“Hiç şüphesiz ki F. Rıfkı Atay’ın Çankaya, Atatürk’ün Bana Anlattıkları kitapları her türlü düşünce sahibinin mutlaka okuması gereken kitaplardır. F. Rıfkı Atay’ın sürükleyici, zengin muhtevalı, zıt görünüm ve olaylara dayanarak tezlerini savunan bir üslubu vardır.”
-Prof. İlber Ortaylı
Mustafa Kemal’in harp politikası hakkındaki tenkitlerini, gerek Türk gerek Alman kumandanları ile münakaşalarını kendi anlatımından ve dönemin en yakın tanıklarından olan Falih Rıfkı Atay’ın kaleminden bir solukta okuyacak ve
• Atatürk’ün Vahdettin hakkındaki düşünceleri nelerdir? • Vahdettin, Atatürk’ü Samsun’a neden gönderdi? • İstiklal Savaşı`na gidilen yolda karşılaşılan güçlükler neydi? • Yakın tarihimizin en tartışılan ikilisi olan Atatürk ve Vahdettin, birlikte yaptıkları Almanya yolculuğunda neler konuştu ve yaşadı? • Millî Mücadele fikri nasıl doğdu? • Atatürk nasıl bir kişiliğe sahipti? • Vahdettin ile Atatürk arasında yapılan son görüşmede neler konuşuldu? sorularına bu kitapta cevap bulacaksınız!
“Canımın yandığı şu idi: Bu zâtlar arasında hesaba, imtihana çekilmesi gerekenler vardı. Fakat, hesap soran millet değildi. Bilakis milleti daha ağır bir felâkete sürükleyen insanlardı.”
–... icabeden şeyleri Talat ve Enver Paşalar hazaratiyle görüştüm! Bunu söyleyen zat, daha birkaç ay evvel veliahdlığında Talat ve Enver Paşalardan müteneffir olduğunu (nefret duyduğunu) anlatan ve bu adamların memleketi mahvolmaktan başka bir neticeye iysal etmesi mümkün olmayan teşebbüslerini tenkit eden Vahdettin idi: Şimdi Padişah ve Halife Vahdettin, bu zevatla görüşmüş,memleketin selameti için icabeden tedbirleri almış bulunuyor, Vahdettin demek istiyordu ki: –Siz vazife ve salahiyetiniz fevkinde benimle laubalilik mi etmek istiyorsunuz? Bu maksadı anladıktan sonra Vahdettin karşısında benim vicdani vazifem nihayet bulmuştu. Ayağa kalktım. Müsaade talep ettim. Gözlerini kapadı ve hiçbir kelime telaffuz etmeksizin elini uzattı. Salondan çıktığım vakit Naci Paşa gözlerimdeki teessürü okumuş gibi göründü. Kelime teati etmeden, uzaklaştım. Perapalas'taki daireme geldim ve düşünmeye başladım. Hacı zannettiğimiz zatın ziri begalde (koltuğunun altında) haçı çıkmıştı.
Ben ilk noktai nazarımda musir (ısrarcı) görünen bir adam tavrıyla belki de mukaddemesiz aynı vadide konuşmaya başladım. Vahdettin seri bir intikal ile bana cevap verdi. –Paşa, ben her şeyden evvel İstanbul halkını doyurmak mecburiyetindeydim,İstanbul halki açtı, bunu temin etmedikçe alınacak her tedbir isabetsiz olurdu. Bu cümlenin nihayetinde Zatı Şahane gözlerini kapadı. Ben tilki tabiatında her entrikanın her gün şahidi olduğum yüzlerce misallerinden biri karşısında bulunduğuma büyük teessürle kani oldum. Düşündüğüm şu idi: “Zatı Şahane evvela İstanbul halkını kazanmak istiyor, kendisinin teşebbüsatı atiyesi (gelecekteki girişimleri) için kuvvet ve istinat noktasını burada arıyor.”