Sizlere bu kitabımda NURU PAŞA (NURİ KİLLİGİL): Baş karakter. Cesur, özverili ve duygusal bir kişilik. "Bakü'nün fatihi" olmasının yanı sıra, hayatının sonuna kadar Azerbaycan'ın bağımsızlığına sadık ...
Mart 1948, Sütlüce Fabrikası – İstanbul Sütlüce Fabrikası’nın dökümhanesinden yükselen kızıl alevler, geceyi yırtan birer meşale gibi Haliç’in sularına akıyordu. Nuru Paşa, odasındaki geniş masanın başında, gümüş bir kutunun üzerindeki ay-yıldız kabartmasını başparmağıyla okşuyordu. Bu kutu, o gizemli Gizli Türk Teşkilatı’nın bir nişanesiydi; ancak Paşa, bu gerçeği ağabeyi Enver’in şehadetinden çok sonra öğrenmişti. Masanın diğer ucunda, Hatice Şenoğlu sabırla kalemini hokkaya daldırıyordu. Kapının önünde, sevkiyat kutularını düzenleyen İsmail Saylav, bakışlarını bir an bile Hatice’den ayıramıyordu. İsmail’in kalbindeki fırtına, fabrikanın gürültüsünden daha büyüktü; fakat Paşa’ya olan saygısı ve Hatice’nin vakur duruşu, kelimelerini boğazına düğümlüyordu. "Yaz kızım," dedi Nuru Paşa, sesi otuz yıl öncesinin at kişnemelerine karışır gibiydi. "Bazı yollar sadece mesafe kat etmek için değil, bir milletin kaderini değiştirmek için yürünür. Musul’dan Gence’ye uzanan o yol, bizim için sırat köprüsüydü." -------------------------------------------------------------------------------- Şubat - Mayıs 1918, Musul ve Ötesi 1918’in başlarıydı. Nuri Bey, beraberindeki yirmi kişilik seçkin subay heyetiyle Musul’a vardığında, gökyüzünde kara bulutlar toplanıyordu. Yanında, her zamanki gibi sadık gölgesi Murat Şenoğlu vardı. Murat, yola çıkmadan hemen önce Payitahttaki konakta, Paşa’nın hizmetindeki Ayla Hatun ile hüzünlü bir vedalaşma yaşamıştı. Ayla, Murat’ın atının dizginlerini tutarken gözlerindeki yaşı gizlemeye çalışmış, Murat ise ona gümüş bir yüzük uzatarak, "Bu yüzük parmağında kalsın Ayla. Ben Bakü’den zaferle dönene kadar bekle beni." demişti. Ayla’nın o günkü mahzun bakışı, Murat’ın çöl sıcağında ve Kafkasya’nın ayazında en büyük sığınağı olmuştu. Heyet, Musul’dan hareket ederek Tebriz-Nahçıvan-Karabağ rotasını izliyordu. Yol zordu, İngiliz casusları ve Ermeni komitacıları her köşe başında pusu kurmuştu. Bir gece, heyet bir geçitte konaklarken, Arayik Aratunyan’ın görevlendirdiği bir suikastçı, kayalıkların arkasından Nuri Bey’in çadırını hedef almıştı. Ancak tam tetiği çekeceği sırada, beklenmedik bir kum fırtınası koptu ve suikastçının atı ürkerek uçuruma yuvarlandı. Nuri Bey, dışarıdaki gürültüye uyandığında sadece rüzgârın uğultusunu duydu; oysa ölüm, bir rüzgâr kanadıyla yanından geçip gitmişti. Murat, o gece Nuri Bey’in çadırının önünde nöbet tutarken, ceketinin iç cebindeki gizli mührü kontrol etti. O, Mustafa Kemal ve Enver Paşa ile aynı kutlu davanın, Gizli Türk Teşkilatı’nın sessiz bir neferiydi. Nuri Bey henüz bilmese de Murat onu sadece bir yaver olarak değil, teşkilatın bir emaneti olarak koruyordu. -------------------------------------------------------------------------------- 24 Mayıs 1918, Yevlak Zorlu yolculuğun sonunda, 24 Mayıs 1918 günü heyet Yevlak istasyonuna vardığında, yer-gök "Nuru Paşa!" nidalarıyla inliyordu. Azerbaycan Türkleri, kurtarıcılarını bağırlarına basmak için rayların üzerine serilmişlerdi. İzdiham o kadar büyüktü ki, Nuri Bey trenden inerken duygularına hâkim olmakta zorlanıyordu. Halkın arasındaki coşku, sadece bir askeri karşılama değil, bir milletin yeniden doğuş müjdesiydi. Nuri Bey, kendisine uzatılan ekmeği ve tuzu kabul ederken, kalabalığın içinde bir adamın keskin bakışlarını fark etti. Bu, Mehmed Emin Resulzade’nin gönderdiği gizli bir ulaktı. Ulak, Nuri Bey’in kulağına eğilerek, "Gence sizi bekliyor Paşam, ama kurtlar da pusuda," diye fısıldadı. -------------------------------------------------------------------------------- Sütlüce, 1948 Nuru Paşa anlatmayı bıraktı. Gözleri Hatice’ye daldı. "Biliyor musun Hatice," dedi hüzünle. "Yevlak’ta o gün binlerce insan vardı ama abin Murat’ın gözleri sadece Payitahta, Ayla’sına giden yola bakıyordu. Yine de bir an bile tereddüt etmedi. Vatan aşkı, şahsi sevdasından önce gelirdi." Hatice, abisinin adını ve hiç bilmediği bu gizli sevdayı duyduğunda kalemi elinden düşürdü. Abisi Murat, o meşhur Bakü muharebesinde şehit olduğunda arkasında sadece küçük kardeşi Hatice’yi ve bu gizli aşkın sızısını bırakmıştı. Odanın köşesinde duran İsmail Saylav, Hatice’nin yere düşen kalemini sessizce alıp ona uzattı. Parmakları bir an birbirine değdi. Hatice’nin gözlerindeki yaş, İsmail’in yüreğine bir mermi gibi saplandı ama o sadece, "Buyur Hatice Hanım." diyebildi. Nuru Paşa, masasındaki haritayı Gence’nin üzerine kaydırdı. "Yevlak sadece bir başlangıçtı kızım. Asıl sınav Gence’nin o sancılı günlerinde bizi bekliyordu. Yaz bakalım..." "Bölüm 7: Gence’nin Sancıları..." BÖLÜMÜN SONU…