Bir kitapta “Geç gelen aşk güzeldir” diye bir şey okumuştum vaktiyle. Kitaplar öyledir. Sessizce kitaplıkta dururlar Ama bir gün açıp bir cümle okur ve yok yere o cümleye veya yalana inanırsın. Ben de öyle yaptım.
Çünkü her hikâye, dinleyen ve anlatan arasında kendince bir eşitlik isterdi. Belki de bu yüzden bütün iyi hikayeciler yüksek bir tahta çıkmak yerine diz kurup kalabalığın tam ortasına otururlardı. Okuruna tepeden değil, kalbinin içinden bakan yazarlar da öyle yaparlardı muhtemelen.
O güzel mektupları yazan Barana'nın neden kitap okumayı sevmediğini,kütüphaneciden neden kitap almadığını bir türlü anlayamadım. Galiba kitaplar ona hayal kurduruyordu ve o artık hiçbir hayalinin gerçek olmayacağının bilincindeydi.