Marcus Aurelius ve Epiktetos, "Başımıza dert olan, bizim nesnelerle ilgili yargılarımızdır," derken, elbette ki bir olayın anlamını kendi kendimize tanımlamak üzere içimizden geliştirmenin kendi gücümüz dahilinde bulunduğu söyleme atıfta bulunuyorlardı. Bizim başımıza dert açabilecek olan işte bu yargıdır. Ancak burada devreye stoacılığın en temel dogması girer: Ahlaki iyilikten başka iyilik ve ahlaki kötülükten başka kötülük yoktur; ahlaki olmayan, yani bizim seçimimize, özgürlüğümüze, yargımıza dayanmayan her şey de önemsizdir ve bizim için bir dert olamaz. Eğer derdimiz nesneler üzerinde verdiğimiz kendi yargılanmızsa, o halde biz bu temel dogmayı unutmuşuz demektir. Demek ki rıza disiplini, iyilikler, kötülükler ve önemsiz şeyler öğretisiyle sıkı bir bağ içinde bulunmaktadır. (XI, 16)