Kendini kötü sayan yahut sanan hiç kimsenin olmaması herkesin 'iyi' anlayışının farklı manalara geldiğinin mutlak deliliydi. Bu hesapla 'İyilerin peşinden gidin!' veya 'Daima en iyileri takip edin!' tarzındaki öğütler de anlamını yitiriyordu zira 'görecelik' denilen o 'saçma sapan' var olduğu sürece hiç kimse hiçbir hiçbir zaman 'iyi' den emin olamayacaktı.
Kişi bazen zamanı geri almak için formül arar. Mümkün olmadığına emin olmasına rağmen yapar bunu. Yaşadığının rüya olduğuna inanmak ister ama rüya olmadığından emindir.
Oysa 'hata' denilen şey zaten beklenmediklerimizin, hiç ummadığımız anda yaptığı olumsuz davranıştır ki biz günün sonunda, -Bunu ondan beklemezdim ya da -Hiç yakıştıramadım deriz.