Belki huzura giden yol yalnızlıktan geçiyordur. Zira dünyanın bu milyarları geçen nüfusunun arasında her telden insanlarla etkileşime girerek ne kadar huzurlu olunabilir?
Delilik kolay bir şey değil genç adam. Siyahla beyaz arasına sıkışmış bir ömür ne kadar güzel olabilir ki? Dünyanın renkli oluşu asıl meseledir. Bütün renklerin ne anlama geldiğini çözebildiğinde bilge oluyorsun. Delilik renklerden feragat ettiğinde başlıyor.
Bir fikre tutunmuşlar ve onu düşüncelerinin temel direği yapmışlar. Değişseler büsbütün yıkılacaklar. Oysa yıkılsalar yeniden inşa edebilirler karakterlerini. Buna vakit var.
Bir ünlü yazar ya da şair bu çocukta ışık var benim halefim budur dese mutlu mu olacaktın? Yoksa kendi çabalarınla halk tarafından o yazarın ya da şairin halefi gösterilsen mi mutlu mu olacaktın?
Oysa o kıyıların biraz ilerisinde bir mülteci botu batırılmış ve çocuklar, kadınlar, yaşlılar can vermiştir. Denizin mavisinden ziyade bunları bildiğinde hiçbir şeyden de tat alamıyorsun.
Bir insan neden kendi yolunu çizemez. Neden kendi evini, kendi düşüncelerini inşa edemez? Hazır çorbalar gibi su ekleyip kaynatınca ne anlıyorlar bu hayattan?
Genellikle havada dönen bozuk paranın kaderine teslim edersin kendini. Hava güneşli olur, sen de iyi olursun mesela. Hava kötü olur dışarı çıkasın gelmez.
Aslında olay şu: İnsanlar neden arıyor. Hayatım neden doğru düzgün akmıyor. Neden mutsuzum diye bir neden arıyor. Ayna, merdiven, kara kedi sadece birer günah keçisi aslında.
Çünkü açım, samimi bir gönle, bir sıcak tebessüme açım. Yemeğimi yerken bana içten sevgi duyan birinin elinden yiyormuşum gibi hissediyorum ve o kişi yemeğini beğenmediğimi düşünmesin diye tabakta kırıntısını bile bırakmıyorum.
Mesela siz ikiniz aslında neden bu kadar obursunuz biliyor musunuz? Çünkü yediğiniz aslında yemek değil. Yediğiniz çektirilen ıstıraplar, saçılan vicdansızlıklar, sunulan ruhsuzluklar. Siz yemeği bunlar görüp tabağı dibine kadar sıyırınca dünyada her çirkinlik yok olacak sanıyorsunuz. Düşmanınızı yiyorsunuz siz beyler
Benim sorunum düşünüp de yapmamaktı. Yapıp pişman olmakla, yapmayıp pişman olmak arasında o kadar büyük farklar vardır ki. Birinde ağzın yanar, acı duyarsın. Öbüründe ise ne hissedeceğini bilemezsin bile.