Altıncısında ise

gülümseyen bir kadın vardı.

Kadın beni görünce:

“Geç kaldın,” dedi.

“Biliyorum.”

“Bizi kurtarmaya mı geldin?”

“Hayır.”

“Öyleyse?”

Ayağımı kaldırdım.

“Çürümeye.”

-

O anda çocuk elimi tuttu.

Bütün planım bozuldu.

Bir çocuğun eli bazen bütün devrimlerden daha ağırdır.

-

Bana bir taş verdi.

“Bunu sakla,” dedi.

“Neden?”

“Çünkü ağlarken tutacak bir şeyin olsun.”

Taşa baktım.

Taş sıcaktı.

Ben ağlamaya başladım.

Önce bir damla.

Sonra iki.

Sonra yüz.

Sonra artık gözlerimden yaş değil, küçük küçük insanlar düşmeye başladı.

Her biri başka bir hayatın cenazesini taşıyordu.

Biri babasını.

Biri çocukluğunu.

Biri hiç doğmamış kızını.

Biri söylenmemiş bir özrü.

Biri de

sadece

eve dönmek istiyordu.

-

Çocuk gülmedi.

Ben de gülmedim.

Dünya biraz olsun düzeldi.

-

Sonra gökyüzü aşağı indi.

İlk kez.

Dizlerimin üzerine çöktü.

“Beni affet,” dedi.

“Sen ne yaptın?”

“Çok yukarıda kaldım.”

Çocuğa baktım.

Çocuk gökyüzüne baktı.

Sonra:

“Bir daha yapma,” dedi.

Gökyüzü başını eğdi.

-

O gece cehennem korosu sustu.

Darağaçları küçüldü.

Yalanlar ceplerine sığacak kadar küçüldü.

İnsanların kalplerinde yıllardır büyüyen o korkunç orman, birdenbire tek bir papatyaya dönüştü.

Ben papatyayı koparmadım.

Çocuk kopardı.

Burnuna götürdü.

Kokladı.

Sonra bana uzattı.

“Al.”

“Ben çiçek sevmem.”

“Biliyorum.”

“Öyleyse neden veriyorsun?”

“Çünkü bazı şeyler sevilmek için verilmez.”

“Ne için?”

Çocuk omuzlarını kaldırdı.

“Kaybolmamak için.”

-

Papatyayı aldım.

Ve ağladım.

Bu kez utanmadan.

Bu kez gökyüzünden saklanmadan.

Bu kez hiçbir gözyaşımın içinde

**âmîn**

olmadığını kontrol etmeden.

Oysa bazı geceler dua istemez.

Sadece bir çocuk ister.

Bir el.

Bir taş.

Bir çiçek.

Ve insanın bütün cehennemini sırtından indirip

bir süre

sessizce yere bırakmasını.

-

Sabah olduğunda çocuk yoktu.

Papatya elimdeydi.

Taş cebimdeydi.

Gökyüzü yerindeydi.

Ben yoktum.

Belki ilk kez

iyi bir şey olmuştu.

Ve bazen insanın kurtulması,

kendisine geri dönmesi değildir.

Kendisinden

bir çocuğun geçmesine

izin vermesidir.

Ve sonra,

çok uzakta,

kimsenin bilmediği göğün toprağında

küçücük bir ayak izi kalır.

👣

Bir tane.

Sonra bir tane daha.

Ve dünya,

ilk defa,

arkasından ağlar.
















2021/May
Yorum Yapın
Yorum yapabilmeniz için üye olmalısınız.
Yorumlar