“Ben Diyarbakırlıyım Gülşah” dedi sanki işlediği bir kabahati dile getirir gibi. “Sense Balıkesirli!” diyerek şaşkınlığımı ikiye katladı. Adımla hitap edişi, memleketimi bilişi? Bu nasıl işti?“Adımı biliyorsun, memleketimi de? Ama ben henüz söylememiştim.”“O gece bir tek sen âşık olmadın Gülşah.”“Peki, madem sadece ben âşık olmadıysam, neden olmaz diyorsun?”“Çünkü biz seninle ülkenin batısıyla doğusuyuz, çünkü biz farklı kültürlerin çocuklarıyız. Çünkü biz bitmeyen bir kavganın bitmeye mahkûm aşkıyız. Olmaz Gülşah, olmaz.”Bu kitapta Diyarbakırlı yakışıklı Şahin ile Balıkesirli güzeller güzeli Gülşah’ın İzmir Ege Üniversitesi’nde tanışmalarıyla başlayıp yıllarca süren gerçek bir aşk hikâyesini okuyacaksınız.Gülşah ve Şahin ülkemizde yaşanmış binlercesinden sadece biri. Gülşah’ın sevgiyle harmanlanmış anılarında yolculuk ederken bu aşka imreneceksiniz. Onlarla beraber ağlayacak ve belki de sinirlenip isyan edeceksiniz. Bu aşkın içinde kendinizden, çevrenizden mutlaka bir şeyler bulacaksınız. Çünkü bu kitap biraz sen, biraz ben, biraz da öteki. Bir Türkiye mozaiği…“Sarışın bir kızla esmer yakışıklı bir adam yürüyordu yan yana, yana yana.”
- Bu kitap, sadece bir aşk hikayesinden ibaret değil, aynı zamanda bulunduğumuz coğrafyanın kaderle nasıl iç içe geçtiğinin acı/hüzün bir kanıtı. Kitabı okurken kendimi bazen bir sevdanın nahifliğinde, bazen de toplumsal önyargıların o ağır yükü altında ezilirken buldum. - Özellikle belirli bölgedeki kız çocuklarının yaşamına dair tutulan ışık, hikayenin en can yakıcı ve sarsıcı yanını oluşturuyor. Küçük yaşta omuzlarına koca dünyaların yükü bindirilen kızların sessiz çığlıklarını satır aralarında duymak gerçekten iç acıtan ve bazen de tanıdık gelen cinsten. - Yazar, bu çocukların hayallerinin nasıl yarım kaldığını anlatırken fazla dramatize etmeden, gerçeğin çıplaklığıyla yüzleştiriyor bizi. Bir kadının var olma çabasının, henüz çocukken nasıl engellerle karşılaştığını görmek okuyucuda derin bir sorgulama uyandırıyor. - Hikayenin kalbi olan Şahin ise, tüm o sert coğrafyanın ve katı geleneklerin içinde nezaketi, dik duruşu ve vicdanıyla adeta bir umut ışığı gibi parlıyor. Şahin, bir yandan köklerine sadık kalmaya çalışırken diğer yandan sevdiği kadın ve çevresindeki kadın hakları için verdiği sessiz ama derin savaşla karakterin derinliğini gözler önüne seriyor. - Sevginin iyileştirici gücü ile törelerin katılığı arasındaki o ince çizgide yürümek, kitabı bitirdiğimde bende düşündürücü bir etki bırakırken, Şahin’in fedakarlıkları bu duygusal yoğunluğu farklı bir seviyeye taşıyor. - Karakterlerin içsel dünyası öyle gerçekçi işlenmiş ki, onların acısı bir noktadan sonra sizin de kişisel sızınız/düşünceniz haline dönüşüyor. - Sonuç olarak bu eser, hem bir yüzleşme yazısı hem de her şeye rağmen filizlenmeye çalışan umutların hikayesi olarak hafızamızda yer ediniyor. . . Kitapla ve bilgiyle kalınız...
Kitabı okurken aslında sadece bir aşk hikâyesi değil, çok daha fazlasıyla karşılaştım. Farklı kültürlerden gelen iki insanın kalplerinin birbirine dokunuşunu anlatıyor ama arka planda toplumun baskısı, ön yargılar ve “biz” olmanın zorluğu var. Bir yandan aşkın büyüsünü yaşarken diğer yandan bu aşkın yükünü hissettim. Yazarın dili çok samimi ve akıcı. Sanki yanımda oturmuş, kendi hikâyesini anlatıyormuş gibi bir hava var. Fazla süslü cümleler yok, ama duyguların içtenliği zaten yeterli geliyor. Özellikle karakterlerin iç dünyasını aktarırken kendimi onların yerine koyabildim. Benim için kitabın en çarpıcı yanı, “aşk gerçekten her şeye yeter mi?” sorusunu düşündürmesi oldu. Bazı sayfalarda umutlandım, bazı sayfalarda içim burkuldu. Sonunda ise bende hüzünlü ama kalıcı bir etki bıraktı. Aşkın sadece iki kalp arasında değil, toplumla da bir savaşı olduğunu hatırlattı bana.