Belki farkında değilsin ama, Murat'ı, onun seni sevdiğinden de çok seviyorsun sen. Vazgeçebilecek kadar çok Asla vazgeçmem, demek, aşkın bencil yüzüdür. Vazgeçebilmek ise yürek ister! Zor olanı seçiyorsun sen.
yine de bir adın kalmalı geriye bütün kırılmış şeylerin nihayetinde aynaların ardında sır yalnızlığın peşinde kuvvet evet nihayet bir adın kalmalı geriye bir de o kahreden gurbet beni affet kaybetmek için erken, sevmek için çok geç.
Şöyle bir düşün: O günlere dönebilsen, yüreğinin peşine takılıp seni götüreceği yere gitmeyi yeğlemez miydin? O günler, ah o günler Neden rahat bırakmıyorsunuz beni? Neden bir türlü kopamıyorum sizden.
Ayrılık; hüznü, acıyı, özlemi, gözyaşını içinde barındıran çok özel bir sözcük! Aynı zamanda kişilikli, karşı konulamayan, önünde umarsızca boyun eğilen; biraz da acımasız bir kavram.
Dünya üzerindeki çöllerin tümündeki kum taneciklerini düşün Ve her birinin suya duydukları özlemi. Senden ayrı olduğum her an, aynı kavurucu özlemi duyuyordum ben.
Ağlama sakın çocuk, ağlama ! Korkmayana zarar gelmez, bunu bil. Sevgini hep söyle, saklama. Aklından korkuyu, gözlerinden yaşı sil. Ağlama değil de sanki ağla diyor Tanpınar. Sevgini söyleyemedin 'içinde sakladın. O halde ağlayabilirsin, ağla.
Evet bitti. Zor oldu ama bitti. Neden bitti biliyor musun? İnanmaya gücüm kalmadığı için bitti. İncittiğin yerler daha geçmedi diye bitti. Senden vazgeçmem sandığın için bitti. Uğruna gösterdiğim sabrı anlamadığın için bitti. Zerre kadar değişmeyeceğin için bitti.
Her hayırlı iş, belli belirsiz bir gölgeyi bünyesinde barındırıyor. Pürüzsüz sevinçler yok yaşamda. Siyahın içinde beyaz, beyazın içinde siyah Kaçınılmaz durum!
Gördüğüm bir filmdeki replikler düşüyor aklıma: Neden evli değilsin? Önceleri evlenmek için çok gençtim. Sonra da hiç vaktim olmadı. Geçen yıl, 10 dakikalık bir fırsat geçti elime. Onda da saati kurmayı unutmuş, uyuya kalmışım!
Ortasında debelendiğim her geçen gün derinleşen kuytu ve karanlık boşluğu dolduracak bir şeylerin arayışı içindeyim. Neyi aradığımı, neyi bulmak istediğimi bilmeden, aniden yanıverecek bir umut ışığının çorak dünyamı aydınlatmasını bekliyorum.
Yeterince sahiplenmemek, yeterince sevmemek anlamına mı geliyor? Öyle olmaması gerektiğini düşünüyorum. Karşısındakini boğmadan, bunaltmadan, özgürlüklerini kısıtlamadan da sevemez mi insan?
Nazım Hikmet'in demir parmaklıklar arkasında yaşadığı sürgün, yüreğimdeydi benim dünya üzerindeki çöllerin tümündeki kum taneciklerini düşün. Ve her birinin suya duydukları özlemi. Senden ayrı olduğum her an, aynı kavurucu özlemi duyuyordum ben.
Seni düşünmek güzel şey ümitli şey dünya'nın en güzel sesinden en güzel şarkıyı dinleme gibi birşey Fakat artık ümit yetmiyor bana, ben artık şarkı dinlemek değil şarkı söylemek istiyorum
Murat her gün 1 tane şiir ile gelecek okula. Sevdiği şiirleri el yazısıyla yazıp Aslı’ya veriyor. Şiirler genelde Nazım Hikmet’ten oluyor ve kitaptaki bütünlüğe o kadar uyum sağlamış ki, sanki bu şiir kitabın bu kısmı için yazılmış hissine kapılıyor.
Her gün, her an yeni bir evrene giriyoruz. Boş yere hayatımızın farklı olmasını diliyor, kendimizi başkalarıyla ve kendimizin farklı versiyonları ile karşılaştırıp duruyoruz ama gerçekte çoğu hayat bir yere kadar iyi ve bir yere kadar kötü.
Bilim bize yaşamla ölüm arasındaki gri alanın gizemli bir yer olduğunu söylüyor. İki durumda da olmadığımız bir nokta var. Belki de iki durumda birden olduğumuz. Hem hayatta hem de ölü. İki durum arasında olduğumuz bu anda, her zaman değil, yalnızca bazen, kendimizi yalnızca öyle ya da diri değil, evrensel dalga fonksiyonuyla uyum içinde gerçekleşebilecek bütün kuantum olasılıkları deneyimleyebilecek, gecenin birinde Longyearbyen'daki bir mutfakta bu şekilde sohbet de edebilecek, Schrödinger'in kedisi misali bir şeye dönüştürüyoruz..
Direnmek gücüne sahip olanlar başkalarından farklı değildir. Aradaki tek fark, onların aklında belli bir hedef olması ve o hedefe ulaşmaya kararlı olmalarıdır. Direnme gücü, dikkatimizin kolayca dağılabildiği bir hayatta odağımızı koruyabilme yeteneğidir. Bedenimiz ve zihnimiz sınıra dayandığında bile yaptığımız işi yoğunlaşmayı sürdürmek, dikkatimizi dağıtmadan, etrafa bakıp birilerini bizi geçebileceğinden endişe etmeden kendi kulvarımızda yüzmeyi sürdürebilmektir...
Benim en sevdiğim taş, kaledir. Ona dikkat etmen gerektiğini düşünmezsin. Dürüst bir taştır. Gözünü vezirin, atın, filin üstünde tutarsın çünkü onlar içten pazarlıklıdır. Ama çoğu zaman kaleye yenilirsin. Dürüstlük her zaman bizim zannettiğimiz gibi bir şey değildir.
Belki de halim yoktu. Belki hiçbir hayatımda halim yoktu. Yani, belki de ben böyle biriyimdir. Bir denizyıldızı bütün hayatlarda denizyıldızıdır. Denizyıldızının uzay mühendisi olduğu bir hayat yoktur. Belki benim de hiçbir hayatımda bir şey yapacak halim yoktur.
Buradaki bütün hayatlar, hayattır. Yani o hayatta ölebilirsin ama hayata girmeden önce ölmüş olamazsın çünkü Gece Yarısı Kütüphanesi hayaletler kütüphanesi değildir. Burası bir olasılık kütüphanesi. Ölümse olasılığın karşıtıdır.