“BAKÜ’DE SON OSMANLI – NURU PAŞA” (Tarihi roman)
Sizlere bu kitabımda NURU PAŞA (NURİ KİLLİGİL): Baş karakter. Cesur, özverili ve duygusal bir kişilik. "Bakü'nün fatihi" olmasının yanı sıra, hayatının sonuna kadar Azerbaycan'ın bağımsızlığına sadık ...
8. Bölüm

BÖLÜM 8: BİR AKŞAMIN IŞIĞINDA: SARA

5 Okuyucu
0 Beğeni
0 Yorum
Mart 1948, Sütlüce Fabrikası – İstanbul
Haliç’in kıyısında, martın soğuk rüzgârı fabrikanın sac levhalarını döverken, içerideki hava mermi kovanlarından yayılan metalik bir sıcaklıkla yüklüydü. Nuru Paşa, masasının üzerinde duran eski, sararmış bir kâğıt parçasını titreyen parmaklarıyla düzeltti. Bu bir askeri rapor değil, Bakü rüzgarlarının kokusunu taşıyan bir şiirdi. Bakışları, kendisine adeta bir kutsal emanetmiş gibi bakan Hatice Şenoğlu’na kaydı. Kapının eşiğinde, sevkiyat sandıklarını omuzlayan İsmail Saylav, Paşa’nın duraksadığını görünce adımlarını yavaşlattı; gözleri gayri ihtiyari Hatice’nin masum yüzüne daldı. İsmail’in kalbi, bir savaş meydanı kadar gürültülüydü ama sevdası, sükûtun en derin kuyusunda gizliydi.
Misli Melek Hanım, odaya elinde bir tepsiyle girdi. Paşa’nın gözlerindeki o melankolik parıltıyı görünce, kalbinin bir köşesi sızladı. Eşinin zihninde hangi "imkansızın" dolaştığını çok iyi biliyordu. Gence rüzgârı, bir kez daha Sütlüce’nin dumanlarına karışıyordu.
"Yaz kızım," dedi Nuru Paşa, sesi buğulu bir camın arkasından gelir gibiydi. "Gence’de sadece bir ordu kurmadık Hatice. Orada, Türk’ün hem çelik iradesini hem de en nahif sevdasını bıraktık. Hacı Zeynalabdin Bey’in sarayında, mum ışıkları altında başlayan o hikâyeyi yaz..."
--------------------------------------------------------------------------------
Haziran 1918, Gence – Azerbaycan
Gence’nin o sıcak, gül kokulu akşamlarından biriydi. Nuri Bey, Kafkas İslam Ordusu’nun temellerini atarken, şehrin en büyük hamisi ve "Milletin Babası" olarak anılan Hacı Zeynalabdin Tağıyev, Osmanlı subaylarının şerefine muazzam bir ziyafet tertip etmişti. Tağıyev, karşısındaki bu yirmi dokuz yaşındaki genç kumandanın gözlerinde sadece bir asker değil, bir kurtarıcı görüyordu.
Hacı, masada Nuri Bey’e Bakü’ye su getiren “Şollar” su kemerini, Müslüman Şarkı’nın ilk kızlar mektebini kurarken nasıl bir "cehalet karanlığıyla" savaştığını anlatıyordu. Nuri Bey, bu yaşlı çınarın fedaice hayatına hayran kalmıştı. O sırada kapıdan içeri giren bir siluet, odadaki tüm barut kokusunu ve stratejik hesapları bir anda dağıttı.
Bu, Hacı’nın kızı Sara Hanım’dı. Henüz on dokuzunda, mağrur bakışlı, ipek tenli bir asalet abidesi... Göz göze geldikleri o an, Nuri Bey’in kalbinde Trablusgarp’ın çöllerinde bile hissetmediği bir fırtına koptu.
"Paşam," dedi Sara, sesi bir tarın en ince teli gibi titreyerek. "Bakü sizi bekliyor. Kurtaracak mısınız yurdumuzu o zalimlerden?"
Nuri Bey, göğsündeki madalyaların ağırlığını unutarak cevap verdi: "Canımız bu teni terk etmeden, Bakü’nün minarelerinden ezan sesi eksilmeyecek Sara Hanım."
Ziyafetin ilerleyen saatlerinde, sarayın o muazzam bahçesinde baş başa kaldıklarında, Nuri Bey ona İstanbul’dan getirdiği şiirlerden mısralar okudu. Şiirlerden biri Azerbaycan dahi şairi Fuzulinin bir aşk gazeli idi:
Zülfü kimi ayağın koymaz öpem nigârum,
Yohdur anun yanında bir kılca i'tibârum.
İnsâf hoşdur ey ışk ancak meni zebûn et,
Ha böyle mihnet ile geçsün mi rûzigârum.
Bildi temâm-ı âlem kim derd-mend-i ışkam,
Yâ Râb henûz hâlüm bilmez mi ola yârum.
Vaslundan ayru n'ola kanun tökelse gül gül,
Men gül-bün-i belâyem bu fasldur bahârum.
Tasvîr eden vücûdum yazmış elümde sağar,
Ref' olmağa bu sûret yoh elde ihtiyârum.
Dûr istemen zemânı mey neş'esin başumdan,
Toprağ olanda yâ Râb dürd-i mey et gubârum.
Rusvâlarından ol meh saymaz meni Fuzûlî,
Dîvâne olmayum mı dünyâda yoh mu ârum.
Bahçenin bir köşesinde nöbet tutan Murat Şenoğlu, elindeki gümüş yüzüğü okşayarak İstanbul’daki Ayla Hatun’unu düşünüyordu. Murat, o an sadece bir yaver değil, Nuri Bey’in o tertemiz ama hüzünlü aşkının tek şahidiydi.
Bölgenin bir diğer köşesinde ise Mehmed Emin Resulzade, Nuri Bey’e yaklaşarak İstanbul’da "Genç Türkler" hareketiyle geçirdiği o fırtınalı yılları anlattı. Resulzade’nin gözlerinde bir devletin doğum sancısı vardı. "Bak Paşam," dedi fısıldayarak. "Atatürk, Enver ve sen... Bizler aynı mühürlü yolun yolcularıyız." Nuri Bey, ceketinin içindeki gümüş ay-yıldızlı kutunun sıcaklığını hissetti; Gizli Türk Teşkilatı’nın görünmez bağı, Gence’nin bu ay ışıklı gecesinde hepsini birbirine bağlamıştı.
Ancak bu huzur tablosunun gölgesinde ölüm pusudaydı. Bahçenin dışındaki yüksek duvarların ardında, Arayik Aratunyan’ın görevlendirdiği bir Ermeni keskin nişancı, tüfeğini Nuri Bey’in göğsüne doğrultmuştu. Vladimir Tarasov’dan gelen emir kesindi: "Nuri Gence’den çıkmayacak!"
Tam nişancı tetiğe basacağı sırada, bahçedeki dev bir çınar ağacından kopan ağır bir dal, rüzgârın da etkisiyle gürültüyle suikastçının hemen yanına düştü. Suikastçı dengesini kaybedip yere kapaklanırken silahı ateş aldı ama mermi gökyüzüne, yıldızlara doğru süzüldü. Nuri Bey ve Sara, bu sesi havai fişek sanıp birbirlerine gülümsediler; teşkilatın gizli koruması ya da ilahi bir tesadüf, ölümü bir kez daha teğet geçirmişti.
--------------------------------------------------------------------------------
Sütlüce, 1948
Nuru Paşa, şiir kağıdını masaya bıraktı. "Hacı Zeynalabdin bizi bir evlat gibi sevdi Hatice," dedi. "Ama Sara’yı bana vermedi. 'Kızımı gurbete, uzağa gönderemem' dedi. Buhara emiri bile istese cevabım budur demişti."
Hatice’nin gözlerinden bir damla yaş kâğıda damladı. Abisi Murat’ın Bakü’de şehit olurken elinde tuttuğu o mektuplar geldi aklına. Paşa, eşi Misli Melek Hanım’ın yanına gidip elini tuttu. Bu bir teselli miydi, yoksa geçmişin bir vedası mı, kimse bilemedi.
İsmail Saylav, notları toplamak için Hatice’nin yanına yaklaştığında, genç kızın titreyen omuzlarını gördü. İçinden, "Ağlama Hatice, senin gözyaşın benim ciğerimi dağlar," demek geçti ama sadece masadaki hokkayı sessizce düzeltebildi.
Nuru Paşa, pencereden Haliç’e, karanlığın içinden kendisini izleyen casusların hayali gölgelerine bakarak mırıldandı:
"Yaz kızım, vakit barut vaktidir... Bölüm 9: Göyçay ve Kürdemir Meydanı..."
BÖLÜMÜN SONU…
Yorum Yapın
Yorum yapabilmeniz için üye olmalısınız.
Yorumlar