“Hölderlin, kırk yaşında aklını yitirmeyi makul buldu.” R. Walser Hölderlin’in hayatı, tam ortasında ikiye bölu?nu?r. 1770 ile 1806 arasındaki ilk 36 yılında gu?ndelik hayattan fazlaca uzak olmaktan korksa bile, gu?cu? ölçu?su?nde zamanının du?nyasında yaşayıp o du?nyanın olaylarına katılan Hölderlin, 1807 ile 1843 arasındaki ikinci 36 yılını bir duvar onu dış du?nyadan ayırıyormuşçasına temastan kaçarak olaylardan uzakta geçirir ve hayata karşı tavrını, her tu?r tarihsel niteliğin izlerini silmek u?zerine kurar. Hölderlin’in Deliliği, Hölderlin’in, hayatının ikinci yarısında delilik teşhisini gönu?llu? olarak kabul etmesi u?zerine Giorgio Agamben’in bu durumun nedenlerine felsefi açıdan eğildiği bir kroniktir. Agamben, Hölderlin’de aktif ve pasif, kamusal ve özel, akıl ve delilik, gu?ç ve eylem, komik ve trajik arasındaki karşıtlığı etkisiz hale getiren ve Hölderlin’in Batı du?şu?ncesine bıraktığı politik mirası temsil eden alışılmış bir yaşam göru?r. Alışılmış yaşam, şiirsel bir yaşamdır; kararlaştırılamayacak veya emredilemeyecek bir şekilde, insanlığı şiirsel olarak içinde yaşatır. Hayatın kendisi de dahil olmak u?zere her sanatta ve çalışmada başarısızlığı tek kader olarak kabul eden bir hayat...
"Doğa bütünler zamanların görüntüsünü, Doğa dursun, zamanlar aksın diye, Kusursuzluk için; göğün yüksekliği ışıldar İnsan için, çiçeklerle taçlanmış ağaçlar gibi." 24 Mayıs 1748 Bağlılıkla Scardanelli
Benim için onun sözleri, delilikte Tanrı'nın rabibi olarak söylediği birer kehanet gibi ve elbette, dünyevi her hayat, onu anlamadığı için ona nispetle deliliktir.
Bir keresin de Hölderlin, her şeyin ritim olduğunu söylemişti: İnsanın bütün yazgısı, semavi bir ritimden ibarettir, tıpkı her sanat eserinin, biricik bir ritim olduğu ve her şeyin Tanrı'nın şiir söyleyen dudaklarından salındığı gibi.
St. Clair, Hölderlin'i dinlemenin, tam olarak rüzgarın hışırtısını dinlemek gibi olduğunu söylemişti, çünkü Hölderlin her zaman ilahilerle fısıldıyor ve kesintiler, rüzgarın döndüğü an gibi. O zaman, insan en derin bir anlamı yakalıyor ve onun deli olduğu fikri tamamıyla yok oluyor...
Kişinin niyetlerini, hayran olduğu başkaları ile nasıl ilgilendiğini ve insanlar için hayatın nasıl akıp gittiğini ortaya koyması -bu tür bir iletişim kurma tarzı-, öyle bir yapıdadır ki, kişinin bunun için özür dilemesi gerekir.
Nerede bir halk güzeli seviyor, nerede sanatında dehayı yüceltiyorsa, orada evrensel bir ruh, can veren bir hava gibi eser, orada çekingen bir duyarlılık açılır. Ben sevgisi kaybolur, bütün kalpler merhametli ve yüce olur ve coşku, kahramanlar doğurur. Buna karşılık, nerede ilahi tabiat ve sanatçılar gücendiriliyorsa, orada yaşama zevki kaybolur ve başka her yıldız, dünyadan daha iyi olur. Orada insanlar, varlıklı doğmalarına rağmen giderek yalnızlaşırlar. Yaltakçılık ve onunla birlikte kabalık artar. Bakımla esriklik artar, lüksle de açlık ve yiyecek kaygısı.
Benden ahşap bir tapınak yapmamı istedi. Ben ona ekmeğimi kazanmak için çalışmak zorunda olduğumu, onun gibi felsefi bir huzur içinde yaşayabilecek kadar talihli olmadığımı söyledim. Bana şu karşılığı verdi: "Ah, zavallının biriyim ben." Ve hemen, bir dakika içinde, bana kurşunkalemle bir tahtaya şu dizeleri yazdı:
"Hayatın çizgileri farklı farklı, Patikalar gibi ve sınırları gibi dağların. Buradaki benimizi, Orada tarnamlayabilir bir Tanrı, Ahenklerle, ebedi ödül ve huzurla."