Babamın ölümünü uzun süre reddettim. Kabullenemedim. Erkek için babanın ölümü bir başlangıçtır. Hem yarım kalırsın hem tamamlanırsın. Ardından gölge çekilir, yaslanacağın bir duvar bulamazsın.
SABAHLEYİN uyanınca, başında bir ağırlık. Vücudu çok kuvvetli el, onu leğenden çıkmış bir çamaşır gibi siksa ve bursa Kollarında ve bacaklarında uğulmak ihtiyacı. İki bursa. İki kuvvetli el. Ve birdenbire patlayan bir his de posundan rul ruha boşalan bir Selma özleyişi. Selma, Selma, Selma! Onu bugün görmesi lazım. Hatta şimdi, şimdi gidip görmeli.
Bir filin hortumunda havaya kalkan bir apartman gibi acayip manzaralar arasında, bazı kelimeleri kabaran, fakat mânâları anlaşıldığı hâlde, geri kalan kelimeleri yakalanmayan cümleler, kulakla duyulmuşa benzeyen bir sesle tekrarlanıyordu.
ellerini sabunlar, sabunlar, tırnaklarını fırçalar, fırçalar, peşinden suyu boşaltır; sonra yine sabun, fırça, su; bir daha, bir daha, bir daha ve eller yorulup da öfkelenen sabunu zaptedemeyecek hâle gelinceye kadar, hayalî kirleri temizleme ameliyesi devam ederdi.
Hayatını bilinçli şekilde anlamlandırmak, analiz ve sentez yaparak kişisel gelişimine katkı sağlamak isteyenler için tatilin en değerli hali kitap okumaktır.
Hepimiz sosyal nezaketin kurbanı değil miydik? Felaketleri zarafetle karşılamaya kendimizi zorunlu hissetmiyor muyduk? Utanmaktansa mahvolmayı, yok olmayı bile tercih etmiyor muyduk?
Kırk beşinci doğum günümün akşamında, tek başıma çalışma masamda otururken, insanın kendine sorabileceği en kalıplaşmış soruyu sordum; Nereye gitti hepsi?
Memleketin yedi bölgesindeki bütün kızlar; ister kendini muhafazakar, ister modern kabul eden, ister insanın dişisine 'bayan' ister 'kadın' diyen, ister gıyabında örtünmesine veya açık gezmesine karar verilen ailelerde büyüsünler, sonuçta kızların hepsinin vardığı yer aynıydı: kadının diploması sadece ve sadece bir çeyiz olarak kabul görmekteydi.
"Uyu! Gözlerinde renksiz bir perde, Bir parça uzaklaş kederlerinden. Bir ruh gülümsüyor gibi derinden, Mehtabın ördüğü saatler nerde? Varsın bahçelerde rüzgar gezinsin, Yağmur ince ince toprağa sinsin, Bir başka alemden gelmiş gibisin, Dalmış gözlerinle pencerelerde"
Günlerle ve gecelerle ne yapacağımı bilmiyorum, özellikle öğle sonralarıyla ne yapacağımı hiç bilmiyorum, üzüntü oralara saklanır, kımıldamayan bir kedi gibi, öylece durur ve sana bakar,...
"Bu odayı veya müziği biz istemedik Davet edildik sadece Bu yüzden... Madem karanlık etrafımızda Dönelim yüzümüzü ışığa. Bolluğa minnettar olmak için Katlanalım zorluklara Keyfin tadına varabilmemiz için acı verilmiş bize Ölümü reddetmemiz için hayat verilmiş bize Bu odayı veya müziği biz istemedik Fakat madem buradayız Dans edelim gitsin"
Bazen düşünüyorum da acı, en somut fiziksel acı, dünyadan ayrılmamızı kolaylaştırmak için gönderilmiş olmalı. O korku dolu saatlerde en korkunç olayı düşünmemek için.