“Mübarek hayatı en ince ayrıntısına kadar kayıt altına alınan… Getirdiği nur ile milyarların gönlüne Sevgili, akıllarına Muallim ve ruhlarına Sultan olan Hz. Muhammed’in(sav) hayatını, Dünya Siyer ödülüne sahip Salih Suruç’un kaleminden, bir roman akıcılığı tadında, duygu ve coşku yüklü bir üslupla, siz değerli okuyucularla buluşturuyoruz…Kitap, Efendiler Efendisinin (sav), bir mükemmel insan olarak hayatını anlatıyor, O’nun asıl gücü ve dayanağı olan manevi şahsiyetine, yani risâletine de dikkatleri çeviriyor. Bu yönüyle de, salt siyer anlatıcılığından öteye O’nun cennet iklimini tasvir ederek ortaya koyan bir eser… İnsanî özellikleri işlenirken eserde, bize yüce Rabbimizin sözlerini aktaran Peygamber Efendimizin (sav) ruhaniyetinin kapıları da aralanmakta. Bu kitabı tekrar tekrar okuma ihtiyacı duyacak ve her okuyuşta da En Sevgiliye yeniden kavuşmuş hissedeceksiniz kendinizi. O’nu (sav) nasıl sevebileceğinizi anlayacaksınız bir kez daha…Ufuk Peygamberinin tüm zamanı kucaklayan, sonsuz saadete çağıran tatlı sesinin, “Allah’ın Elçisi Hz. Muhammed’in Hayatı” isimli bu eserle yeniden yüreğinizde yankılandığını duyacaksınız. Peygamber Efendimizin hayatı, kronolojik bir disiplin içerisinde işlenirken, tarihi olaylar içerisinde O’nun ahlakî özellikleri de başarıyla vurgulanıyor. Gerekli noktalarda daha geniş açıklamalar için ayetler ve hadislere de yer veriliyor ve kabul edilmiş tefsir ve açıklamalar yolu ile konulara açıklama getiriliyor. Tüm yönleri ile Hz. Peygamberin hayatını “okumak” için, Allah’ın Elçisi Hz. Muhammed’in (sav) Hayatı, belki de hayatınızın yeni bir dönüm noktasını oluşturacak!
1/7 Efendimiz (sav), içeri girer girmez bir örümcek, mağaranın ağzına ağını gerdi. İki yaban güvercin ise gelip kapının ağzında yuva kurdu. Anlaşılan, emir almışlardı ve Yüce Peygamberin sığındığı mağaranın ağzında bir tür bekçilik yapacaklardı.
1/6 Kim bilir !… Belki de hayvan, puta tapan yılanlardan kaçan o mübarek yüzü görmek istemişti. “Ben o yılanlardan değilim. Bana engel olma ey Ebu Bekir” demişti de ayağını ısırmıştı.
1/5 Efendimiz (sav), müthiş acı duymasına rağmen hafiften gülümseyen yüzüne baktı önce. Sanki “Sana Sıddık denilmesin de kime denilsin!” der gibiydi. Ardından yılanın ısırdığı yere tükürüğünü sürdü. Mübarek tükürüğü sanki panzehir olmuş ve Hz. Ebu Bekir’in acısı birden dinmişti.
1/4 Canının yandığına değil, Sevgili Peygamberinin uyandığına üzülmüştü. Yine de tebessümle: -Anam, babam uğruna feda olsun ey Allah’ın Resûlü, dedi. Yılan tarafından ısırıldım. Ama önemli değil. Benim için önemli olan Senin varlığın ve sağlığın !
1/3 Ne ayağını delikten çekti, ne de yerinden kımıldadı. Olanca gücüyle dişlerini sıkıyor, acıya dayanmaya çalışıyordu. Ama duyduğu derin acıdan gözyaşlarının akmasına engel olamadı. Gözyaşının birkaçı mübarek yüzüne damlayınca Efendimiz (sav) gözlerini açtı ve: -Ne oldu sana Ey Ebu Bekir, diye sordu.
1/2 Deliklerin birinden bir yılanın başını uzattığını gördü. Heyecanlandı. Deliğe çekinmeden ayağını dayadı. Birden müthiş bir acı hissetti. Yılan ayağını sokmuştu. Dayanması güçtü. Ama dizinde uyuyan Kâinatın Efendisi’ydi (sav). Öleceğini bilse bile Onu rahatsız edemezdi.
1/1 Mağara ıssızdı. Ne yol uğrardı oraya, ne de kervan. Hz. Ebubekir, önce içeri girmiş biraz da olsa mağarayı temizleyip düzeltmişti. Mağaradaki deliklerin bir kısmını da zararlı hayvanlar çıkabilir endişesiyle bez parçalarıyla kapatmıştı. Ancak mağarada daha bir sürü açık delik kalmıştı.
Sevr Dağı, Mekke’den bir saat kadar uzaktaydı. Mağara dağın tepesindeydi. O kadar yolu Efendimiz (sav) yürümüş, -şimdi gençlerin bile zor çıktıkları- zirvedeki bu mağaraya elli üç yaşlarında tırmanmıştı. İnancı uğrunda çile, zorluk ve ıstırap nedir bilmiyordu.