__Babaannem reçel yaparken kavanozların içine biraz akşam koyardı. Bir çay kaşığı karanlık, iki tutam ezan sesi, camın ağzını kapatacak kadar mor. Bu nedenle bizim evde güneş battığında kahvaltı kokardı. Reçelin içinden ekmek değil çocukluk geçerdi. Kaşık ağza değil zamana değerdi. Babam sofrayı toplarken tabaklar birbirine iyi geceler der ____çatallar eski duaların gözyaşını taşırdı.
____Yıllar sonra, kavanozlardan birinin hiç açılmamış olduğunu gördüğümde;
İçinde reçel değil, konuşmayı yarıda bırakmış çocuk sesleri fermante olmuştu. Kapağını kulağıma dayadığımda ismim içeriden bana daha küçük bir ağızla sesleniyordu. Oysa sesim yıllardır dışarıda değilmiş, ben büyürken sesim çocuk kalmış. Bu yüzden hâlâ olağanüstü güzel konuşabiliyorum; kelimelerim yaşlanmıyor. Onlar hâlâ camın içinde dizlerini karnına çekmiş bekliyor.
Sol omzum çocukluğumu taşıdığı için yıllardır sağ omzumdan yaşlı. Doktorlar röntgende bunu göremez. Omurgamın filmleri kemiklerimi gösterir; oysa yükü kemikler değil, hatıralar taşır. Ben yürümüyorum. İçimde birbirini sırtında taşıyan yaşlar yürüyor.
Sana diyorum ki;
__Tanrı bazen dua ederken isimleri karıştırıyor. Harfler de yoruluyor çünkü. Bütün alfabeler geceleri birbirlerinin cebine giriyor. _________Bazı mucizeler yanlış insanlarda çiçek açıyor. Bir adam durup dururken affediliyor, bir kadın sebepsiz yere ışıldıyor, bir çocuk hiç tanımadığı bir acıyı miras alıyor. Belki de kader, postacısı sürekli adres ____şaşıran ilahi bir mektuptur.
Ölüm sandığımız kadar aceleci değilmiş.
Çok kibar biri çıktı.
Beni almaya geldiğinde ilk ayakkabılarını kapının dışında bıraktı. İçeri girerken ses çıkarmamaya çalıştı. Babam uyuyor sanmış olmalı. Oturup bir bardak su istedi. Bardaktaki su onu görünce yaşlandı. Ben ölümü ilk kez o gün misafir ağırlayan bir ev sahibi gibi sevdim. Biliyorum; bazı vedalar, gelişlerden daha nazik olur.
___Ve çatı katındaki kilitli beşik sandığı hâlâ ağlıyor.
Kimse duymuyor.
Zira ahşap da insanlar gibi utanınca sessizleşiyor. O sandığın içinde sadece beşik yok. Sallanmayı bırakmış zaman var. Bir bebeğin hiç büyüyemeyen ilk esnemesi var. Çiviler, dua etmeyi unutmuş marangozların parmak iziyle paslanıyor.
_Kafka’nın evreninde böcek olmak haber değildir.
_Borges’in sonsuz kütüphanesinde kaybolmak da şaşırtmaz.
_____Benim evrenimde ise bir köpek cebinden ay çıkarır.
Verandaya bırakır.
___"Gece biraz üşüyor," der.
Kimse dönüp "nasıl yani?" demez.
Oysa mesele ay değildir.
Ay zaten herkesin cebine sığacak kadar küçülmüştür.
Asıl mevzu, köpeğin bunu yaparken bana ____özür diler gibi bakmasıdır.
O bakışta bütün dinlerden daha eski bir mahcubiyet vardır.
Sanki evren yaratılırken yanlışlıkla fazla merhamet yüklenmiş bir canlıdır.
İşte ben bütün felsefeleri o bakışta kaybettim.
Evimde cansız hiçbir şey gerçekten cansız değildir.
Masa konuşmamayı seçmiştir.
Perdeler utangaçtır.
__Kapılar kimsenin yüzüne kapanmaz; yalnızca kırgın olduklarında kendilerini içeri kilitler.
__Çaydanlık kaynarken eski dedelerin ___________boğazını ödünç alır.
_______Aynalar ____yüz göstermeyi değil, hafıza taşımayı bilir.
______Eşyanın da vicdanı vardır.
Biz sadece onu duyamayacak kadar yüksek sesle yaşıyoruz.
Her çocukluk geçmişte değildir.
Evin içinde dolaşır.
Yer değiştirir.
Bazen mutfaktaki kavanoza girer.
Bazen tavan arasındaki beşik sandığına saklanır.
Bazen gecelikli gecenin omzuna konar.
Bazen babanın suskunluğuna.
Ev değiştirince çocukluk taşınmaz.
Yeni evin duvarlarına eski odaların gölgesi önceden gelir.
Bu yüzden bazı odalar ilk geceden beri seni tanıyormuş gibi sessizdir.
Şefkat evrendeki en tehlikeli elementtir.
___Bozulduğunda korkuya dönüşür.
Korku biraz daha beklerse otorite olur.
___Otorite yaşlanınca mermerleşir.
Mermerin içinde ise ağlamayı unutmuş ____çocuklar fosilleşir.
Mizah, dehşetin yüz kaslarına son kez uğrayan gülümsemedir.
İnsan bazen gülmez.
Yarası ağzını ödünç alır.
Camın dışında dünya yürürken ben içimden çıkıp ona katıldım.
Bedenimi sandalyeye bıraktım.
____Gölgemi cebime koydum.
Ruhum benden izin almadan ____kaldırıma indi.
Kolsuz, bedensiz bütün çocuklar kendi _____duraklarını sırtında taşıyordu.
Evler utanma duygularının sergisi gibi dizilmişti.
Duvarlar ____ağlamamak için sıvalarını sıkıyordu.
Çocukluğumun tepesine viyadük otobüsü düştü.
İçimde ağır ağır ilerledi.
________Yolcular camlardan dışarı değil, kendi çocukluklarından sarkıyordu.
Brüksel bürokratları koltuk tutanaklarına asılmış, sanki yanlışlıkla birinin rüyasını ezmekten korkuyordu.
____Kimse frene basmıyordu.
O fren diye bastıkları şey, benim sekiz yaşımın omzuydu.
Sonra içimi açtılar.
Bir otopsi değil.
Bir terzihane kurdular.
Doktorlar organlarımı değil, eksik bırakılmış cümlelerimi dikmeye başladı.
Karaciğerimin altından çocuk sesleri çıktı.
Kalbimin arkasında eski bir salıncak bulundu.
Kaburgalarımın arasında unutulmuş bir ikindi ezanı uyuyordu.
Kemiklerimin iliğinde reçel kokusu vardı.
Kan grubum harflerden oluşuyordu.
Alfabem kanıyordu.
Noktalar dikiş.
Virgüller pansuman.
Ünlemler kırık.
Soru işaretleri ise omurgama çakılmış eski çivilermiş.
O gün, insanın bazen etten yapılmadığını öğrendim.
Bazen tamamlanmamış bir cümlenin yürüyen devamıdır.
Her sabah ________saat üçü biraz geçe Gececi Dük sokakları süpürür.
_____Madam Jaluzi unutulan gölgeleri ütüler.
Sabah olunca herkes buna çiy der.
Ben buna hafızanın terlemesi diyorum.
Tam o sırada aynı köpek yine gelir.
Cebinden ayı çıkarır.
Bu kez __verandaya değil, kalbimin içine bırakır.
Ay içeride küçülür.
Kalbim dışarıda büyür.
Sabah olduğunda ay kaybolur.
Ama bahçedeki bütün güllerin cebinde gümüş tozu vardır.
İnsanlar buna polen der.
Ben biliyorum.
Onlar geceyi ceplerinde eve götüren çiçeklerdir.
Ve sana son kez söylüyorum;
Seni seviyorum.
Ama bunu bir insanın başka bir insana söylediği gibi değil.
Bir kavanozun içindeki akşamın sabaha söylediği gibi.
Bir köpeğin cebindeki ayın karanlığa söylediği gibi.
Bir ölümün ayakkabılarını kapının dışında bırakışı gibi.
Bir çocuğun sesini yıllarca camın içinde saklayıp sonunda onu öpmek için kapağını açan zaman gibi.
Fakat her zaman aşk iki kişinin arasında olmaz.
Bazen evren, kendi yırtığını dikebilmek için iki insanı aynı cümlenin içine yerleştirir.
Belki bir gün, babaannemin kavanozlarından biri kendiliğinden açılır.
İçinden ne çocuk çıkar, ne ses.
Sadece birbirini yıllarca beklemiş iki bakışın _____kokusu yayılır.
Ve dünya, ilk kez, ekmeği değil; o kokuyu bölüşerek doyar.
İçimde, harflerinden iplik çekilmiş seni, kendi yırtığını dikerken gördüm.
Sen orada, gözlerimden gözlerine akarak, unutulmuş bir akşamın içinde usul usul reçele dönüşen çiçeklere su dök.
Gece yine Gececi Dük’ün omzundan usulca döküldü.
_____Madam Jaluzi bu kez perdeyi aralayıp sabahın söküğüne biraz bizi dikti.