Yazar: ELŞEN İSMAİL
*** *** ***
"Yine hayallere mi daldın, Deniz?" diye sordu babası masasının arkasına geçerek. Sesi kuru ve duygusuzdu. "Bugün Melis’le görüşmelisin. Babasıyla büyük bir anlaşma im...
Gece, kaçış planının ağırlığıyla şehrin üzerine çökmüştü. Deniz, Altay’ın atölyesinde, yarın sabah saat 7’de başlayacak olan o büyük yolculuk için son hazırlıklarını yaparken, eline kütüphanede bulduğu o eski, kenarları sararmış sanat kitabı geçti. Kitabın kokusu, onu bir anda iki yıl öncesine, her şeyin başladığı o tozlu kütüphane rafının önüne götürdü. Duru, kendi odasında lambasının soluk ışığı altında defterine şu notu düşüyordu: “Her büyük hikâye, küçük bir çarpışmayla başlar. Sahne: Kolej kütüphanesi. Mevsim: Baharın son demleri. Işık: Rafların arasından süzülen, toz zerrelerini raks ettiren ilahi bir aydınlık.” -------------------------------------------------------------------------------- İki Yıl Önce – Kolej Kütüphanesi Deniz, o gün babasının "işletme derslerine odaklan" baskısından kaçıp kütüphanenin en ıssız köşesine, sanat ve estetik kitaplarının olduğu bölüme sığınmıştı. Elinde, ışık ve gölge oyunlarını anlatan kalın bir cilt vardı. Kitabın içindeki tablolara o kadar dalmıştı ki, dünyanın geri kalanı onun için bir sis bulutundan ibaretti. Kitabın sihrinden ayılamayan Deniz, koridorda hızla ilerlerken karşısından gelen dünyadan habersizdi. Aynı anlarda Güneş, masasında önündeki notalara gömülmüştü. Karnındaki açlık sancısını bastırmak için sürekli su içiyor, ama gururundan ödün vermemek için kantine inmiyordu. “Lazım olandan fazla harcıyorsun,” diyen babasının sesi kulaklarında çınlıyordu; cebinde parası olsa bile, arkadaşlarının onun yoksulluğu hakkında konuşmasından çekindiği için kütüphaneyi bir sığınak olarak seçmişti. Güneş, elindeki nota kağıtlarını toplarken hızla ayağa kalktı. Tam o köşeyi döndüğü anda, elindeki ağır kitapla hipnotize olmuş gibi yürüyen Deniz’le çarpıştı. Çarpışmanın şiddetiyle Güneş’in nota kağıtları havada beyaz martılar gibi uçuştu. Deniz’in elindeki ağır sanat kitabı ise tok bir sesle yere düştü. O an zaman durdu. Deniz, sihrinden uyandığı kitabın şaşkınlığıyla başını kaldırdığında, karşısında öfkeyle parlayan, ama derinliğinde uçsuz bucaksız bir hüzün barındıran iki çift kahverengi gözle karşılaştı. "Bağışlayın... Bilmeden oldu," dedi Deniz, sesi kütüphanenin sessizliğinde hüzünlü bir melodi gibi yankılandı. Güneş, önce yere dağılan notalarına, sonra karşısındaki bu yabancıya baktı. Deniz, üzerindeki pahalı ama ruhunu sıkan kolej ceketini (o zamanlar henüz o kaftanın küf kokusunu yeni almaya başlamıştı) giymişti. Ama gözleri, o "elit" çevrenin çocukları gibi boş ve kibirli bakmıyordu. "Önemli değil," dedi Güneş, eğilip kağıtlarını toplarken. Sesi mesafeli ama etkileyiciydi. "Ama kütüphanede yürürken kitap okumak... Biraz tehlikeli bir hobi, değil mi?" Deniz de yere eğildi. Güneş’in el yazısıyla karalanmış notalarını toplarken bir an duraksadı. "Bu bir beste mi?" Güneş, kâğıdı Deniz’in elinden hızla çekti. "Sadece bir ödev. Piyano ve saksafon için küçük bir deneme." Deniz, Güneş’e yardım edip ayağa kalktığında, aralarındaki o elektriği ikisi de hissetmişti. O an, kaynaklarda "saf aşkın hazzını duymaktan yorulmayan çift" olarak tanımlanan o bağın ilk tohumu atılmıştı. -------------------------------------------------------------------------------- O Sırada Kütüphanenin Diğer Köşesi Kütüphanenin uzağında, Melis ve Hatice, ders çalışmak bahanesiyle oturmuş, aslında o akşam gidecekleri partinin dedikodusunu yapıyorlardı. Melis, kristal taşlı kalemini parmakları arasında çevirirken gözü Deniz’e takıldı. "Bak, bizimki yine bir 'köylü kızı' ile uğraşıyor," dedi Melis, Hatice’ye dönerek. "Kim bu kız? Üstündeki hırka geçen seneden kalma gibi." Hatice, gözlüklerinin üzerinden Güneş’e baktı. "Yemekhanede çalışan karı kocanın kızı, Güneş’ti galiba adı. Burslu falan herhalde. Deniz neden onunla konuşuyor ki? Babası duysa kıyamet kopar." Melis omuz silkti. "Deniz’in bu 'kurtarıcı' rolleri beni sıkıyor. Holdingin başına geçtiğinde bu romantik saçmalıkları unutacak. Ben onun yanına yakışan tek kişiyim, o da bunu er ya da geç anlayacak." -------------------------------------------------------------------------------- Kütüphane Çıkışı – Bir Başka Gölge Kütüphanenin büyük kapısının önünde, kolej binasına ait olmayan bir figür dikiliyordu. Ahmet, üzerinde deri ceketi, elinde kaskıyla merdivenlerde durmuş içeriye bakıyordu. O gün kütüphaneye girmesi yasak olsa da Güneş’i uzaktan izlemek için bir boşluk bulmuştu. Yanındaki Behram, Ahmet’in omuzuna vurdu. "Oğlum, bu zengin bebesi senin kıza çok yakın duruyor. Bak, notalarını falan topluyor." Ahmet, dişlerini sıkarak bir sigara yaktı. "Ona yaklaşamaz Behram. O kız benim namusum sayılır. Bu züppeler sadece oynarlar, sonra atarlar. Ben Güneş’i bu kurtlara yem etmem." Behram sinsice gülümsedi. "Sokak eğitimi görmemiş bu çocuklar, merminin sesini duyunca hangi deliğe kaçacaklarını şaşırırlar." Ahmet’in içindeki o karanlık sahiplenme duygusu, o gün kütüphane kapısında bir intikam yeminine dönüşmüştü. -------------------------------------------------------------------------------- Geri Dönüş – Günümüz (Atölye) Deniz, elindeki sanat kitabını kapatıp çantasına koydu. O gün kütüphanedeki o çarpışma, aslında hayatlarının rayından çıkışının başlangıcıydı. Atasından kalan holdingi, Melis’in sahte dünyasını ve babasının çizdiği "garantili" yolu o bakışlar yüzünden reddetmişti. O sırada Altay, elinde bir bardak çayla yanına geldi. "Yine o günü mü düşünüyorsun?" "O gün sadece bir kıza çarpmadım Altay. Ben o gün kendime çarptım. O kahverengi gözlerde babamın bana vermediği o 'huzuru' gördüm. Şimdi ise yarın sabah saat 7’de, o huzuru sonsuzluğa taşımaya hazırlanıyoruz." Altay gülümsedi. "Timur amca barakayı hazırlamış. Festivaldeki o 3-cü lük ödülü senin sadece başlangıcındı Deniz. 'Hazin melodiler’ resmi, o sahilde tamamlanacak." Bölümün Sonu: Duru, odasındaki ışığı kapattı. Defterindeki son cümle şuydu: “Kütüphanedeki o ilk toz zerreleri, şimdi bir fırtınaya dönüşmek üzere. Yarın sabah saat 7. Deniz’e doğan Güneş ya her şeyi aydınlatacak ya da herkesi yakacak.” Gelecek Bölüm: "Atölyedeki İlk Fırça Darbesi ve Serhat’ın Baskısı." Deniz ve Güneş’in üniversite yıllarındaki zorlu mücadeleleri ve ilk büyük kavgaları. 6. bölümde görüşmek üzere.