Göz kenarlarındaki derin kıvrımlar, kimi zaman kurumuş kimi zaman taşmış bir nehir yatağını anımsatıyordu. Dudak köşelerinde yılların tükettiği tebessüm, yerini sarsılmaz bir hüzne bırakmıştı
Eski bir mabet kapısının paslı tokmağıydı sanki elleri. Soğuktu, ıslaktı, pürüzlüydü, kirliydi ama sapasağlamdı. Sığınılası bir korunak, emeğin, fedakârlığın, güven ve huzurun sessiz taşıyıcılarıydı.
İnsanı yaratan, onu değiştiren, ona imanın nurunu ilham eden ve insanı imanın nuruyla süsleyen, güzelleştiren ona beyanı öğreten ve bununla onu (sair mahlukatı içerisinde) öne çıkaran ve faziletli kılan, insanın kalbini ilmin hazineleriyle besleyip de insanı kemale erdiren, kendi rahmetinden bir perde gönderip onu örten, sonra da insana kalbine doğan, aklına gelen şeyleri ifade edecek ve gönderdiği kapalı olan perdeyi açacak dil veren, kazandırdığı ilim ve kolaylaştırdığı konuşma gibi insan için öncelediği ve ona sunduğu şeyler hakkında insanın diline hamdetme imkânı veren Allah'a (cc) hamdolsun.
'Belki de şehri terk etmeliyim,' diye düşündü. Tıpkı Mai ve Siyah'ta, âşık olduğu Lamiaya ulaşamadığı için şehri terk eden Ahmet Cemil gibi. Ama bunu yapabilir miydi gerçekten? Cebinden küçük defterini ve kalemini çıkarıp bir şiir yazdı.
Farklı eylemleri aynı anda yapabileceğimiz, gereksiz bilgileri aynı anda edinebileceğimiz, sonsuz sayıda insanla samimi olacağımız düşüncesi bizi öldürüyor. Her yerde farklı farklı insanlarla aynı anda bulunabilmektir ölüm. Ben, yaşamı süresince istediklerini gerçekleştirmek için çaba göstermiş ama gerçekleştirememiş bir kadın olarak, istediklerimi öldükten sonra gerçekleştirebiliyorum.
"Akacaksın sokaklardan, güneş denize değer değmez. Vapurlar sana da bir şeyler sorar. Şaşıracaksın. Bu şehir seni de şair yapar. Yaşayacaksın unutulmayı. Alnını göğe dayayacaksın, İstanbul senin olacak."
İçimizde bir yabancı var asla bizimle konuşma niyetinde olmayan yine de az sonra konuşacakmış gibi duran. İçimizde bir yabancı var ne zamana kadar susacağını bilmediğimiz öfkeli mi, patlıyor mu sıkıntıdan? kırgın mı, mutlu mu, karnı aç mı, Bir hikâye yaşamak için ölmeye bile razı mı, yoksa memnun mu bu asırlar süren durgunluktan? Sessiz bir yabancı o tanıma imkânı bulamadığımız. Ancak hissedebiliyoruz bazen hiç tanımadığımız biriyle karşılıklı susarken.
Hangi rüzgâr sabırla böyle koşar ardından Hangi el nakış nakış gergef dokur adından Susarsam, anlatır mı seni göklere tarih Bensiz olur mu sabah, güler mi kara talih Gelmedin; koptu zincir; parçalandı anılar Sardı bütün ruhumu tükenmeyen ağrılar Kalbimin pembe köşkü harap oldu; gelmedin Bahçesinde açan gül turâb oldu; gelmedin Bil ki kıyamet kopsa, bu ateş sönmeyecek Heyhat!.. Şair mehtaba bir daha dönmeyecek
Delilik kolay bir şey değil genç adam. Siyahla beyaz arasına sıkışmış bir ömür ne kadar güzel olabilir ki? Dünyanın renkli oluşu asıl meseledir. Bütün renklerin ne anlama geldiğini çözebildiğinde bilge oluyorsun. Delilik renklerden feragat ettiğinde başlıyor.