Brezilyalı Jose Mauro de Vasconcelos’un, kendi yaşam kesitlerinden yola çıkarak yazdığı Şeker Portakalı’nı, Türkiye’de yediden yetmişe herkes yıllardır severek okuyor. Romanın kahramanı olan küçük Zeze, çocukların olduğu kadar büyüklerin de yüreklerinde yer etmeyi becermiş sevgili bir çocuktur. Şeker Portakalı’nın ikinci bölümü olan Güneşi Uyandıralım’da sevgili Zeze biraz daha büyümüştür.Küçüklüğündeki biricik dostu Şeker Portakalı fidanı yoktur artık. Onun yerini yeni bir dost almıştır: yüreğinde yer eden sevgili bir kurbağa’dır bu yeni dost. Dizinin üçüncü kitabı olan Delifişek’te ise Zeze’yi daha da büyümüş bulacaksınız. Yeniyetmelikten çıkmakta, tam bir delikanlı olmaktadır. Yaşamın katı gerçekleriyle yüzyüzedir artık. Haklarını arayan, özgürlüğünü yaratmaya çalışan biridir Zeze.
Yaşım yirmiye yaklaşmıştı ve hiçbir işe yaramıyordum Ölsem daha iyiydi. Yüzerek denize açılmak, yorulana kadar yüzmek. Sonra, gözlerimi yiyen yengeçlerin üşüştüğü cesedimi, suyun üzerinde yüzer bir halde bulurlardı. İşte o zaman ölenlere karşı duyulan o sevecenlikle şöyle derlerdi: Ne iyi çocuktu, ne güçlü, ne yakışıklı.
Yakında buradan gideceksin. Kolunu kuvvetle sıktım. Nereden biliyorsun? Nicedir durup sana bakıyorum. Tek bir insanın içinde bunca hayat, bunca huzursuzluk mümkün değil. Natal küçük bir kent, oysa sendeki bu tutkuya kocaman bir dünya gerek.
Babam beni yeniden dinledi, bu kez daha uzun uzadıya. Tek bir beyazın görünmediği simsiyah, düz saçlarına bakıyordum. Belki de sarışın olduğum için sevmiyordu beni. Nedeni bu olmalıydı. Ben hiçbir işe yaramıyordum.
- Ölünün arkasıdan böyle konuşma. + Bu da benim dayanamadığım başka bir şey. Sırf öldü diye birinin aziz olup çıkması. - Seninle ne tartışmak istiyorum, ne de kavga etmek. + Öyleyse bana bir sigara ver.