Avuçlarında şiir biriktirmiş küçük kız gece gece çaldı kapısını zamanın abla! şiirlerim var üç otuz`a satılık açlığın sancısında titrerken yüreğim abla şiir almaz mısın hece hece belli ki sen insansın insanımsılara inat
Bitmez anlattıkça dertler Eksilmez çektiğin keder Paylaştıkça artar dağ olur Nankör insan, güvenme; Döner düşman olur … Dost ol kendine, sırdaş ol Kötü deme bu güne Kim bilir yarın Daha beter olur Volkan Azgı
"Gurbet elde bir telefon bir mektupla Aldandınız mutluluğuma Yıllarca mutluymuş gibi Sitemler fısıldadınız kulağıma Ama nerden bileceksiniz ki! MUTLU BENİM…" Volkan Azgı
"Siliniyor yürüdüğüm yollar ardım sıra Lahza; çocukluğum benden çok uzak! Ne kadar dirense boş, can bedenin koynunda Zira kaçış yok, şüphesiz ölüm son durak! … Kelebeğin ömrü kadar hayat dediğin Farklı zaman dilimlerindeyiz sadece Değişen nedir ki? yer gök mesafe aynı Kimine bir adım gelir, kimine metrelerce..."
"Ya geç kaldım Ya vakitsiz geldi her şey En beklenmedik yerde buldum seni Sevinmeli miydim bilmiyorum Ağladım izahı yok Tepemde yağmur Yüzümde rüzgâr Dolandım divane gibi" Volkan Azgı
Yüzüme bakma güzel kız, Kalbime bak sen benim. Yakışıklı gençler çok zaman taş yürekli olur, Öyle kalpler vardır ki sevmek, sevilmek nedir, bilmez. Güzel kız, çam ağacı Kayak gibi güzel değildir. Ama kışın yaprağı dökülmez. Ah! Neye yarar bunu söylemek? Çirkin olan yaşamasın, daha iyi. Güzel güzelden hoşlanır, Bahar kışı hiç sevmez. Güzellik yaman şeydir, Her şeye kadirdir o. Güzelliğin yarımı, eksikliği makul değildir. Karga yalnız gündüz uçar, Baykuş da gece dolaşır. Kuğu ise hem gece, hem gündüz uçar.
Belki de insan bu kadar yalnızken aslında ne düşündüğünü ve ne yapmak istediğini bilemiyor, beyninde neler olup bittiğini ancak kelimeler ağızdan çıkınca anlıyor.
İnsanlar bana güçlü olmak zorundasın diyor ve düşünüyorum olan her şeyde belki de güçlüyüm. Evet bu doğru sanırım güçlüyüm. Güçlü insanlar eğilmezler kırılırlar ve patlarlar.
Öyle gözler olur ki... Karanlığın uçsuz bucaksız ufkuna açılmış kadar ölçülemez, nerede biteceğini bilmenin mümkün olmadığı derinlikleri vardır, duyguları yutar...
Otizmli çocukların ebeveynleriyle görüştüğümde onlara her zaman şu tavsiyeyi veriyorum: Çocuğunuzu sakinleştirmek istiyorsanız, o an onun için orada olmalı, sevginizi sunmalı ve kucaklamalısınız.
Çoğu kişiye göre, bir nörobilimci olarak ben, çocuğuma diğer ebeveynlerden daha fazla yardım edebilirdim. Ama yanılıyorlardı. Kendimi onlardan daha aciz hissediyordum.
Sık sık anahtarlarınızı kaybettiğinizde en fazla alay konusu olabilirsiniz, ta ki bir gün evin yolunu unutma noktasına gelene kadar… İşte, bunlar ve bunlara benzeyen, gözle görülmeyen, fark edilmesi güç hastalıklar, bir bakıma en kötüleridir.
“Ondan daha talihli insan var mı? Asıl bahtiyar, bir ömür boyunca hasretini çektiği şeye kavuşan değil, ona erişeceğini anladı anda, saadetinin en yüksek noktasında bir, ‘Ah!’ diyerek düşüp ölebilendir”
Kim olursak olalım, dünyanın hangi yerinde yaşarsak yaşayalım, tâ derinlerde bir yerde hepimiz bir eksiklik duygusu taşımaktayız. Sanki temel bir şeyimizi kaybetmişiz de geri alamamaktan korkuyoruz. Neyin eksik olduğunu bilenimiz ise hakikaten çok az.
İnsanlar birbirinin maddi yardımlarına ve paralarına değil, sevgilerine ve alakalarına muhtaçtır. Bu olmadıktan sonra, aile sahibi olmanın hakiki ismi, “ bir takım yabancılar beslemekti.”