İlk kitabı “Renkler Kararırken”in ardından olgunlaşan şiir diliyle karşımıza çıkan Birgi, “Düşünen Adam”, “9 Milyar Mikron”, “Göğü İzle Astronom” gibi şiirlerde felsefi derinliği kendine has üslubuyla buluşturuyor.
Yalnızlık, kent yaşamı, toplumsal eleştiri ve varoluşsal sorgulamaları metaforik bir dille işleyen şair, modern insanın iç dünyasına ayna tutuyor. İstanbul’dan izler taşıyan şiirlerinde günümüz insanının çelişkilerini ve arayışlarını ustalıkla yansıtıyor.
Cem Birgi’nin yeni kıtabı "Ferfecir Şiirler”, kentli bireyin varoluş sancılarını, modern yaşamın çelişkilerini ve insanın evrendeki yerini sorgulayan şiirlerden oluşuyor.
“Ferfecir Şiirler”, genç kuşak şairlerinden güçlü bir ses olarak dikkat çekiyor.
Delilik kolay bir şey değil genç adam. Siyahla beyaz arasına sıkışmış bir ömür ne kadar güzel olabilir ki? Dünyanın renkli oluşu asıl meseledir. Bütün renklerin ne anlama geldiğini çözebildiğinde bilge oluyorsun. Delilik renklerden feragat ettiğinde başlıyor.
Dünya büyük bir oyuncak gibi, beyinlerimiz programlanmış. Dekorlar olağanca bina, dağ, tepe, deniz, yol ve diğer insanlar. Pilimiz bitinceye değin oynayacağız bu oyuncak dünyada.
… Düşlerim var düşlerim Allı, morlu, siyah pullu Karanlığı bir damla aydınlatmayan Bir kızıl gölge ki peşimden ayrılmayan. ... (s.256)
Hepimizin yaşam ile mücadele yöntemleri farklı, bazılarımız kitaplara, bazılarımız dualara tutunur. Bazılarımız da bizi daha da dibe çekecek bazı bağımlılıklara..
Kitap üç bölümden oluşuyor. İlk bölüm olan “Dört Adam..” başlığıyla bu dört arkadaşın Zabarnava Akıl Hastanesindeki günlerinin nasıl geçtiğini , birbirleri ile olan bağlarını, hayat ve sistem hakkında sohbetleriyle de bakış açılarını okuyoruz. Hastanenin soğuk duvarlarını, volta atılan uzun koridoru, bahçedeki banklarda, köşelerde dağılmış insanları hissettiğimiz bu bölüm biraz soğuk.
“Burası kimileri için dilini bilmediğin yabancı bir ülkede uyanmak gibi. Sıfırdan ve acımasız” (s:55)
İkinci bölüm “Yaşayışlar..” ile onların bu hastane kapısına nasıl ulaştıklarının anlatıldığı bölüm. Yazar karakter isimlerini farklı kullanmayı tercih etmiş ve birbirlerinin hayatlarına dolaylı olarak dahil etmiş karakterleri. Konu edilen bağımlılıklar; alkol, madde, sigara ve kumar.. Bu bölümde karakterler tek tek sahneye çıkarılıp, hayatları ve duvarın ardına gelişleri anlatılmış belki de sığınışları demek daha doğru olacak. Ricciardo Ofrino, Armin Keshkin, Pavel Permidev ve Volan Saphuri. Okurken bazen anlam veremediğim ve şımarıklık olarak değerlendirdiğim davranışlar sergileyen bu dört adama, kitap ilerledikçe çok uzaktan baktığımı fark ettim. Biraz daha yakından bakıp anlamaya çalıştım hepsini.
“Hayat karşıt eylemlerin iç içe geçtiği yüksek bütçeli bir illüzyon gösterisiydi.” (s.290)
Üçüncü Bölüm “İstikamet…” başlığında tekrar hastaneye dönüyoruz bu bölümde hastane biraz hareketleniyor ama yine soğuk rüzgârlar eşliğinde karakterler için bazı son ve başlangıçlar meydana geliyor. Duygulu ve az da olsa umut serpilmiş..
“Yarının belirsizliği bizi yaşamaktan alıkoymamalı” (s.324)
Yazarın daha önce yayınlanmış iki şiir kitabı var. Gerçek bir hayat hikayesinin üzerine kurgulanmış bu kitap yazarın ilk romanı ve kendi şiirlerinden de eklemeler yapmış. Dili oldukça sade ve akıcı. Konuşmalarda tırnak işareti kullanılmadığı için bazen diyalog devam mı ediyor yoksa bitti mi diye karıştırılabilir bunun dışında ilerleyişi beğendim. Yazarın ilk romanı olmasına rağmen oldukça başarılı ayrıca farklı bir bakış açısı kazandırdığı ve farkındalık oluşturduğu için okumaya değer.
Bu kitap vesilesiyle ne olursa olsun umuda tutunanlara selam olsun.
“ .. Korkma, siyah düşlerin griye açılır elbet Karanlığın hükmü bir mumla yıkılır elbet.” (Ferfecir Şiirler,s.75)
Renkler Kararırken kayıp, yas ve hatıralar üzerine yoğunlaşan, duygusal bir yolculuğu anlatıyor. Şair bir yandan geçmişin izlerini sürerken, diğer yandan iç dünyasıyla hesaplaşıyor. Girişte kısa bir hayat hikâyesi karşılıyor bizi. Şiirlere geçmeden önce "derin bir nefes al ve öyle oku satırlarımı" der gibi. Ve bu çarpıcı hayat hikâyesi bir roman okuyorum hissini yaşatmaya başlıyor bende. Ellen Marie Wiseman/ Ardımda Kalanlar kitabını okurken ki yaşadığım o ağırlığı yeniden alıp yerleştiriyor yüreğime. Üzülüyorum çok. Sayfa 78 / "sorgulama, üzülme, yaşama"
"Bu hayatta niye hep neden ararsın, neden? Boş vermeyi bil bırak, olacağı varmış zaten. Şu iki günlük macerayı yaşa, Hepimiz girecekken tabuta, sorgulaman hata." Bu sayfa biraz nefes aldırıyor sanki. Umudunu bir papyon gibi takıp soru işaretine, jölesini sürerken virgülüne, gülümsüyor yeni bir sayfaya. Şair, takım elbise giydirmiş şiire diyorum. Evet karmaşık duyguları, içsel çatışmaları ve kabullenme süreci oldukça fazla ön planda olan bir kitap ama yine de "Renkler Kararırken" beyaz renkle yazıldığı için siyah bir kapağa, gelecek olan güzel günlerin habercisi gibi de duruyor. Sözlerime son verirken samimi bir okur itirafı bırakmak istiyorum buraya. Sevgili Cem Birgi, bir roman yazsa daha büyük bir etki yaratacaktır edebiyat adına.