Yaşayacaklarının daha yarısını görmemişti. Hayatın gerçekleri daha şiddetli bir şekilde karşısında dikilecekti. Bu gerçeklerle her yüzleştiğinde, içinde saklanan yönlerini keşfedecekti.
Hiçbir erkek, insanoğlunun yıkıcılığına dair bir deneyim yaşamadan kırk yaşına gelemez. En yakınları da dahil olmak üzere başka insanlar bir şekilde onun benlik saygısını zedelemiş, gelişimini, en çok istediği şeyi aramasını ve bulmasını engellemiştir.
Birini öldürdüğün zaman, muhakkak ki ondan bir şeyler bulaşır sana: Bir resim, bir koku, bir nefes... Bir ah bir lanet bir ses... "Maktulün bedduası" derim ben buna. Bedenine yapışır kalır...