Gerçekten de çok derin, hüzünlü ve anlamlı bir romandı. Bir babanın bahçıvanlığa verdiği emeğin simgelediği düzen ve yaşam arzusu, ne yazık ki amansız bir hastalık olan kansere yakalanması ve ölümüyle aile üyelerini derinden sarsar. Ve bizler sevdiklermiz bizden ayrılınca kıymetini anlarız.
Evladım Sana Diyorum Rize okuma grubu olarak Kasım ayında "Bahçivan ve Ölüm" kitabını inceledik. Hemen hemen hepimizin yarası, kaybı ve yası vardı. Yer yer hüzünlensek de yazarın sırtımızı sıvazlayan sözleriyle motive olduk...
Kitabın 30 sayfasına kadar yazarı kadın zannediyordum. Uygulamaya kitabı ve yazarı eklediğimde yazarın erkek olduğunu anladım. Duyguları, babasıyla olan ilişkisi ve bağı bunu bana hissettirmişti.
Kapaktaki baston babasının bastonu, soğan tohumu görseli ise yeniden doğmayı ifade ediyor. Bahçıvanın gözünde ölüm bir "son" değil, toprağın altındaki sessiz bir hazırlık gibiydi. Tıpkı toprağa gömülen bir soğanın baharda filizlenmesine benziyordu. Yaşam dıştan bir kabuk gibidir; içinde katmanlar ve bir öz taşır. Ölüm ise toprağın altına geçiştir, tıpkı bir soğanın karanlığa gömülmesi gibi, fakat dönüşümsüz değildir. Kitapta geçen semboller, bölümün ruhuna uygun olarak "ölüm = çürüme değil, dönüşüm" düşüncesini destekliyor.
Kaybı olan ya da olmayan herkesin bu kitabı okumasını öneriyorum.