Aşk bir güneşe benzer; doğduğu zaman hangi karanlığın içinde olduğuna bakmaz insanın. Usulca dokunur yüzüne, sonra yıllardır üşüyen yerlerini ısıtır.
Sevmek, birine sahip olmak değildir. Sevmek; onun özgürlüğünü kendi özgürlüğün kadar sevebilmektir. Bir insanı sevmek, onu değiştirmeye çalışmak değil; yaralarını bilip o yaralardan vurmayacak kadar insan kalabilmektir.
Hayat zaten kısa bir misafirliktir. Ne kadar öfkelensen de geçer, ne kadar beklersen bekle geçer, ne kadar seversen sev, gün gelir zaman bile senden hesabını ister.
Ama bazı insanlar vardır; hayatından geçip gitmezler. Bir şarkının içinde kalırlar, bir sokak lambasında, bir sigara dumanında, yarım kalmış bir cümlenin sonunda yaşarlar.
Aşk bazen kavuşmak değildir. Bazen en büyük aşk, uzaktan iyi olmasını dilemektir. Çünkü gerçekten sevdiğin bir insanın mutlu olması, senin yanında olmasından daha kıymetli geliyorsa, orada aşk çoktan kendini aşmıştır.
Sevgi, dünyanın en sessiz devrimidir. Bir insanın kalbine iyilik bırakabilmek, onun karanlığında bir mum yakabilmek, bütün büyük sözlerden daha değerlidir.
Unutma; hayat, kırdıklarımızın değil, iyileştirdiklerimizin hatırasını taşır. Ve insan, en çok sevdiği yerde değil, en çok insan kaldığı yerde güzeldir.
Aşk bir güneşe benzer… Her gün doğmaz belki hayatına. Ama bir kere doğdu mu, karanlığın bile bir anlamı olduğunu öğretir sana.
Nedir liberté? Özgürlük. Ne özgürlüğü? Herkese, yasalar çerçevesi içinde her istediğini yapabilme hakkı. Her istediğini ne zaman yapabilir insan? Milyonları olunca. Herkese birer milyon veriyor mu özgürlük dedikleri? Hayır... Milyonu olmayan insan nedir? Milyonu olmayan insan, her istediğini yapabilen değil, her istenilenin yapılabildiği insandır. Ne anlam çıkıyor bundan? Şu anlam çıkıyor: Özgürlükten başka bir de eşitlik var... (Syf. 76)
Sermayesi olmayan birey, özne olmaktan çıkıp başkalarının iradesine boyun eğen bir nesneye dönüşür. Çünkü özgürlük, tek başına eksik ve işlevsiz kalır; ancak sınıfsal eşitlikle beraber gerçek bir anlama kavuşur.
Kapitalizmin normali köleliktir, fazlası değil. Kölelikten bir gram bile fazla olan her şey, işçi sınıfının örgütlü mücadeleleriyle kazanılmıştır. Biz ne kadar örgütlüysek, ne kadar mücadele edersek, sermaye sınıfı o ölçüde geri adım atmak zorunda kalır.
"Bunu hiç unutma evlat! Batı hiçbir zaman medeni olmamıştır ve bugünkü refahı; devam edegelen sömürgeciliği, döktüğü kan, akıttığı gözyaşı ve çektirdiği acılar üzerine kuruludur"
Ne yaparsan yap, pişman öleceksin. Belki yaptıklarından, belki de yapmadıklarından. Çünkü hayat insana her kapıyı aynı anda açmaz. Verilen her karar vazgeçilen başka bir ihtimalin bedelini taşır. Bu yüzden kusursuz bir seçim yoktur. Yalnızca sonuçlarıyla yaşamayı kabul ettiğin seçimler vardır. İnsan çoğu zaman yaptığı hatalardan değil, cesaret edemediği adımlardan daha uzun süre etkilenir. Çünkü bazen en ağır pişmanlık kaybetmek değil, hiç denememiş olmaktır.