1875 yılında başlıyor hikâyemiz. Bir ailenin hikâyesi bu. Ama ardında bir ülke gizli bu hikâyenin. Soner Yalçın, "Efendi" adlı yeni çalışmasında, bir ailenin köklerini araştırıyor, bunu yaparken de Türkiye’nin geçmişindeki gizleri ortaya çıkarıyor ister istemez. Çünkü bu ailenin de gizleri var. Evliyazadeler İzmir’in seçkin ailelerinden. Kitap onların soyağacıyla başlıyor. Ailenin üyeleri bu ülkenin kaderini belirlemiş insanlar çoğunlukla. İçlerinde siyaset adamları da var, futbolcu da, güzellik kraliçesi de, yazar da... Evliyazadelerin soyağacı Dr. Nâzım, Fatin Rüştü Zorlu ve Adnan Menderes’e kadar uzanıyor. Hikâyenin en önemli kısımlarından biri de bu zaten. "Efendi"yi okurken Türkiye’nin farklı bir yüzüne tanık olacak, gizli kalmış gerçekleriyle yüzleşeceksiniz. Yalçın’ın araştırması, tarihin derinlerine inmek, gündemde olan konulara bir de tarihin gözünden bakmak için kaçırılmaz bir fırsat. Üstelik bir roman akıcılığında.
Hâlbuki okullarda din eğitimi verilmesini CHP 1948'de yürürlüğe soktu. İmam-hatip kurslarına izin veren, ilahiyat fakülteleri açan da CHP'ydi. Tekke ve zaviyelerin kapatılmasına ait yasayı yürürlükten kaldıran da CHP hükümetiydi. 16 Ocak 1949'da hükümeti kurma görevi verilen Başbakan Şemseddin Günaltay, İttihat ve Terakki Cemiyeti içinde İslamcı siyaseti benimsemesiyle tanınıyordu. Bu görüşte birinin CHP tarafından başbakanlığa getirilmesi tesadüf değildi.
20 Mayıs 1950, Ankara Adnan Menderes az sonra kapıda göründü. Her zaman olduğu gibi mahcup ve çekingendi. Genel başkanı Bayar'a bir teklifte bulunmaya gelmişti. Celal Bayar oturması için koltuğu gösterdi. Oturmadı. Bayar ikinci kez buyrun dedi. Koltuğa oturur oturmaz, konuya girdi. "Arkadaşlarımızdan birini nasıl olsa hükümeti kurmaya memur edeceksiniz. Mahzur görmezseniz Fuad Köprülü arkadaşımızı tavsiye edeceğim" Sessizlik oldu.. Altmış yedi yaşındaki Celal Bayar oturduğu koltuktan kalktı. Sözlerinin üzerine basa basa, "Başbakan sizsiniz Adnan Bey'!" dedi. Adnan Menderes şaşırdı, telaşlandı: "Bendeniz Fuad Köprülü arkadaşım için ricaya gelmiştim." Celal Bayar yineledi: "Başbakan sizsiniz Adnan Bey!" Celal Bayar onu neden başbakan yapmıştı? Neden herkesin beklediği Fuad Köprülü değil de Adnan Menderes? Çünkü Celal Bayar, "Köprülü'yü değil, Menderes'i kontrol edebilirim" düşüncesindeydi.
Meclis'in verdiği "Atatürk" soyadını alan Mustafa Kemal'in özel dostlarına verdiği soyadlarını akrabaları bile kullanamayacaktı. Örneğin İsmet Paşa'ya verdiği "İnönü" soyadını kardeşleri bile kullanmasına izin verilmemişti. Keza Kâzım Paşa'ya verdiği "Özalp" soyadını alamayan akrabaları ona en yakın "Eralp" soyadını almışlardı.
Değişimin önündeki tek engel olan halkın yoksulluğu ve cehaleti, Köy Enstitüleri'yle aşılacaktı. Anadolu, klasik müzikle, tiyatroyla, Cumhuriyet balolarıyla tanışıyordu. Okullar öğrencilere günün moda danslarını öğretiyordu.
Munis Tekinalp "Türk Milli Birliğine" uyum sağlamaları için "on emir" hazırladı. 1. Adlarını Türkçeleştir 2. Türkçe konuş 3. Havralarda duaların hiç olmazsa bir kısmını Türkçe oku 4. Mekteplerini Türkleştir 5. Çocuklarını memleket mekteplerine gönder 6. Memleket işlerine karış 7. Türklerle düşüp kalk 8. Milli iktisat sahasında vazifei mahsusanı yap. 10. Hakkını bil
Mustafa Kemal, Serbest Cumhuriyet Fırkası'nın kendini feshettiği gün, halkın dertlerini dinlemek için uzun bir Anadolu gezisine çıktı. Bu gezi Evliyazadelerin damadı Ali Adnan'ın siyasal geleceğini de ilgilendiriyordu.
Aynı zamanda bu gezi, yoksulluk içinde kıvranan köylülere yönelik, iktisadi politikaların çoğunun formüle edilmesine de neden olmuştu. "Köylü Milletin Efendisi" olacaktı.
Mustafa Kemal 16 Haziran'da İzmir'e geldi. Burada ünlü sözünü söyledi. "Benim naçiz vücudum bir gün elbet toprak olacaktır, fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır!"