O kadar çok imgeleme var ki benim duygu ve bilgi birikimim bana yardımcı olamadı bu eserde. Bir iki şiir dışında beni üzdü :( yazarken şöyle düşündüm yinede merak edilip okunur mu ? cevabım yine hayır olurdu :(
Normalde bu tarz kitapları pek okumam çünkü din itikada dayalı bir anlayış barındırdığı için dileyen dilediğine, dilediği gibi inanmakta özgürdür. Her ne kadar din ve din bilgisi ilgi alanım olsa da bu tarz polemiklere de girmeyi pek sevmem zira bu tarz meseleler genelde öğrenmekten ziyade karşıt görüşteki kişiyi ya ikna çabası ya da sadece ben daha çok biliyorum iddiası taşımaktadır.Eserde 10 soruya cevap verilmiş bu sorular genellikle İslam'ı tenkit etmeye çalışan O'nda hata kusur bulmak isteyenlerin ilk bakışta mantıklı gibi görünen basit soruları ele alınmıştır. **Eseri okuyacaksanız size tavsiyem hangi görüşten olursanız olun lütfen yargı ve ön yargılarınızı bir kenara bırakın, emin olun sizler için faydalı olacaktır.** Eserde cevaplanan soruların belki kapsamlı cevaplarını başka yazarlardan veya makalelerden daha detaylı öğrenebilirsiniz ANCAK yazarın bir doktor olması ve felsefeye hakim oluşu ve bu meseleleri cevaplandırırken tek bir kuramdan değil de bir çok kuramdan faydalanarak cevaplaması benim çok hoşuma gitti. Yazar, eseri sohbet eder gibi yazmıştır. Bu okunurluk açısından akıcılığı sağlamaktadır normalde bu tarz eserler aynı şeyi bir kaç defa tekrar ederek okuyucuyu sıkmaktadır ancak yazar burada çok tekrara düşmeyerek bunu çok iyi sağlamıştır. Metnin bazı bölümlerine hakim olabilmek için felsefeye dair bazı temel meseleleri biraz bilmeniz gerekebilir. Ancak yazar bunu da düşünerek her cevaptan sonra konunun özetini madde madde de açıklamış.
Eser alegorik tarzda yazılmış, çeşitli sembollerle bireysel ve toplumsal mesajlar içeren güzel bir eser. Bilmiyorum hiç Filistin'e gittiniz mi? ki bende gitmedim ama gitmiş kadar oldum.
Eser: Başlık ve içerik uyumlu bir eser. Öğrenmek isteyipte neye, nereden başlaması gerektiğini bilmeyen kişilerden ziyade, nasıl öğrenebilirim sorusunu cevaplayan bir eser. Gayet açık bir dil ile yazılmış adeta sohbet edercesine yazılmış samimi bir eser. Eser icerisinde kesin bilgi ve tavsiyelerden ziyade kişisel kanaatlerden ve yöntemlerden bahsedilmiştir. ( yazar yazı içerisinde de bunu ifade de etmiştir) Başlangıç düzeyi için okunabilecek bir eser.
136 sayfadan oluşan bu eser 6 bölümden oluşmaktadır. Nurettin Topçu hocanın felsefe dersi adı altında ders kitaplarında yayınladığı konular bir araya getirilmiş derleme bir eserdir. Sayfa sayısının az olmasına aldanmayın, zira eserde felsefenin bütün ilgi alanlarına değinilmiş adeta yavrusunu besleyen kuş misali Nureddin Topçu hocamız bilgileri kursağında sindirmiş okuyucunun midesine hazır hale getirmiş. Sadece felsefeye ilgi duyanların değil her alandan herkesin okuması gereken, özellikle felsefe ile ilgilenenlerin ise başucu kitabı olması gereken bir eser. Eser yalnızca felsefeye dair bilgiler vermekle kalmamış bu düşüncelerin altında yatan sebepleri çok vazıh bir şekilde açıklamıştır. Her konu anlatımından sonra konunun özetini vermiş ve kendimizi sınamamız için sorular sormuştur. Not: okurken muhakkak bir kalem ve bir not defteri bulundurmayı ihmal etmeyin zira eserde o kadar güzel bilgiler var ki sayfa boşlukları yetmeyebiliyor :)
Eser; derleme eser niteliği taşımaktadır. Türk filozof ( filozof demek eksik kalır mütefekkir, mutasavvuf) Nureddin Topçu'nun farklı yıllarda farklı yayınlarda kaleme almış olduğu yazılarının bir araya getirilmesiyle meydana gelmiştir. Derleme eserlerde genellikle anlam bütünlüğü pek sağlanamamaktadır, eser içerisinde yazarın kendisi ile çeliştiği de görülebilmektedir ki bu çok normal bir durumdur. Ancak bu eserde anlam bütünlüğü o kadar güzel sağlanmış ki Nureddin Topçu hocanın kendisi ile çeliştiği tek bir mesele bulunmamaktadır. Bu da onun nasıl fikri olgunluğa eriştiğinin en büyük kanıtıdır. Konuların sıralanışıda o kadar ustaca yapılmış ki buradan derleyen hocalarımıza da ayrı bir teşekkürü borç bilirim. Eser bir bütün oluştursada iki ana başlığa ayrılmıştır. Düşünceler ve Duyuşlar olmak üzere. Nureddin hoca felsefi bilgisini tasavvufla öyle güzel mezcetmiş ki hayranlıkla okudum. Tasavvuftaki seyr-i süluk yolculuğunun modern halini bizlere sunmuştur. Normalde bir kaç saatte okunacak bir eser olmasına rağmen uzun uzun notlar alıp sindire sindire okunması gereken bir kitap hatta bir kaç defa daha okunacak bir eserdir. Hikmetin ve irfanın ne olduğunu okuyucuda uyandıracak ufuk açıcı bir eserdir. Eserin son bölümünde damlalar adlı yazısında kitabın özetini verir mahiyette bir yazısı var ki... Sübhaneke gibi zihinlere kazıtılmalıdır...
Evvela eser için psikolojik roman desem değil, anı-roman desem değil, kişisel gelişim desem değil.😉 İçerisinde bolca kişisel gelişim mesajları bulunsa da okuyucuya tavsiye niteliği taşımamaktadır. Eser üç bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde mina isimli karakterimizin yaşadığı problemler ve yaşadığı sorunlardan bahsedilmektedir.ikinci bölümde ise; Mina'nın çöküş halinde karsilastigi Ma isimli kurtarıcı sahsiyetle tanışması ile beraber kendini toparlama sürecinden bahsetmektedir. Son bölümde ise Mina artık kendini gerçekleştirmiş bir karakterle karşımıza çıkmaktadır. Akıcı bir üslupla kaleme alınmış. Nev-i şahsına münhasır bir eser. Kesinlikle tavsiye ederim. Okuyan herkesin kendine pay çıkaracağı bölümler muhakkak olacaktır.
Bizler yıllarca savaşlarda şehit veya gazi olan kahramanlarımızın hayatlarına takılıp kalırken, yerlerinden yurtlarından olan imparatorluk çocuklarının mahzun hikayelerini yıllarca görmezlikten gelmişiz... Her satırında ayrı bir hüzün, her sayfasında ayrı bir hikaye barındıran bu eser kalbi olan herkesi ağlatacak bir yapıya sahip. Derdi olana derdini unutturan, derdi olmayanı ise dert sahibi yapan eşsiz güzellikte bir eser. Tavsiye edilir.
Eser akıcı bir üslupla yazılmış gereksiz uzatmalardan kaçınılmış, kısa öykülerden oluşmaktadır. Yazarın psikolog olması nedeniyle öyküler psikolojik temellere dayandırılmıştır. Edebiyat, psikoloji ve din üçlüsünün nahif bir şekilde bir arada işlendiği güzel bir eserdir. Çayın yanında ki çerez gibi okunacak bir eser.😊
İlk seksen sayfada anlatılanlar aşağı yukarı herkesin bildiği türden bilgileri içermektedir. Tam eserden vaz geçecekken ikinci bölüm ilgimi çekmeye başladı. Özellikle Batı felsefesi ve uzak doğu felsefesinin farklılığının altinda yatan mantıksal farklılığı açıklaması çok hoşuma gitti. Eserde tanrı sevgisinden bahsederken semavi dinleri eleştirmiş Yahudilik ve Hıristiyanlık tan örnekler vererek eleştirmeler yapmış ancak İslamiyet'e dair eleştiride bulunmamıştır. Buna rağmen yinede eleştiri sonucunda İslamiyet'i de diğer iki dinle aynı kefeye koymuştur. Buda bizlere yazarın ya İslamiyet hakkında yeterli bilgi sahibi olmadığını yada on yargılı olduğu kanaatini vermektedir. Ee ne de olsa yazar yahudi😉 anlatım bakımdan eserde kopukluklar bulunmakta çeviriden kaynaklı mi yoksa konular arası geçişte mi problem yaşamış yazar pek bir karar veremedim. Konusu cazip gelse de (felsefe ile ilgilenenler bilir) yazarın görüşlerinin çok özgün olduğu söylenemez zira sevgi konusu ilk çağ felsefesine kadar uzanan bir konu.
Kurgu ve gerçeklik arasında gidip gelen bir öyküye sahip bir eser. Bilinenin aksine Japonya'nın içinde bulunduğu ahlaki bozukluğu yansıtan ve intihar oranının yüksek olduğu japonya ülkesinin içinde bulunduğu ruhsal çöküntüyü fark edebileceğiniz bir eser. Ceviriden mi kaynaklı bilemiyorum ama çok akıcı bir üsluba sahip değil. Zaten " ben roman" türü eser olduğu için kurgudan ziyade bir yazarın hayatının kesik kesik anlatıldığı bir eserdir.
Eser akıcı bir üslup ile yazılmıştır. Babasının gözleri önünde ölümüne şahit olan bir evladın gözüyle yazılmış içerisinde psikolojik tahlillerin bulunduğu çok güzel bir eserdir. Eser içerisinde insan psikolojisine dair tahliller bulundurmakla beraber eski sovyet dünyasına ve Bulgar kültürüne dair bilgiler de bulabileceğiniz bir eserdir.
Tommaso Campanella'ya ait olan bu eser Platon'un Ütopya adlı eserinden etkilenerek ele alınmıştır. Eser çeviri niteliği taşımaktadır. Selahattin Bağdatlı'nın çevirisini yaptığı bu eser akıcı ve kolay anlaşılır bir dile sahiptir. Eserde ideal devletin ve devlet düzeninin nasıl olması gerektiğine yönelik bilgiler bulunmaktadır. Ülkenin yönetimi Güneş adında bir rahip-Hükümdar tarafından gerçekleştirilmektedir. Ülke hükümdarının üç tane yardımcısı bulunmaktadır. bunlar ; Güç, bilgelik ve aşk. Her birisi belli zümreleri temsil etmektedir. Eseri okumadan önce Tommaso Campanella'nın hayatı üzerine kısa bir araştırma yapmanızın eserin anlaşılmasına yardımcı olacağı kanaatindeyim. Son dönemde toplumumuzda Astrolojiye olan ilginin artması ve gezegen hareketlerinin hayatımızı etkilediğine dair çeşitli algıların yayılması nedeniyle özellikle burç severlerin :) dikkatini çekeceğini düşündüğüm bir eserdir. Eser içerisinde Burç sever kardeşlerimizi destekler nitelikte bilgiler bulunmaktadır. Tavsiye edilir iyi okumalar.
Stoa felsefesinin temsilcilerinden olan Seneca'nın öfke üzerine yazmış olduğu eser muhakkak okunması gerekn eserlerden biridir. Eserde öfkenin nitelikleri, kaynakları ve çaresi olmak üzere üç başlıktan oluşan bu eser açık, anlaşılır ve akıcı bir üslup ile Türkçe'ye çevirisi yapılmıştır. Başta öfke problemi yaşayan herkes olmak üzere özellikle hukuk alanında görevli olan veya olacak olan herkese okutulması gerekli olan bir eserdir.
Aydınlanma felsefesinin başlamasına yol açan John Locke ve aydınlanma felsefesinin zirve noktası olarak kabul edilen David Hume'un karşılaştırılması üzerine yazılmış bir eserdir. Eserde aydınlanma felsefesinin temsilcilerinin din anlayışlarına kapsamlıca yer verilmiş yer yer bu düşüncelere dair başka filozoflarında görüşleri aktarılmıştır. Her ele alınan konunun sonunda filozofların düşünceleri değerlendirmeye tabi tutulmuştur. Eser akademik bir dille ele alınmasına rağmen okuyucuyu boğmayan, okunmasından lezzet alınan bir eserdir. Eser üç bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde John Locke'nın bilgi kuramı ve din anlayışı üzerine, ikinci bölümünde ise David Hume'un bilgi kuramı ve din anlayışı üzerine ve üçüncü bölümde ise her iki filozofun anlayışlarının karşılaştırılması üzerine çalışma yapılmıştır.
Hay bin Yakzan kitabı; M. Şerafettin Yaltkaya – Babanzade Reşid tarafından Türkçeye çevrilmiş. 1. Basımı Haziran,1996 yılında gerçekleşmiştir. İncelediğimiz eser ise 39. Basımdır. Eser içerisinde alegorik öykü olarak adlandırılan İbn Sina ve İbn Tufeyl’ e ait olan “Hay bin Yakzan’’ isimli öykü bir arada bulunmaktadır. Eserde öyküler ayrı ayrı ele alınmıştır. İbn Sina’ya ait olan Hay bin Yakzan öyküsüne başlamadan önce M. Şerafettin Yaltkaya’nın 21 sayfalık bir giriş metni bizi karşılamaktadır. Eseri anlayabilmek için orta çağ filozoflarının evrenin oluşumu gibi bazı temel meselelerine hakimiyet gerektirmektedir. İşte bu noktada bu giriş metni hem bize ışık tutmakta hem de İbn Sina’nın bu eserine ayrı bir zenginlik katmaktadır. Kitabın ikinci bölümünde ise İbn Tufeyl’e ait olan Hay bin Yakzan öyküsüne yer verilmiştir. Bu bölümde N. Ahmet Özalp’ın 11 sayfalık giriş bölümü bizi Hay bin Yakzan öyküsüne hazırlamaktadır. M. Şerafettin Yaltkaya eserin giriş bölümünde, Huneyn bin İshak’ın Yunancadan Arapçaya çevrilmiş olan Salaman ve Absal isimli alegorik öyküsüne ve Batlamyus kuramına yer vermiştir. Şerafettin Yaltkaya’nın giriş kısmında bu öyküye ve Batlamyus kuramına yer vermesi aslında eserin ele alınış amacını ortaya koymaktadır. İbn Sina, İslam felsefesinde meşşai ekolünün zirve noktası olarak kabul edilmektedir. Meşşai ekolü ise Antik Yunan ve Helenistik dönemden etkilenmiş onu İslam dairesi içerisine alma gayreti içine girmiştir. İbni Sina, Batlamyus kuramı ve Salaman ve Absal öykülerini birleştirerek meşşai düşünce sistemini işlediği kusursuz bir eser meydana getirmiştir.
İbn Sina öyküye başlarken; [Kardeşlerim Hay bin Yakzan öyküsünü yazmam konusundaki ısrarlarınız sonunda direncimi yendi…] ifadesini kullanmaktadır. Bu ifade bizlere İbn Sina öncesinde de sembolik dil ile yazılan öykülerin olduğunu göstermektedir. İbn Sina, öyküsünde karşılaştığı ihtiyar adama hayran olmuş ve onunla tanışmak istediğini belirtmiştir. Adı Hay bin Yakzan olan bu ihtiyar adam İbn Sina’nın sorularına cevap vermiş. Ona, varlığın hakikatini Batlamyus’un kuramından yola çıkarak sembolik bir dil ile anlatmıştır.
İbn Tufeyl’e ait olan Hay bin Yakzan isimli öyküde ise ıssız bir adada, bir ceylan tarafından emzirilerek büyütülen bir bebeğin varoluşunu ve hayatını anlamlandırma çabası içerisinde Rabbini buluşu anlatılmaktadır. Hay bin Yakzan bu hikâyede varoluşun sırrına erdikten sonra Rabbi ile baş başa kalmanın yöntemlerini, nefsin arındırılma yöntemlerini okuyucuya sunmuş, O’nunla başbaşa kalmanın verdiği zevki aktarmaya çalışmıştır.
İbn Tufeyl, meşşai ekolünden etkilenmiş, işraki bir filozoftur. O bu eserinde Batlamyus kuramından ve sudur teorisinden faydalanmış İbn Sina ile aynı metodu kullanmıştır. İbn Tufeyl’in İbn Sina’dan bu eserde ayrıldığı nokta ise tasavvuf olmuştur. İbn Tufeyl, öyküsünde felsefi düşüncenin yanına tasavvufi düşünceleri de mezcetmiştir.
Her iki eserde de sembolik dil kullanılmasının birkaç nedeninden söz etmek gerekmektedir. İbn Sina ve İbn Tufeyl, düşüncelerinin herkes tarafından bilinmesini istememektedir. Zira bu iki öyküde de ehil olmayan bir kişi, varlığın oluş-bozuluş, ilk neden argümanı gibi felsefi meseleleri anlamayıp fasıklık ya da zındıklık konumuna düşebilir. Yine aynı şekilde İbn Sina ve İbn Tufeyl gibi iki büyük alimin, insanlar tarafından kendilerinin zındıklık veya mülhidlik ile itham edilme endişesi de kendilerini alegorik bir dil kullanmaya zorladığı kanaatini taşımaktayım. Zira ilk dönem muhaddisleri de benzer endişelerden dolayı hadis metinlerini yakmışlardır. Bir diğer neden ise, sembolik ifade ile anlatılmak istenen düşünce daha kısa ve daha kolay ifade edildiği için uzun uzun meselelere izahta bulunmayı ortadan kaldırmaktadır. Bu da müelliflerin işini bir nebze olsun kolaylaştırmaktadır.
İslam düşünce tarihini etkileyen bu iki eser yalnızca ve sadece İslam düşüncesini etkilemekle kalmamış; fakat aynı zamanda Avrupa’da da aynı alegorik tarzda yazılan birçok öyküye de ilham kaynağı olmuştur. Francis Bacon’un Yeni Atlantis adlı eseri, Rousseau’nun Emile adlı eseri, Daniel Defoe’nun Robinson Crusoe adlı eserleri bunlara örnek verilebilir.
Hay bin Yakzan isimli bu eser İslam felsefesinin geçmişte geldiği noktayı okurlarına yansıtma noktasında muhteşem bir örnek olarak karşımızda durmaktadır. Eser İbn Sina ve İbn Tufeyl’e ait olan bu iki hikâyeyi bir araya getirerek hem filozofları tanımamızı sağlamış ve hem de filozofların eserlerine taşıdıkları felsefi, siyasi, kültürel farklılıkların eserlerin içeriğine nasıl nüfuz ettiğini bize göstermiştir. Eserin çevirisini yapan M. Şerafettin Yaltkaya ve eseri hazırlayan N.Ahmet Özalp hocalarımızın giriş bölümlerinde yapmış oldukları açıklamalar ise bu iki güzel esere ayrı bir lezzet katmıştır. Eserin başka yayınevlerinden basımıda mevcuttur. Ancak Yapı Kredi Yayınları bu eserde dipnot ve açıklamaları diğerlerinin aksine hemen sayfanın alt kısmında vermiştir bu da eseri okurken dipnot ve açıklamalardan kolayca faydalanmanızı sağlamaktadır. Diğer yayınevi basımlarında dip notlar ve açıklamalar son sayfalara konulmuş okurken sayfa değiştirip faydalanmakta zorluk çıkartmaktadır dikkate almanızda fayda vardır.