Svetlana Aleksiyeviç İncelemeleri

Yazar

0

Takipçi

0

Beğeni

268

Görüntüleme

Svetlana Aleksiyeviç İncelemeleri

faik.yilmaz.9
@faikyilmaz9
İnceleme
1a
Çernobil Duası
2025 - 47. Kitap

Kitabın Adı: Çernobil Duası
Yazarı : Swetlana Aleksiyeviç
Yayınevi : @kafkayayinevi
Türü : Roman
Basım Yılı: 2023
Sayfa Sayısı: 460 Sayfa

Düşünceler: 2015 yılında Nobel Edebiyat Ödülü kazanan yazarın en önemli eserlerinden birisi bu. İsveç Akademisi bu kitap yazarın " yeni bir edebi tür " yarattığını iddia etmiş eser edebiyat dünyasında oldukça ses getirmiştir.

26 Nisan 1986 'da meydana gelen Çernobil Nükleer Santrali patlaması sadece bulunduğu Belarus-Ukrayna civarını değil ülkemizde dahil olmak üzere tüm dünyayı etkilemiştir.

Yaşadığım il Trabzon ve Karadeniz Bölgesi facia bölgesine oldukça uzak olmasına rağmen artan kanser vakalarını bu olaya bağlamıştır. Rüzgarla gelen bulutların bölgeye ulaştığı bir gerçek ama tüm vakaların müsebbibinin bu olay olduğu konusu ise araştırmaya açık bir konu.

Eser faciadan etkilenen kurbanların , olay yerine giden askerlerin , bölgede yaşayan tüm insanların yaşadığı sağlık sorunlarını ,travmalarını anlatır. Sadece onları da değil radtoaktivitenin tüm canlılara verdiği ölümcül zararları birinci ağızdan aktaran eserde onlarca farklı karakterin birebir tanıklığı var.

Felaket bölgesinde canlandı başla çalışan görevliler , sansürlenen sadece onlara söylenenleri anlatan bir medya , konu hakkında bilgisi olmayan yavaş yavaş ölen bölge halkı. Ve çaresizlik , korku içinde ölümü beklerken yaşananlar

Onlarca farklı karakter olmasına rağmen olayın öznesi hiç değişmiyor. İnsanların yaşadıkları farklı olsa da duyguları hep birbirine benziyor.

Perde arkasında bırakılmak istenen , büyük kısmı hâlâ karanlıkta kalan Çernobil ile ilgili bu eşsiz ve özgün eseri çok beğendim. Yer yer tekrara düşmüş sadece. Mesela herkese votka dağıtıldığını defalarca duymak zorunda kalıyoruz.

Onun dışında sevdim ve herkese de tavsiye ediyorum.
Çernobil Duası
Svetlana Aleksiyeviç - Kafka Kitap - 2017
385
Neşe
@nese
İnceleme
2a
Atoma Karşı Kürekle Savaşanlar
Çernobil faciası yaşandığında biz çocuktuk. O güzel Karadeniz şehrinde dik bir tepenin üzerindeki evimizde geceleri hırçın dalgaların kayaları döven sesleriyle uykuya dalarken, başımızı nemli yorganın altına sokar, güvende olduğumuzu hissetmenin rahatlığıyla uykuya dalardık. En büyük derdimiz, sabah olunca o tepeden epeyce aşağıdaki bakkala ekmek almaya kimin gideceğiydi.

O sırada mutfakta demlenen mis gibi çayın ne kadar kıymetli olduğunu bilecek yaşta değildik. Bir de Havva Teyze’nin kocaman tabakta getirdiği fındıkların değerini...

Tabiat karşısında çaresiz olduğumuzu henüz bilmiyorduk. Sonra biz çocuklar bile korkuyu öğrendik. Havadan korktuk, sudan, topraktan, yiyeceklerden... Üstelik Çernobil ve bizi ayıran koskoca bir denizin ötesinde bu kadar çok korktuk. Orada bu felaketi yaşayanların ne halde olduklarını hayal bile edemezdik.

Sonra biz duyduk, dinledik, gazetelerde okuduk, televizyonlarda izledik. Daha çok korktuk. Evlerimizde artık çay demlenmiyordu. Çevremiz balık ve fındıkla doluydu ama biz artık yiyemiyorduk. Ne kadar da mağdurduk! Neyse ki büyük adamlardan biri çıkıp televizyonda çay içti de içimiz rahat etti. Oh, neyse ki korkacak bir şey yoktu!

Sonra yıllar geçti, ailemizde, çevremizde kanser olmaya başladı insanlar. Bir kuzenim doğdu, hiç göremedik, iki hafta içinde öldü. Yıllar geçtiği halde annesi o travmayı hiçbir zaman atlatamadı. Nasıl bir canlı dünyaya getirmişti bilmiyorum ama ailede bizden gizli yapılan yorumlardan korkutucu bir şey olduğunu anlayabiliyorduk.

Net olarak anlayabildiğimiz şey, toprağın, havanın ve suyun yıllarca zehirli kalacağıydı.

Şimdi bu kitabı okurken o zamanlara geri dönmüş gibiyim. Zaten bugün de başka korkularla uğraşıyoruz. Bu defa sadece Çernobil değil, bütün dünya...

Tabiat kafamıza kafamıza vuruyor; haddini bil, sana sunduğum nimetleri kabul et ve benimle uğraşma diyor. Hâl böyleyken bile hırslarımızdan arınamıyoruz. Ormanı yağmalıyor, göllere saldırıyor, denizleri katlediyoruz. Sanırım insanoğluna müstahak.

Çernobil faciası çok uzun bir hikâye. Birkaç yıl değil, nesiller boyu sürecek elim bir hikâye.
Kitap, orada bu faciayı yaşayanların, tanıkların anlattıklarıyla dolu. Reaktör çalışanları, mühendisler, işçiler, ev kadınları, gazeteciler, yaşlılar, gençler... Yaralılar, ölenler, tahliye edilen evler ve köylerin dramıyla dolu.

“Bebekler neden ölüyor?"
“Çünkü onlar bizim çocuklarımız, bizim çocuklarımız yaşamayacak. Doğacaklar, sonra da ölecekler.”
Artyom yedi yaşında; beş yaşında gibi duruyor. Gözlerini kapattığında, uyuyor sanıyorum. Beni görmediği için ağlamaya başlıyorum. Sonra gözlerini açıp, "An­ne, şimdiden öldüm mü?" diye soruyor.

Okuması bile bizlere acı verirken, bunu yaşayanların neler hissettiğini hayal etmek dahi mümkün değil.
Yine de hepsinin vardığı son nokta; nereye gidebiliriz, biz burada yaşamak zorundayız düşüncesi oluyor.

Nükleer enerji günümüzde nasıl da ayağa düştü değil mi? İnsan her şeyin sahibi olmaya çalışıyor. Endüstri devrimi, atom bombası, nükleer başlıklar; her şey bizim kontrolümüzde! Yaşanan faciaları politikalarla örtmeye çalışıyor, sorumluluktan kurtulsak bize yeter diyoruz. Suç kimde?

Sonra, yeni baştan başlıyoruz. Yeni felaketler yaşanana kadar devam ediyoruz.
Kabul et artık, bilim ve doğa senden hoşlanmıyor. Çünkü sürekli karşısına çıkıp çelme takmaya çalışıyorsun. Onlarla beraber uyum içinde yürümeyi öğrenmedikçe, sana daha güzel bir dünya yok!
Çernobil Duası
Svetlana Aleksiyeviç - Kafka Kitap - 2017
601