'Belki de şehri terk etmeliyim,' diye düşündü. Tıpkı Mai ve Siyah'ta, âşık olduğu Lamiaya ulaşamadığı için şehri terk eden Ahmet Cemil gibi. Ama bunu yapabilir miydi gerçekten? Cebinden küçük defterini ve kalemini çıkarıp bir şiir yazdı.
Farklı eylemleri aynı anda yapabileceğimiz, gereksiz bilgileri aynı anda edinebileceğimiz, sonsuz sayıda insanla samimi olacağımız düşüncesi bizi öldürüyor. Her yerde farklı farklı insanlarla aynı anda bulunabilmektir ölüm. Ben, yaşamı süresince istediklerini gerçekleştirmek için çaba göstermiş ama gerçekleştirememiş bir kadın olarak, istediklerimi öldükten sonra gerçekleştirebiliyorum.
"Akacaksın sokaklardan, güneş denize değer değmez. Vapurlar sana da bir şeyler sorar. Şaşıracaksın. Bu şehir seni de şair yapar. Yaşayacaksın unutulmayı. Alnını göğe dayayacaksın, İstanbul senin olacak."
İçimizde bir yabancı var asla bizimle konuşma niyetinde olmayan yine de az sonra konuşacakmış gibi duran. İçimizde bir yabancı var ne zamana kadar susacağını bilmediğimiz öfkeli mi, patlıyor mu sıkıntıdan? kırgın mı, mutlu mu, karnı aç mı, Bir hikâye yaşamak için ölmeye bile razı mı, yoksa memnun mu bu asırlar süren durgunluktan? Sessiz bir yabancı o tanıma imkânı bulamadığımız. Ancak hissedebiliyoruz bazen hiç tanımadığımız biriyle karşılıklı susarken.
Hangi rüzgâr sabırla böyle koşar ardından Hangi el nakış nakış gergef dokur adından Susarsam, anlatır mı seni göklere tarih Bensiz olur mu sabah, güler mi kara talih Gelmedin; koptu zincir; parçalandı anılar Sardı bütün ruhumu tükenmeyen ağrılar Kalbimin pembe köşkü harap oldu; gelmedin Bahçesinde açan gül turâb oldu; gelmedin Bil ki kıyamet kopsa, bu ateş sönmeyecek Heyhat!.. Şair mehtaba bir daha dönmeyecek
Delilik kolay bir şey değil genç adam. Siyahla beyaz arasına sıkışmış bir ömür ne kadar güzel olabilir ki? Dünyanın renkli oluşu asıl meseledir. Bütün renklerin ne anlama geldiğini çözebildiğinde bilge oluyorsun. Delilik renklerden feragat ettiğinde başlıyor.
Dünya büyük bir oyuncak gibi, beyinlerimiz programlanmış. Dekorlar olağanca bina, dağ, tepe, deniz, yol ve diğer insanlar. Pilimiz bitinceye değin oynayacağız bu oyuncak dünyada.
“Bir insanın okuduğu her şeyi aklında muhafaza etmesini beklemek, yediği her şeyi midesinde tutmasına benzer; oysa yediği şey onu bedenen beslediği gibi, okuduğu şey de zihnen besler."
Kafama yuva yapan kuş, kış mevsimiyle beraber yavrularını da alıp daha sıcak yerlere, belki de mutsuzluktan yerinden kalkmaya hâli olmayan bir başkasının kafasına göç etti.
Cesaret zekâyla, merhametle, sevmekle, yüce gönüllülükle, bilgelikle ilgilidir. Mesela bir işi sonuna kadar sabırla götürmek cesaret ister. Ön yargımıza rağmen birine karşı hoşgörülü davranmak cesaret ister. Aksi de olsa bir ihtiyara saygılı davranmak, hürmet etmek cesaret ister. Cömertler cimrilerden daha cesurdur. İyiler pısırık veya sünepe değil, cesur insanlardır. Çünkü iyi kalmak için büyük savaşlar verirler.
Adım Ziya ve büyümenin annemin söylediği gibi olmasını reddediyorum. Ne yani, büyümek sana söylenen şeyleri gık çıkarmadan yapmak mıydı? Ömür boyu bir daha zırlayamamak mıydı? Ağlamak gibi güzel bir şeye zırlamak demek miydi?
İlhamsız birinin yaptığı yemek tatsızdır, yazdığı kitap sıkıcıdır, söylediği şarkı kulak tırmalayıcıdır, anlattığı ders dinleyicilerinin bir kulağından girip diğerinden çıkar. İlhamsız birinin zihni ve kalbi bomboştur. İçlerini açıp baksan hiçbir şey göremezsin.
Babamın ölümünü uzun süre reddettim. Kabullenemedim. Erkek için babanın ölümü bir başlangıçtır. Hem yarım kalırsın hem tamamlanırsın. Ardından gölge çekilir, yaslanacağın bir duvar bulamazsın.