Kavanozlara Biraz Akşam Koyardı




Ruhun her zaman gül olsun,
Müslüm Baba…

________

__Babaannem reçel yaparken kavanozların içine
biraz akşam koyardı. Bir çay kaşığı karanlık,
iki tutam ezan sesi, camın ağzını kapatacak
kadar mor.
Bu nedenle bizim evde güneş battığında
kahvaltı kokardı. Reçelin içinden
ekmek değil çocukluk geçerdi.
Kaşık ağza değil zamana
değerdi.
Babam sofrayı toplarken tabaklar birbirine
iyi geceler
der
____çatallar eski duaların
gözyaşını taşırdı.

____Yıllar sonra, kavanozlardan birinin
hiç açılmamış olduğunu
gördüğümde;

İçinde reçel değil, konuşmayı yarıda bırakmış
çocuk sesleri fermante olmuştu. Kapağını
kulağıma dayadığımda ismim içeriden
bana daha küçük
bir ağızla
sesleniyordu.
Oysa sesim yıllardır dışarıda değilmiş,
ben büyürken sesim çocuk kalmış.
Bu yüzden
hâlâ olağanüstü güzel konuşabiliyorum;
kelimelerim yaşlanmıyor.
Onlar hâlâ camın içinde dizlerini karnına
çekmiş bekliyor.

Sol omzum çocukluğumu taşıdığı için
yıllardır sağ omzumdan yaşlı.
Doktorlar röntgende bunu göremez.
Omurgamın filmleri kemiklerimi
gösterir; oysa yükü kemikler
değil, hatıralar taşır.
Ben yürümüyorum.
İçimde birbirini sırtında taşıyan yaşlar
yürüyor.

Sana diyorum ki;

__Tanrı bazen dua ederken isimleri karıştırıyor.
Harfler de yoruluyor çünkü. Bütün alfabeler
geceleri
birbirlerinin cebine giriyor.
_________Bazı mucizeler yanlış insanlarda
çiçek açıyor. Bir adam durup dururken
affediliyor, bir kadın sebepsiz yere
ışıldıyor,
bir çocuk hiç tanımadığı bir acıyı miras alıyor.
Belki de kader, postacısı sürekli adres
____şaşıran
ilahi bir mektuptur.

Ölüm sandığımız kadar aceleci değilmiş.

Çok kibar biri çıktı.

Beni almaya geldiğinde ilk ayakkabılarını kapının
dışında bıraktı. İçeri girerken ses çıkarmamaya
çalıştı. Babam uyuyor sanmış olmalı.
Oturup bir bardak su istedi. Bardaktaki
su onu görünce yaşlandı. Ben ölümü
ilk kez o gün misafir ağırlayan
bir ev sahibi gibi
sevdim.
Biliyorum; bazı vedalar, gelişlerden daha nazik
olur.

___Ve çatı katındaki kilitli beşik sandığı hâlâ
ağlıyor.

Kimse duymuyor.


Zira ahşap da insanlar gibi utanınca sessizleşiyor.
O sandığın içinde sadece beşik yok.
Sallanmayı bırakmış zaman var.
Bir bebeğin hiç büyüyemeyen ilk esnemesi var.
Çiviler, dua etmeyi unutmuş marangozların
parmak iziyle
paslanıyor.


_Kafka’nın evreninde böcek olmak haber değildir.

_Borges’in sonsuz kütüphanesinde kaybolmak
da şaşırtmaz.

_____Benim evrenimde ise bir köpek cebinden
ay
çıkarır.

Verandaya bırakır.

___"Gece biraz üşüyor,"
der.

Kimse dönüp "nasıl yani?"
demez.

Oysa mesele ay değildir.

Ay zaten herkesin cebine sığacak
kadar
küçülmüştür.

Asıl mevzu, köpeğin bunu yaparken
bana
____özür diler gibi bakmasıdır.

O bakışta bütün dinlerden daha
eski
bir mahcubiyet
vardır.

Sanki evren yaratılırken yanlışlıkla
fazla merhamet yüklenmiş
bir canlıdır.

İşte ben bütün felsefeleri o bakışta
kaybettim.

Evimde cansız hiçbir şey gerçekten
cansız değildir.

Masa konuşmamayı seçmiştir.

Perdeler utangaçtır.

__Kapılar kimsenin yüzüne kapanmaz;
yalnızca kırgın olduklarında kendilerini
içeri kilitler.

__Çaydanlık kaynarken eski dedelerin
___________boğazını ödünç
alır.

_______Aynalar
____yüz göstermeyi değil,
hafıza taşımayı bilir.

______Eşyanın da vicdanı vardır.

Biz sadece onu duyamayacak
kadar yüksek sesle
yaşıyoruz.

Her çocukluk geçmişte değildir.

Evin içinde dolaşır.

Yer değiştirir.

Bazen mutfaktaki kavanoza girer.

Bazen tavan arasındaki
beşik sandığına
saklanır.

Bazen gecelikli gecenin omzuna konar.

Bazen babanın suskunluğuna.

Ev değiştirince çocukluk taşınmaz.

Yeni evin duvarlarına eski odaların gölgesi
önceden gelir.

Bu yüzden bazı odalar ilk geceden beri
seni tanıyormuş gibi
sessizdir.

Şefkat evrendeki en tehlikeli elementtir.

___Bozulduğunda korkuya dönüşür.

Korku biraz daha beklerse otorite
olur.

___Otorite yaşlanınca mermerleşir.

Mermerin içinde ise ağlamayı unutmuş
____çocuklar
fosilleşir.

Mizah, dehşetin yüz kaslarına son kez
uğrayan gülümsemedir.

İnsan bazen gülmez.

Yarası ağzını ödünç alır.

Camın dışında dünya yürürken
ben içimden çıkıp ona
katıldım.

Bedenimi sandalyeye bıraktım.

____Gölgemi cebime koydum.

Ruhum benden izin almadan
____kaldırıma
indi.

Kolsuz, bedensiz bütün çocuklar
kendi
_____duraklarını sırtında
taşıyordu.

Evler
utanma duygularının sergisi gibi dizilmişti.

Duvarlar
____ağlamamak için sıvalarını sıkıyordu.

Çocukluğumun tepesine viyadük otobüsü
düştü.

İçimde ağır ağır ilerledi.

________Yolcular camlardan dışarı
değil,
kendi çocukluklarından sarkıyordu.

Brüksel bürokratları koltuk tutanaklarına
asılmış, sanki yanlışlıkla birinin
rüyasını ezmekten
korkuyordu.

____Kimse frene basmıyordu.

O fren
diye
bastıkları şey, benim sekiz yaşımın
omzuydu.

Sonra içimi açtılar.

Bir otopsi değil.

Bir terzihane kurdular.

Doktorlar organlarımı değil,
eksik bırakılmış cümlelerimi dikmeye
başladı.

Karaciğerimin altından çocuk sesleri
çıktı.

Kalbimin arkasında eski bir salıncak
bulundu.

Kaburgalarımın arasında unutulmuş
bir ikindi ezanı
uyuyordu.

Kemiklerimin iliğinde reçel kokusu
vardı.

Kan grubum harflerden oluşuyordu.

Alfabem kanıyordu.

Noktalar dikiş.

Virgüller pansuman.

Ünlemler kırık.

Soru işaretleri ise
omurgama çakılmış eski çivilermiş.

O gün, insanın
bazen etten yapılmadığını öğrendim.

Bazen tamamlanmamış bir cümlenin
yürüyen devamıdır.

Her sabah
________saat üçü biraz geçe Gececi Dük
sokakları süpürür.

_____Madam Jaluzi unutulan gölgeleri
ütüler.

Sabah olunca herkes buna çiy der.

Ben buna hafızanın terlemesi
diyorum.

Tam o sırada aynı köpek yine gelir.

Cebinden ayı çıkarır.

Bu kez
__verandaya değil, kalbimin içine
bırakır.

Ay içeride küçülür.

Kalbim dışarıda büyür.

Sabah olduğunda ay kaybolur.

Ama bahçedeki bütün güllerin cebinde
gümüş tozu
vardır.

İnsanlar buna polen der.

Ben biliyorum.

Onlar
geceyi ceplerinde eve götüren çiçeklerdir.

Ve sana son kez söylüyorum;

Seni seviyorum.

Ama bunu bir insanın başka bir insana
söylediği gibi
değil.

Bir kavanozun içindeki akşamın sabaha
söylediği
gibi.

Bir köpeğin cebindeki ayın karanlığa
söylediği
gibi.

Bir ölümün ayakkabılarını kapının dışında
bırakışı
gibi.

Bir çocuğun sesini yıllarca camın içinde
saklayıp sonunda onu öpmek için
kapağını açan
zaman
gibi.

Fakat her zaman aşk iki kişinin arasında
olmaz.

Bazen evren,
kendi yırtığını dikebilmek için iki insanı aynı
cümlenin içine yerleştirir.

Belki bir gün, babaannemin kavanozlarından
biri kendiliğinden
açılır.

İçinden ne çocuk çıkar, ne ses.

Sadece birbirini yıllarca beklemiş iki bakışın
_____kokusu
yayılır.

Ve dünya, ilk kez,
ekmeği değil; o kokuyu bölüşerek doyar.

İçimde, harflerinden iplik çekilmiş seni,
kendi yırtığını dikerken
gördüm.

Sen orada, gözlerimden gözlerine akarak,
unutulmuş bir akşamın içinde usul
usul reçele dönüşen
çiçeklere su
dök.

Gece yine Gececi Dük’ün omzundan usulca
döküldü.

_____Madam Jaluzi bu kez perdeyi aralayıp
sabahın söküğüne
biraz bizi
dikti.



























Hazi/July
6202…
..
.
286